Tedavide öncelikle dikkate alınması gereken nokta besin allerjilerinin saptanması ve devreden çıkarılmasıdır. Bugüne dek pek çok araştırma, egzamada besin allerjilerinin rolünü belgelemiştir (bkz. BESİN ALLERJİLERİ). Besin al-lerjisiyle ilişkili diğer durumlarda olduğu gibi, en iyi tedavi önlem almaktır ve en iyi önlem, bebeklik döneminde emzirmektir. Araştırmalar emzirmenin çocukta egzamaya ve genel olarak allerjilere karşı önemli bir koruma sağladığını destekler.
Emzirilerek beslenen bebekte egzama varsa, bu genellikle anne sütündeki allerji yapan antijenlerin bebeğe geçmesi sonucudur. Böyle bir durumla karşılaşan anne öncelikle yaygın besin alerjenleri olan süt, yumurta ve yer fıstığından, gerekiyorsa balık, soya, buğday, turunçgiller ve çikolatadan uzak durmalıdır. Annenin bu yaygın alerjenlerden kaçınması olguların çoğunluğunun tamamen iyileşmesini sağlamıştır. Daha büyük veya hazır mamayla beslenen çocuklarda süt, yumurta ve yerfıstığı egzamayı tetikleyen en yaygın besin alerjenleri arasındadır. Bir araştırmada, çocukluk çağındaki egzama olgularının yaklaşık yüzde seksen birinden bu üç besin maddesi sorumlu bulunmuştur. Diğer bir araştırmada, şiddetli egzaması olan çocuklardan yüzde altmışının şu yiyeceklerden biri veya ikisine allerjik tepkisi olduğu saptanmıştır: Yumurta, inek sütü, yerfıstığı, balık, buğday veya soya fasulyesi. Bununla birlikte, aslında her yiyecek allerjik tepkiye yol açabilir.
Besin allerjilerini en iyi teşhis yolu "eliminasyon ve ekleme" yöntemidir. Bu yöntemde, allerjiye yol açtığı kuşkulanılan yiyecekler en az on gün süreyle beslenme programından çıkarılır, sonra teker teker ve etkileri dikkatle izlenerek yeniden beslenme programına alınır (ayrıntılı bilgi için BESİN ALLERJİLERİ bölümüne bakınız). Bu yaklaşım özellikle çocukluk çağındaki egzamada yararlı olur. Süt ürünleri, yumurta, yerfıstığı, domates, yapay renklendirici ve koruyucuların elenmesi gibi basit bir yol, olguların en az yüzde yetmiş beşinde önemli düzelme sağlar. Besin allerjilerini saptamak için kullanılan laboratuvar yöntemlerinden en yararlıları ELISA IgE ve IgG4 adlı olanlardır
Egzaması olan çocuklarda "sızıntılı bağırsak sendromu" (artmış bağırsak geçirgenliği) durumuna besin allerjilerinin neden olduğu düşünülmektedir. Bağırsak geçirgenliğindeki artış sonucu, bağışıklık sistemine ilave yük binmesi giderek bağışıklık sisteminin başa çıkamayacağı noktaya gelir ve yeni allerjilerin gelişmesi olasılığını artırır. Daha başka allerjilerin gelişimini önlemek için, allerjiye neden olan besinlerin olabildiğince erken aşamada saptanması gerekir. Çoklu besin allerjisiyle uğraşmak, beslenme programını fazlasıyla kısıtlayacağı için gerçekleştirilemeyecek kadar zor olabilir. Ancak allerjiye yol açan besinlerin erken aşamada saptanıp elenmesi yeni allerjilerin gelişiminide engelleyecektir.
Belirli bir yiyeceğe allerjiniz varsa, en az bir yıl ondan uzak durun. Araştırmalar, hastaların allerji yapan yiyeceklerden bir yıl kadar uzak durabilmesi halinde, pek çoğunda aller-jinin ortadan kalktığını veya giderek azaldığını göstermiştir. Bir araştırma, beş ana besin alerjeninden (yumurta, süt, buğday, soya ve yerfıstığı) uzak durabilen egzama hastalarında besin allerjilerinin kaybolma oranının yüzde yirmi altı, diğer besin alerjenlerinde allerjilerinin kaybolma oranının ise yüzde altmış altı olduğunu göstermiştir.
Kandida (Candida albicans)
Kandida (Candida albicans) adlı sık rastlanan mantarın mide-bağırsak sisteminde aşırı çoğalması, egzama dahil birçok allerjik duruma neden olan unsurlar arasında gösterilmektedir. Allerjiye eğilimli kişilerde kandida karşıtı antikorların yüksek düzeyde olduğu görülür. Ayrıca lezyonların şiddeti kandida antijenlerine karşı IgE antikorlarının düzeyi ile doğrudan bağlantılıdır. Kandida karşıtı antikorların düzeyi ne kadar yüksekse (bu genellikle kandidanın aşın çoğaldığını gösterir) egzama o kadar şiddetli olur. Uygun antikandida tedavisi egzamanın klinik iyileşmesinde önemli sonuçlar verebilir.
Esansiyel Yağ Asitleri ve Prostaglandin Metabolizması
Egzamalı hastaların esansiyel yağ asitleri (EYA) ve prostaglandin (esansiyel yağ asitlerinden türetilen hormon benzeri bileşikler) metabolizmasında değişiklik olduğu düşünülmektedir. Egzamalı hastaların kanındaki yağ asitleri, alyuvarlar ve akyuvarların analizleri, linoleik asit düzeylerinde artma eğilimi olduğunu; öte yandan uzun zincirli çokludoymamış yağ asitleri (gamma-linolenik asit ve araşidonik asit gibi) ve uzun zincirli omega-3 yağlan (eikosapentaenoik asit (EPA) ve dokosaheksaenoik asit (DHA) gibi) düzeyinin göreceli olarak düşük kaldığını göstermektedir. Bu değişiklikler kişide allerji ve iltihaplanmalara yatkınlığı artırmaktadır.
Egzamalı hastalarda linoleik asitleri gamma-linolenik asite dönüştüren çinkoya bağımlı del-ta-6-desaturaz enziminin aktivitesinin azalmış olabileceği de düşünülmekteydi. Böyle bir eksiklik varsa, beslenme programını eşekotu (eveningprimrose), hodan veya siyah kuşüzümü yağı (ticari olarak sunulan gamma-linolenik asit kaynaklan) ile desteklenmesi iyi olabilir. Nitekim, eşekotu yağı kullanılarak (günde en az 3.000 mg eşekotu yağı [270 mg GLA sağlar]) yapılan bir takım çift kör araştırma , (klinikte kullanılan ilacın hem hasta hem de onu izleyen hekim tarafından bilinmediği bir araştırma yöntemi) egzama belirtilerinin iyileşmesinde yarar sağlamıştır. Bununla birlikte, eşekotu yağı yerine omega-3 yağı kullanılmasının, genellikle hem daha iyi sonuç verdiği hem de daha ucuza mal olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, eşekotu yağı kullanılarak yapılan bir takım araştırmalar plasebodan daha üstün bir yarar ortaya koyamamıştır. Bu araştırmaların en büyük ve en mükemmelinde eşekotu yağının hiç bir yararı saptanamamıştır.
Genel olarak, prostaglandin anormalliklerinin tedavisinde omega-3 yağlannın daha etkili olduğu görülmektedir. Yakın zamanda yapıın bir araştırmada, egzamalı hastalarda ome-4a-3'ün omega-6 yağ asitlerine oranı, egzaması olmayanlara göre önemli derecede düşük bulunmuştur. Ayrıca allerji eğilimli hastalarda delta-6-desaturaz aktivitesinin azaldığına ilişkin bir kanıt da bulunamamıştır. Böyle bir eksiklik yokken eşekotu yağı gibi pahalı GLA destekleri kullanmak hiç de akıl kân değildir. Bu analiz, egzama tedavisinde klinik araştırmalann omega-3 yağ asitlerini eşekotu yağından daha etkili göstermesinin gerekçesini de ortaya koyuyor.
Beslenme programının EPA ve DHA sağlayan "balık yağı" ile zenginleştirilmesi veya basitçe daha yağlı balıkların (örneğin, uskumru, ringa, somon) yenmesi hücre zarlanna önemli ölçüde omega-3 yağ asitleri katılmasını sağlar. Alfa-linolenik asit (omega-3 yağ asidinin öncüsü) içeren keten tohumu yağı, egzamalı hastalara bir miktar yarar sağlayabilir. Bununla birlikte, klinik iyileşmenin derecesi, serum fosfo-lipitlerindeki DHA yoğunluğundaki artışla ilişkilidir. Balık yağlan DHA düzeyini yükseltmede keten tohumu yağından daha etkilidir. Bu nedenle, EPA/DHA takviyesi veya soğuk sularda yetişen balıklann daha fazla tüketilmesi, keten tohumu yağına göre egzamada genelde daha iyi sonuç verir.
Aşırı Histamin Salgılanmasının Önlenmesi
Egzamalı hastalarda aşın histamin salgılanmasına iyi gelen bazı doğal maddeler vardır. Eski bir Doğu Hint bitkisi olan Coleus forskolii en etkili bitkisel antihistamin olabilir. Meyan kökü (Glycyrrhiza glabrd) de çok iyi antiallerjik özellikler gösterir. Ama en yararlı doğal anti-histaminler ve antiallerji bileşikleri flavonoid-lerdir. Deneysel araştırmalarda en büyük aktivi-teyi tipik olarak kuersetin adı verilen flavonoid göstermektedir. Kuersetin sadece histamin salgılamasını bastırmakla kalmaz, güçlü bir an-tioksidan işlevi de görür ve histamin ve diğer allerjik bileşiklerin oluşumunu bastınr.
Flavonoid açısından zengin üzüm çekirdeği (Vitis vinifera), yaban mersini (Vacci-nium myrtülus), Ginkgo biloba ve yeşil çaydan (Camelia sinensis) elde edilen ekstreler de allerjik mekanizmaları baskı altına alma gücüne sahiptir ve egzamanın tedavisinde yararlı olabilir.
Ginkgo biloba (Japon eriği) ekstresi, flavonoidlerin yanı sıra, egzama için kimyasal ortam hazırlayan başlıca maddelerden biri olan platelet aktive edici faktörün (PAF) etkilerini engelleyen ve topluca ginkgolitler adıyla bilinen özgün terpen molekülleri içerir. Ön araştırmalar, ginkgolit karışımları ve standardize Ginkgo biloba ekstresinin (yüzde yirmi dört ginkgoflavonglikozitleri ve yüzde altı terpenoit içerecek şekilde) klinik olarak anlamlı antiallerjik etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur.
Çinko
Egzamalı hastalarda genelde çinko düzeyinin düşük olması ve çinkonun esansiyel yağ asitleri metabolizmasının düzgün çalışmasını sağlaması, egzama tedavisinde çinko takviyesinin gerekliliğine işaret eder (linoleik asitlerin gam-ma-linolenik asite dönüştürülmesini sağlayan delta-6-desaturaz enziminin oluşturulması için çinko gereklidir).