Beyinde Damar Tıkanıklığı Tedavisi
Beyinde damar tıkanıklığı tedavisi nasıl yapılır hastalıktan korunma yolları nelerdir beyin damar tıkanıklığında kullanılan bitkiler hangileridir
Beyindeki damar tıkanıklığının tedavisi mümkün müdür hastalığın kişiye etkileri
nelerdir tedaviye yardımcı bitkiler hangileridir merak ettiklerinizi bu
yazıda okuyabilirsiniz
Beyin damar tıkanıklığı tedavisinde kullanılan % 100
bitkisel ürünleri görmek için buraya tıklayabilirsiniz...
İNCELEMELER
Anjiyografi ile yapılan radyolojik incelemede beynin damar ağı
görüntülenerek damar sertliği, damar keçeleşmesi, tıkanma vb değişimler
saptanabilir. Tanıya çok yardımcı olan bir başka inceleme yöntemi de
bilgisayarlı tomografidir. Bu yöntem özellikle beyindeki kanama ve doku
Ölümü alanlarının belirlenmesinde kullanılır. Elektroensefa-logram ve
sintigrafi ile hem lezyonun yeri, hem de hastalığın gidişi hakkında
geniş bilgi sağlanabilir. Gene son yıllarda geliştirilen magnetik
rezonans, tanıda çok önemli veriler sağlayan bir yöntemdir. Kanamalı
olgularda belden beyin-omurilik sıvısı çekilerek (lomber ponksiyonu)
sıvıda kanın varlığı saptanabilir. Ama bu yöntem olası tehlikeleri
nedeniyle ancak tam için zorunlu durumlarda uygulanmalıdır.
TEDAVİ
Damar kökenli beyin hastalığı genellikle acil girişim gerektiren bir
durumdur. İlkyardım uygulaması oldukça kolaydır: Hasta yan yatar bir
duruma getirilip solunumun rahatlaması sağlanır. Gömlek yakası, kemer
vb gevşetilerek alna ve yüze soğuk kompres uygulanır. Hasta kusuyorsa,
kusmuğun soluk borusuna kaçması önlenmelidir. Çırpınma nöbeti olan
hastaların dillerini ısırmala-n, dişler araşma sağlam ama sert olmayan
bir cisim konarak önlenebilir. Ayn-ca bu durumdaki hastalar, kendilerini
yaralamamalan için yakın gözetimde tutulmalıdır.
Hasta hastaneye yatırıldıktan sonra, tedavi tanıya göre belirlenir.
Hastalık nedeni geçici iskemi (kanlanma eksikliği) nöbeti olduğunda,
tedavinin amacı beyinde ileri derecede doku yıkımını önlemek olmalıdır.
Tedavide öncelikle pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanılır. Ayrıca
tehlikedeki beyin dokularının kanlanması cerrahi girişim ile yeniden
düzenlenir. Bu tedavi yaklaşımlarının hangisinin önce uygulanacağı her
olguda değişebilir. Damar sertliği, şeker hastalığı, kan basmcı
yüksekliği gibi tehlike etkenlerinin yaygm olarak görüldüğü yaşlı
hastalara günde 0,5 gr asetilsali silik asit (aspirin) ağız yoluyla
verilir. Beyin dokusunda oksijen yetersizliği olduğunda pıhtılaşma
önleyici ilaçlar kullanılır. Felç kanamaya bağlı ise bu ilaçlar
kesinlikle verilmemelidir.Asetilsalisilik asit ya da pıhtılaşma ıleyici
ilaçlarla yapılan tedavinin esas ıacı pıhtı oluşumunu önlemektir.
Felçten sorumlu olan damar tıkanıklığının yeri ve niteliği radyolojik
incelemeyle belirlenerek cerrahi tedavi planlanabilir. İç şahdamarmın
(karotis atardamarı) kafatası dışı bölümünün tıkandığı ya da bir
darlığın geliştiği olgularda cerrahi girişimle pıhtının çıkarılması son
derece olumlu sonuçlar vermektedir. Şahdamarmın kafatası içi
bölümünün tıkanıklıklarında ise, pıhtıya ulaşılması güç ya da
olanaksız olduğundan yüzeyel şakak atardamarı (arteria tem-poralîs
superficialis), orta beyin atardamarına (arteria cerebri media)
bağlanır. İleri derecede ayrıntılı damar cerrahisi yöntemlerinin
uygulanmasını gerektiren bu ameliyatlar ancak geniş mikro-cerrahi
olanaklara sahip büyük merkezlerde gerçekleştirilebilir. Tüm vücudu
tutan felçlerde tedavi olanakları geniş değildir. Yatalak hastanın yatış
durumu sık sık değiştirilerek zatürree ya da yatak (dekubitus) ülseri
(hastanın vücudunun yatağa değen yüzeyinde sürekli yatma sonucu gelişen
yaralar) oluşumu önlenmeye çalışılır. Hastanın hareket ettirilmesi kol
ve bacaklann işlevlerini belli bir ölçüde de olsa yeniden kazanmasına
yardımcı olabilir. Bu hastalar burundan mideye sokulan tüp ya da damar
yolundan verilen serum ile beslenmelidir. Gerekirse idrar sonda ile
alınır ve soluk borusunda açılan bir delik ile rahat solunum sağlanır.
Hastanın huzursuz olduğu üum: ilarda sakinleştirici ilaçlar yararlıdır.
Felç gelişiminden 2-3 gün sonra salisilîk asit tedavisine ve radyolojik
incelemelere başlanır. Beyin kanamalarında uygulanan cerrahi tedavi
hastanın yaşamını kurtaran ancak genellikle sinir sisteminin
bütünlüğünü korumada başarısız kalan bir yöntemdir. Bazı beyin kanaması
olgularında hastalar rehabilitasyon ile felci büyük ölçüde yenerek
kendi kendine yetebilir duruma gelirler. Çoğunlukla anevrizmaya
(damarlarda balonlaşma), anjiyo-ma (damar tümörü) ve
atardamar-toplardamar oluşum bozukluklarına (AVM) bağlı olarak gelişen
örümceksi-zar altı (subaraknoit) kanamalarda cerrahi girişim, büyük
tehlikeleri olsa da, olumlu sonuçlar verir. Bu cerrahi giri-. şim
hastanın bilinç durumuna göre he men (erken cerrahi) ya da birkaç hafta
sonra (geç cerrahi) yapılabilir.
REHABİLİTASYON
Felç olgularmda akut dönem sonrasında, hastaya eski hareket
yeteneklerini yeniden kazandırmak amacıyla çalışmalara gecikmeden
başlanmalıdır. Özellikle vücudun bir yansını tutan felçlerde hastaların
önemli bir bölümü eski hareket yeteneklerini büyük oranda
kazanabilirler.Yarım felç görülen olgularda, hastalığın ilk günlerinde,
hastanın genel du-i rumuna göre düzenlenen ve adım adım ilerleyen bir
rehabilitasyon programına başlanır. Erken dönemde başlanan
rehabilitasyonun yeni embolilere ya da kan basıncı yükselmesine neden
olacağı endişesi son derece yersizdir.
Eski felç olgularında da rehabilitasyon denenmelidir. Bir süre sonra
özellikle bacaklarda eski hareket yeteneğinin şaşırtıcı bir biçimde
yeniden kazanıldığı görülecektir. İyileşme, yedek si-i nir hücrelerinin
(nisanlar beyin hücrelerinin yalnızca küçük bir bölümünü kullanırlar)
ölü hücrelerin yerini almasıyla gerçekleşir. Canlılığım yitirmiş beyin
sinir hücrelerinin kendini yenilemesi olanaklı değildir.
Eskiden felçli hastaların hareket yeteneklerini yeniden kazanabilmeleri
için yalnızca elektrik uyaranları ve masaj uygulanır, ama çok başarılı
sonuçlar alınamazdı.Felcin bacakları tuttuğu hastalarda bacaklar doğru
duruşa getirilerek, bu durumda tutulmalıdır. Bu yapılmadığında bacaklar
normal dışı bir konumda kalacağından tedavi güçleşir. Daha sonra pasif
hareketlerle eklemlerin sertleşmesi ve bacaklann “hareket belleğini”
yitirmesi önlenir.Bu aşamada tedavi programı bireysel olarak, yani her
hastanın durumuna göre hazırlandığından tedavi karmaşık bir hal alır.
Kural olarak basit hareketlerden zora doğru gidilir: Hasta önce
yatakta, sonra yatak kenarında ve tekerlekli sandalyede oturtulur.
Sonraki aşamada ayakta durma alıştırmalarına geçilir. Daha sonra
hastanın, Önceleri düz bir yerde ayna önünde ve duvara tutunarak
yürümesi, ardından birkaç basamak inip çıkmaya başlaması sağlanır.Aynı
genel rehabilitasyon programı kollar için de geçerlidir. Ama yapısı
daha karmaşık olan el hareketlerinin rehabilitasyonu özel bir program
gerektirir. Çalışma yaşamına geri dönme, evde ve toplumsal ortamda
kendine yetme bütünüyle rehabilitasyon programının başarısına
bağlıdır. Başarılı bir sonuç için tedaviyi uygulayanların çabalarının
yanı sıra hastanın da katılımı gerekir. Hekim ve teknik yardımcıları
hasta üzerinde değil, hasta ile birlikte çalışma anlayışı taşımalıdır.
Hastalar gerekirse egzersizleri her gün tek başlarına da
sürdürebilirler. Organ hareketlerinde belli bir düzeye ulaşıldıktan
sonra tedavi evde devam edebilir.
Felçli hastalar konuşma yeteneğini yeniden kazanmada oldukça güçlük
çekerler. Konuşma rehabilitasyonuna erken başlanması gerekir. Özel
ilgi, uzmanlık, sabır, kararlılık ve uzun alıştırmalar gerektiren bu
tedavi oldukça başarılı sonuçlar verebilir. Yaşlılar da dahil olmak
üzere hastaların çoğu birkaç yüz kelimeden oluşan bir sözcük dağarcığı
geliştirerek günlük yaşamları için gerekli iletişimi kurabilirler.
Felçli hastaların rehabilitasyonu uzmanlaşmış merkezlerde yapılmalıdır.
İstatistikler, felç geçiren hastaların yüzde 90 oranında aile
ortamında kendilerine yettiğini, yüzde 30 oranında da üretken iş
yaşamma geri dönebildiğini gösterir. Bu nedenle yarım felçli hastalan
yazgılarına terk etmek yanlış bir tutumdur.
KORUNMA
Daha 18. yüzyıl tıbbında felcin genel olarak kısa boyunlu, kırmızı
yüzlü, kanama eğilimi olan ve kan basıncı yüksek kimselerde görüldüğü
belirlenmişti. Felcin kan basıncı yüksekliği (yüksek tansiyon) ve
şişmanlıkla yakın ilişkisi olduğu düşüncesi yaygm olsa da, tüm kan
basıncı yüksek ve şişman kişilerin felç adayı olduğunu söylemek abartılı
olur.Öte yandan kan basmcı düşüklüğü de (düşük tansiyon) felce yol
açabilir. Bu nedenle kan basıncmı düşürücü ilaçların doktor denetiminde
alınması zorunludur.
Önemli bir nokta da felç oluşumunda kalıtsal etkenlerin
belirleyiciliğidir. Kan basıncı yükseldiğinde kalıtsal etkenler oldukça
önemlidir (organik bozukluklara bağlı olmayan ve “esansiyel kan basmcı
yüksekliği” adı verilen tablo); ama bunların tek başına felç nedeni
olduğunu söyleyemeyiz. Bu nedenle felcin kalıtsal olduğu söylenemez.
Yalnızca, felci kolaylaştıran kan basmcı yüksekliği, damar sertliği
gibi etkenlerin kalıtsal yanı olduğu söylenebilir. Yapısal etkenlerin
felç oluşumundaki öneminin yanı sıra çevre koşullarını da göz ardı
etmemek gerekir.Öte yandan kan basıncı yüksek kişilerde felç oranının
çok yüksek olmadığı da bir gerçektir. Dolayısıyla hastalıktan en çok
kimlerin etkilendiği sorusunun yanıtı kolaylıkla verilemez. Şişman
kişilerde ve menopoz döneminde görülen ya da başka nedenlerden
kaynaklanan kan basmcı yüksekliği tipleriyle felç arasında doğrudan bir
ilişki kurulamaz. Kan basıncı yüksekliği esas olarak tedavi edilebilen
hastalıktır. Günümüzde kan basıncını düşüren etkili ilaçlar
kullanılmaktadır. Gene de kan basıncını yükselten ani sıcaklık
değişiklikleri, uzun süre güneşte kalma, aşın güç harcama, uzun süreli
kas çalışması, fazla yemek yeme,«alkol ve sigara kullanımı,
heyecanlanma, uzun süreli bunaltı, dışa vurulan ya da saklanan öfke gibi
etkenlerden korunmak gerekir.Hastaların çoğu bedensel ve ruhsal olarak
yorucu işlerde çalışmaktadır. Gergin iş ortamından uzaklaşmanın felci
önleyebildiği kesin olsaydı tedavi çok daha kolay olurdu. Ama ne yazık
ki, böyle bir kesinlik yoktur. Gene de, iş ortamındaki gerilimlerden
korunma ve daha sakin bir yaşam her zaman yardımcı olur.