HASTALIKLARA sebep olan ağır metalleri
aşılarla, saç boyalarıyla, sıkılaştırıcı krem ve rujlarla, egzoz
dumanının havaya, meyve ve sebzelere karışmasıyla bir şekilde
vücudumuzda biriktiriyoruz. Vücutta ağır metal olup olmadığını bir ilaç
vererek idrarda tespit ediyoruz. Saçta ve vücut kılında da tespit
edilebiliyor. Ağır metal birikimi vücutta halsizlik, sık sık
enfeksiyonlara yakalanma, unutkanlık, yorgunluk, beyinde biriktiği için
panik atak ve depresyona yol açabilir. Cem Kınacı adlı bir hekim
arkadaşımız ile vücudu ağır metalden arındırmaya çalışıyoruz. Çok ilginç
sonuçlarla karşılaştık. Yıllarca afttan kurtulamayan çocuklarda kurşun
zehirlenmesi olduğunu gördük. Vücudun bu ağır metallerden
arındırılmasına şelasyon diyoruz. Sarımsak, soğan, yeşil gıdalar ve
yosunlar ağır metallerin vücuttan atılmasını sağlıyor. Özellikle tek
hücreli yosun spirulina, Arapların bitkilerin atası dediği alfalfa, kelp
dediğimiz deniz yosunları vücuttan ağır metalleri atan doğal bitkiler…
Baharat olarak zerdeçalı içecekte kefiri tercih edin:
Beyaz ekmek tıpkı şeker gibi çok
zararlı. Kepek ekmeğinin de beyaz unla yapılan ekmekten pek farkı yok.
Ekmek olarak tam buğday ekmeği az miktarda tüketilebilir.
Kefir dünyanın en büyük buluşu. Kansere,
sinir sistemine, alerjik hastalıklara karşı koruyor. Kefiri taze sütle
ya da günlük pastörize sütle mayalamak lazım. Sağlığına önem verenlere
günde 1-2 bardak kefir içmelerini öneriyorum.
Et olarak sadece kuzuyu tercih edin.
Çünkü kuzuyla çok oynanmıyor. Tavuklar da artık faydasız hale geldi.
Tavuk yerine hindi tüketebilirsiniz.
Her gün yumurta, peynir, kefir ve
kefirle mayalanmış ev yoğurdu, az miktarda tereyağı ve zeytinyağı,
patates hariç tüm sebzeleri tüketmekte fayda var. Yeşil sebzeler ve
filizler, soğan ve sarımsak da vücudu arındırmada çok önemli.
Meyvelerden az şekerli olanları ve özellikle böğürtlen ve yabanmersinini
tercih edin.
Yemek pişirirken güveç, cam ve toprak
kaplar kullanın. Buharda pişirmeyi veya ızgarayı tercih edin. İlle de
kızartma yapılacaksa sarımsaklı yoğurtla tüketerek yan etkilerini
ortadan kaldırmak lazım.
Kebabı az ekmekle, şalgam ve yeşillikle tüketirseniz zararı daha az olur.
Baharatlar birçok gıda takviyesinden
daha iyi. Mesela köri ve zerdeçal mutlaka kullanılmalı. Üzüm çekirdeği
ekstresinin de göz damarlarını ve kılcal damarları koruma özelliğiyle
gıda takviyesinde özel bir yeri var.
Küçük balıklar daha az ağır metal
topluyor. Bu nedenle küçük balıkları ve omega 3 bakımından zengin olan
sardalye, somon, uskumru ve alabalığı yiyebilirsiniz.
Belirtileri ciddiye almamak MS teşhisini güçleştiriyor
BİR sinir sistemi hastalığı olan Multipl
Skleroz (MS) sinirleri koruyan ve sinirsel iletimi sağlayan miyelin
kılıfının zarar görmesiyle ortaya çıkıyor. Bu hastalıkta vücut kendi
dokularını yabancı gibi algılayarak zarar vermeye başlıyor. MS’li
hastaların çoğu 20 ile 40 yaş arasında. Son yıllarda çocuklarda görülme
sıklığı artmış durumda. MS, kadınlarda 2- 3 kat fazla görülüyor ve
Türkiye’de yaklaşık 40 bin MS hastası bulunuyor.
Hastalığın belirtileri arasında ise
uyuşma, karıncalanma, ağrı, yanma ve kaşıntı, görme bulanıklığı, göz
ağrısı, çift görme, baş dönmesi, yürüme ve denge bozuklukları, titreme,
eklem tutulması, yorgunluk, felçler, idrar ve dışkı kaçırma, sürekli huy
değişiklikleri, depresyon, manik davranışlar görülüyor. MS bulguları
başlangıçta sinsi olabiliyor ve keçelenme ve uyuşma gibi bulgular
vesvese olarak kabul edilebiliyor, bu nedenle kesin tanı konulması uzun
zaman alabiliyor.
Vücuda toksinlerin girmesinin nedeni şekerli ve unlu gıdalar
Gerek ağır metaller, ozon tabakasının
delinmesi ve rafine un, şekerin tüketiminin artması gerekse omega 6
bakımından zengin ayçiçeği, mısırözü, margarin gibi ürünlerin
kullanılması insanların sağlıksız bir ortamda yaşamasına neden oluyor.
MS’de yaş ortalaması gittikçe düşüyor ve hastalık çok daha sık
görülüyor. Çünkü MS’i oluşturan sebepler gün geçtikçe artıyor. MS’in
oluşumunda birinci sebep bağırsak florasının bozulması. Sindirim
sistemimizde probiyotikler asker gibi toksinleri, sindirilmemiş
proteinleri, zararlı maddeleri hatta kanser hücrelerini içeri sokmuyor.
Ancak şekerli, unlu gıdalar, ağır metaller, antibiyotikler bağırsak
geçirgenliğini artırıyor. Böyle olunca bağırsaktan içeriye sindirilmemiş
gıdalar ve toksinler giriyor. Vücut ürettiği antikorlarla kendi beynini
vuruyor. Yaptığımız tedavide bunları ortadan kaldırmaya çalıştık.
ABD’de bizimkine benzer bir tedavi olarak Schwank Diyeti var. Bir sene
kadar et ve sindirimi zor gıdaları yasaklayıp sebze türü gıdaları
veriyorlar. Akupunktur yapıyorlar ki; akupunktur doğru yapıldığı zaman
bünyeyi kuvvetlendiriyor. Bir de doğal takviyeler veriyorlar.
İngiltere’de ise hiperbarik oksijen tedavisi ve diyet bir arada
kullanılıyor.
Güneş kremi D vitaminini engelliyor
YARDIM ettiğimiz hastalarda öncelikle
rafine un, şeker ve tatlı gıdaları kaldırdık. Bünyeyi güçlendiren özel
gıdaları listeye ekledik. Birçoğunda D vitamini eksikliği var. Aslında
güneşlenmeyi bilmiyoruz. Tatile gittiğimizde kısa zamanda uzun süre
güneşte kalıyoruz ama koruyucu kullanıyoruz. Bunlar bizim D vitamini
almamızı engelliyor. Aslında yazın saat 11.00-14.00 dışında düzenli
güneşe çkmak birçok hastalığa karşı güçlen-memizi sağlar. Biz de D
vitamini veri-yoruz. Omega 6’yı ayçiçeği, margarin ve diğer gıdalardan
çok fazla alıyoruz. Omega 3’ü sadece balık ve birazcık da semizotundan
aldığımız için vücut dengemiz bozuluyor.
Bebeği kaşığa alıştırmak için meyve yedirmeyin
DÖRT milyon yıldan beri bu dünyada
varlığımızı sürdürüyoruz ve insanlar bu sürenin yüzde 99.98’inde sebze,
av eti ve böğürtlen gibi az şekerli meyvelerle beslendi. Ortalama 3 bin
500-4 bin kalori alıyorlardı ama çok hareketlilerdi. Bugün de bilim
adamları Güney Amerika’da benzer şekilde yaşayan kabileleri
incelediğinde şeker ve tuzla tanışmadıklarını görüyorlar. Bu insanlarda
tansiyon sorunu hiç yok, bir sürü hastalık hiç görülmemiş hatta
yüzlerinde sivilce bile yok. Ama artık çocuk hekimleri bebek daha 4-6
aylıkken kaşığa alışsın diye meyve öneriyor. Meyveyle kaşığa alışan
çocuklar tatlıya düşkün oluyor. Okula giderken sütün içine mısır gevreği
karıştırıyorlar sonrasında da iyice fastfood’a alışıyorlar. Çocuğa
meyveden önce sebze sonra kefirle mayalanmış yoğurt, ardından da köy
yumurtası ya da organik yumurta, geleneksel çorbalar, kuruyemiş, kuru
meyve ve az şekerli meyveler verilmeli.