1990’larda MS ile ilgili çalışmalar hastalığın
doğal seyrini olumlu anlamda etkileyebilecek yönde ilk meyvelerini
vermişti. Bu çalışmalar ile hastalarımız için atak sıklığını
azaltabilecek, atakların şiddetini düşürebilecek ve bilişsel yönden de
koruyucu olma umudu veren ilaçlar gündeme girdi. Bunlar immün-modulatuar
dediğimiz, hastalığı tetikleyici ve sürdürücü mekanizmaları olumlu yöne
kaydırma potansiyeli taşıyan ilaçlardır. Erken dönemde sık atak geçiren
ve özürlülük riski taşıyan hastalarımız için bu ilaçlar (Beta grubu
interferonlar: Betaferon, Avonex ve Rebif ile Glatiramer asetat:
Copaxone) kayda değer bir koruma adımı oluşturdu. Öte yandan MS alanında
yürütülen araştırma çalışmaları da bu adımla hız kazandı. Altta yatan
mekanizmaları daha iyi anlamaya başlandı.
Özellikle
ilk yıllarda gidişi belirsizlikler taşıyan bir hastalık olması
nedeniyle MS tedavisine yönelik çalışmalarda zaman çok önemlidir. MS ile
mücadele hem kişisel düzeyde hem de toplumsal alanda sonucu alınacak
bir mücadeledir.
Biyoteknolojideki
ve MS immünolojisindeki gelişmeler, hastalığın altta yatan nedenlerine
yönelik bilgilerimizin giderek artması MS’te tedavide birçok yeni
hedefin gerçekleşebileceğini gösteriyor. Gerçi hayvan deneylerinin
sonuçlarını her zaman birebir insanlara taşıyamıyoruz ancak bütün bu
çalışmalar tıbbın ve nöro-immünolojinin bu gerçekten çok karmaşık
hastalığını yakın bir sürede çözebileceğimize dair umutlarımızı daha çok
artırıyor.