Oruç Tutmak Hakkında Genel Bilgiler
Oruç tutmak hakkında bilmek istedikleriniz ve daha fazlası için aşşağıdaki makaleye bakabilirsiniz...
Allah'ın
buyrukları ve yasakları elbetteki kulların iyiliği içindir. İslâm
bilginleri bütün hükümlerin insanların yararlarını gerçekleştirme
amacına yönelik olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bu bakımdan,
Allah'ın yapılmasını istediği şeylerde kullar için çok büyük faydalar,
yasakladığı şeylerde ise büyük zararlar bulunduğu kesindir. Kur'ân-ı
Kerîm'de akla aykırı hiçbir emir ve yasak bulunmamakla birlikte, bütün
emir ve yasakların yarar ve hikmetlerini bilmek de mümkün değildir.
Kaldı ki, ibadetler dinin bir yönüyle akıl üstü ve bir yönüyle sembolik
törenleri kapsamında değerlendirildiği vakit, o dinin mensupları,
benimsemiş oldukları dinin bu gereklerini bir hikmet, bir yarar arama
telâşına düşmeden yerine getirmek durumundadırlar. Bununla birlikte
öteden beri İslâm bilginleri çeşitli ibadetlerin yarar ve hikmetleri
konusunda kafa yormuş, bunların kişisel pratik yararlarından çok, insan
nefsinin arındırılması ve yükseltilmesi yolunda fonksiyonel hale
getirmeye çalışmışlardır. İbadetleri, bir hedefe erişmenin yolu olarak
görebilenler için bu kulluk görevleri, artık sırtta taşınan ve bir an
önce indirilmeye çalışılan bir yük olmaktan çıkar ve âdeta üzerinde
yükseklere ulaşılan bir araç haline gelir. İbadet esasen Hakk'ın emrine
riayet olduğu gibi, sonuç itibariyle, halkın hakkına riayeti de içerir.
Bu sebeple de ibadette Hakk'ın ve halkın hukukuna riayet birlikte
gerçekleşir.
İslâm dini ferdin toplum içinde uyumlu, güvenilir ve hoşgörülü olmasını
sağlamaya yönelik düzenlemeler getirdiği gibi onun yaratıcı ile olan
bağlantısını daha derinden hissetmesine, devam ettirmesine ve
geliştirmesine hizmet edecek düzenlemeler de getirmiştir. Hukuka riayet
bakımından halkı ve Hakk'ı birbirinden ayırmak isabetli olmadığı gibi,
halk ile ilişkilerin Hakk'ı ilgilendirdiğini göz ardı etmek de mümkün
değildir. Peygamberimiz'in "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a
şükretmez" (Ebû Dâvûd, "Edeb", 11), "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz"
(Buhârî, "Edeb", 18; Müslim, "Fezâil", 65) ve "Hakkında üç komşusunun
olumlu tanıklıkta bulunduğu kişiyi Allah affetmiştir" (Tirmizî,
"Cenâiz", 63) gibi ifadeleri bu bağlantıyı işaretlemektedir. Yûnus da
her halde "Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü" derken vurguyu aynı
noktaya yapıyordu. Bu itibarla İslâm, kişinin yaratanı ile gönül bağına,
kendisiyle barışık olmasına önem verdiği gibi insanlarla "iyi geçim"ine
de aynı önemi vermiştir.
Gazzâlî orucun üç derecesinden bahsederken, bedende iştah ve şehvetin
tatmin yeri ve aracı olan iki âzayı yani mide ve cinsel organı, iştah ve
şehvet duyduğu şeylerden mahrum etmekten ibaret olan orucu, "sıradan
insanların orucu" (avam orucu) olarak; buna ilâveten gözü, kulağı ve
diğer âzaları günahtan korumayı "özel kişilerin orucu" (havas orucu)
olarak ve tüm bunlara riayet ettikten başka, kalbini düşük emellerden,
dünya düşüncelerinden kısaca, mâsivâdan arıtarak bütün varlığıyla
Allah'a bağlanmayı ise "daha özel kişilerin orucu" (ehassü'l-havâs
orucu) diye tanımlar. Orucun hangi derecesi alınırsa alınsın, ibadetin
toplumsal ilişkilere, toplumsal hayata, kısaca "iyi geçim"e yönelik
olumlu sonuçları açıkça görülecektir.
İnsanların arasındaki çekişmenin, kavganın temel sebeplerinden biri
insanların, iştah ve şehvetlerini ölçüsüzce tatmin etmeye çalışması ve
belki bu amacı gerçekleştirmek üzere mal ihtiraslarıdır. Birinci
kademedeki oruç bile bu ihtirası dizginlemenin, iştah ve şehveti kontrol
altına almanın bizzat gerçekleştirilen ve tecrübe edilen bir yolu
olmaktadır. İştah ve şehveti alabildiğine ve ölçüsüzce tatmin peşinde
koşmak şeytanî bir tutum olup oruç tutmak bu yönüyle şeytanı zincire
vurmak anlamına gelir.
Peygamberimiz'in, orucun ikinci yönünü vurgulayan "Oruç bir
kalkandır; sakın, oruçluyken, cahillik edip de kem söz söylemeyin.
Birisi size sataşacak veya dalaşacak olursa, 'ben oruçluyum, ben
oruçluyum' deyin" sözü (Buhârî, "Savm", 9; Müslim, "Sıyâm", 30), izaha
gerek bırakmayacak şekilde, "iyi geçim"i vurguluyor. Oruç, sadece iştah
ve şehveti dizginlemek değildir, ayrıca ağzını ve dilini kötü ve çirkin
söz söylemekten korumaktır.
İbadetlerin sırlarını, gerçek mâna ve önemini kavrayan kimi âlimler
namaz kıldığı, oruç tuttuğu halde, hâlâ çirkin işler yapan ve fenalıktan
sakınmayan kimseyi, abdest alırken yüzünü, eline su almadan üç kere
yıkayan kimseye benzetmişlerdir: Uzaktan bakan onun abdest aldığını
zannetse de o gerçekte abdest almamaktadır. Peygamberimiz "Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir" (İbn Mace, "Sıyâm", 21) derken bu durumu kastetmiş olmalıdır.
Ramazan ayında takviye olarak kullanacağınız %100 bitkisel ürünleri görmek için tıklayın..