Felçle tedavisiyle ilgili en son gelişmelere, en güncel tedavi yöntemlerine aşağıdaki makalemizde ulaşabilirsiniz
Felcin %100 bitkisel tedavisive bitkisel ürünler hakkında bilgi için tıklayın
Felç Tedavisinde Yeni Umut: Nogo
Gözalıcı
başarılarına karşın tıp biliminin çare bulamadığı bir sorun, omurilik
yaralanmalarının yol açtığı felç. Gerçi felçli hastaları kısmen de olsa
iyileştirebilmek için mekanik elektronik düzenekler geliştirilmiş
bulunuyor. Hatta bunlarla biyolojik araçları birleştiren “biyonik
çözümler” de tasarım ve deney aşamasında.
Yeni denenen bir yöntem de, kök hücreler aracılığıyla yeni sinir
hücreleri üretmek. Bu çalışmaların odağı, miyelin denen sinir hücre
kılıfının onarılmasıydı. Oysa, yeni bir buluş miyelinin, beyin ve
omurilik hücrelerinin bağ yapmasını engelleyen bir proteinin yatağı
olduğunu ortaya koydu. Nogo adlı proteinin belirlenmesi, uzmanlarca
sinir onarımı için geniş ufuklar açan bir gelişme olarak
değerlendiriliyor.
VÜCUT dokularının çoğu, örneğin kas, deri, karaciğer ve çevre
sinirleri (periferik sinirler), yaralandıktan sonra kendilerini tümüyle
onarabilirler. Gariptir ki, merkez sinir sistemini oluşturan beynin ve
omuriliğin, böyle bir becerisi yoktur.
Yaralandıktan sonra kendilerini hemen hemen hiç onaramazlar. Erişkin
canlılarda merkez sinir sistemi, yeni nöronlar ve yeni aksonlaroluşturamaz.
Nitekim merkez sinir sisteminin kendini yenileme (rejenerasyon) gücü çok
sınırlı olduğundan beyin ve omurilikten kaynaklanan felçler çoğu kez
kalıcı oluyor.
Merkez sinir sistemindeki aksonlar acaba neden yenilenemiyorlar?
Yüzyıl kadar önce Santiago Ramon y Cajal şunu gözlemledi: Beyin ve
omurilik aksonları, yaralandıktan hemen sonra, uzamaya çalışıyorlar;
fakat bu çaba az sonra duruyor. 20 yıl kadar önce David ve Aguayo şu
ilginç gerçeği ortaya koydu: Erişkinlerde merkez sinir sistemi
aksonları, bir çevre siniri grefi (nakledilmiş parça) içinde çok
uzayabiliyorlar.
Bu gözlemler şu varsayıma yol açtı: Aksonların merkez sinir sistemi
içinde büyüyememelerinin nedeni, merkez sinir sisteminde bulunan
oligodendrosit ve astrosit adlı destek hücreleri (Bunlara toplu olarak
glia denir. Glia sinir hücreleri (nöron) arasına serpilmiştir). Schwab
ve arkadaşlarıysa deneylerle şunu kanıtladılar: Omuriliğin arka kök
sinir düğümlerinde (ganglia) bulunan nöronlar, hücre kültürlerinde,
iletişim kurmaya yarayan aksonlarını asla oligodendrosit hücrelerine ya
da oligodendrosit hücrelerinin aksonlar etrafına sardığı yağlı miyelin
kılıfına uzatamıyorlardı. Bunun yerine, aksonlar çevre sinirlerine ait
glia hücrelerine yöneltiliyordu. (Oligodendrositlerin görevlerinden
biri, yağlı miyelin maddesini sentezleyerek aksonların etrafına sarmak
ve böylece akson elektriğini yalıtmak).
Bu deneyler sonucu, akson düşmanı miyelin moleküllerinin neler
olduğunu bulmak ve onları etkisizleştirerek aksonları onarabilmek umudu
doğdu. Schwab ve arkadaşları miyelinde molekül ağırlıkları 35 000 ve
250000 olan iki akson düşmanı protein buldular. Bunlara N135 ve N1250 de
deniyor (molekül ağırlıkları nedeniyle).
Aynı araştırmacılar bu iki proteine karşı IN-1 adını verdikleri bir
monoklonal antikor geliştirdiler. Bu antikor, hücre kültürlerinde
oligodendrosit hücrelerinin ve miyelinin akson büyümesini engelleyici
etkisini ortadan kaldırıyordu. Schwab ve ekibi omuriliği yaralanmış
erişkin sıçanlara IN-1 enjekte ettiklerinde, yaralı dokudaki aksonların %
5’inin kendilerini yeniden oluşturduğunu gördüler; sıçanların
yürümesinde önemli düzelmeler olmuştu.
10 yıl sonra daha da ileri bir adım atılarak, insan ve sıçanlarda
Nogo geni bulundu. Bu genin yaptırdığı Nogo A, Nogo B ve Nogo C
proteinleri, miyelindeki akson düşmanı maddelerin ta kendileri. Nogo A
1163, Nogo B 360 ve Nogo C 199 amino asit içeriyor. Nogo A ile
sığırlardaki bN1220 ve sıçanlardaki N1-250 proteinleri aynı yapıda
bulunuyor. Nogolar hücre zarını delip geçici (transmembranik) proteinler
sınıfında yer alıyorlar. Bu gibi proteinlere retikülon deniyor; Nogo,
retikülon ailesinin 4. bireyi: yani retikülon 4-A.
Beklendiği gibi Nogo A, merkez sinir sisteminde miyelinde ve miyelin
yapıcı oligodendrosit hücrelerinde bulundu. Çevre sinirlerinde ve çevre
sinir kılıflarındaki Schwann hücrelerinde Nogo-A yoktu. Nogo B ve Nogo C
bazı nöronlarda, böbrek, kıkırdak, deri, akciğer ve dalakta, Nogo C ise
iskelet kasında bulundu. Merkez sinir sisteminde oligodendrosit
hücrelerince yapılan miyelinin fibroblastların (bağ doku hücreleri)
yayılmasını ve aksonların uzamasını, yani merkez sinir sisteminin
onarılmasını ketleyici etkisi, Nogo proteinlerinden ileri geliyor. Bu
ketleme Nogo proteinlerine karşı oluşturulmuş serumlarla, yani anti-
Nogo serumlarıyla, ortadan kalkıyor. Nogo-A sığır, sıçan ve insandan
başka sinek ve solucanlarda da bulunuyor.
Nogo-A, IN-1 antikoruyla birleşen 250 000 molekül ağırlıklı bir
protein. Nogo-B ve Nogo-C’den biri de IN- 1’le bağlanan 35 000 molekül
ağırlıklı protein. Nogo-B ve C’nin akson düşmanı olup olmadığı, Nogo-A
molekülünün hangi parçasının aksonları ketlediği ve Nogo-A’nın hücre
zarındaki biçimi henüz bilinmiyor.
Bu buluşların ardından bir de sürpriz geldi: Nogo-A’nın molekül
yapısı, onun hücre içinde ‘endoplazmik retikulum’ denilen borucuk
sistemi içinde bulunduğunu gösteriyordu. Acaba Nogo-A oligodendrosit
yüzeyine çıkabiliyor muydu? En azından endoplazmik retikulumda bulunan
diğer iki miyelin oligodendrosit yüzeyine çıkabiliyorlardı.
Oligodendrositlerin hücre kültürlerinde boyayla işaretleme yöntemiyle en
azından bir miktar Nogo A’nın oligodendrosit yüzeyinde bulunduğu
gösterildi. Fakat temel bazı sorunlar henüz çözülmüş değil. Nogo-A,
canlı vücutta da tüpte olduğu gibi akson büyümesini engelliyor mu? IN-1
antikoru Nogoyu nötralize ederek akson yenilenmesini arttırıyor mu? IN-1
her ne kadar hücre kültürlerinde Nogo- A’nın akson düşmanlığını
engelliyorsa da, henüz bileşimi bilinmeyen birçok omurilik proteinine de
bağlanıyor. Aksonların onarılmasını ketleyen diğer moleküller de
biliniyor: Örneğin aksona yol açıcı proteinlerden semaforinler,
efrinler, slit ve ayrıca diğer bazı miyelin molekülleri. Ayrıca,
miyelinle birarada bulunan glikoprotein (MAG) ve bazı proteoglikanlar.
Nogo geninin bulunuşundan sonra yeni olanaklar doğdu; örneğin
spesifik anti-Nogo A antikorlarının, IN-1 gibi, canlılarda akson
onarımını arttırıp arttırmadığı ve Nogo proteini yapamayan gen aktarımlı
(transgenik) farelerde merkez sinir sistemi aksonlarının yenilenip
yenilenmeyeceği araştırılabilecek.
Eğer miyelinin akson düşmanlığı yenilebilirse, akson onarımı
garantilenmiş olacak mı? Son zamanlarda Davies ve arkadaşları omurilik
arka kök sinir düğümlerinden alınmış nöronları beynin miyelinli
bölgelerine naklettiler ve hayretle nöronların kendilerini onardıklarını
gördüler. Miyelinin ketleyici etkisi yaralanmadan sonra ortaya çıkıyor
olmalı; Nogonun hücrenin içinde olması da buna uyuyor. Davies akson
onarımını miyelinden çok, yara bölgesinde etkinleşmiş astrosit
hücrelerinin engellediğini düşünüyor.
Fakat glia ketlemesinin tamamı önlense bile geriye bir sorun daha
kalıyor: Nöronlar yaşamak ve büyümek için hayat boyu uyarılmak
zorundalar. Beynin birçok bölgesinde, aksonların kesilmesi, bu uyarıcı
etkenleri ciddi şekilde bozar; bunun sonuysa, nöron ölümü ve onarımın
durması. Bu nedenle yaralı aksonların uzamasını sağlamak için, hem
miyelinin akson düşmanlığı nötrleştirilmeli, hem de nöron büyümesi
hızlandırılmalı.
Bir başka şaşırtıcı deney: David ve arkadaşları miyeline bağışık
kılınmış farelerde sinir onarımının on kat arttığını gösterdiler. Bu
farelerin yarısında aksonlar omurilikte uzun mesafelere gidecek biçimde
uzadılar; bu gibi farelerde felç önemli ölçüde iyileşti. Bu da bize
miyelinin, akson düşmanlığını yenmemizde ne kadar yararlı olabileceğini
gösteriyor.
Omurilik ve beyin kaynaklı felçlerin kökten tedavisi belki de çok uzaklarda değil.
Kaynak:
Bilim ve Teknik Dergisi