Beyinde ödem belirtileri nedir tedavisi nasıl yapılır hastalık kişinin hayatını nasıl etkiler merak ettiklerinizi bu yazıda okuyabilirsiniz...
Ödem tedavisinde kullanılan bitkilerden yapılmış % 100 Doğal ürünlerimizi görmek için buraya tıklayabilirsiniz...
Beyin dokusunun anoksik, iskemik, metabolik, toksik veya travmatik
çeşitli etkenlere karşı gösterdiği nonspesifik bir reaksiyondur. Hem
hücre içinde, hem de interstisyel mesafede sıvı tutulması vardır. Travma
olaylarında beyin dokusunun kontüzyonu yanında venöz dönüş engellenmesi
ile konjestion ve solunum güçlüğüne bağlı anoksi varsa lokal ödem
yaygınlaşır, beyin şişmesi ileri derecelere varır ve kafa içi basıncı
çok artabilir. Beyin ödemi kafa travmalarından sonra tek başına ortaya
çıktığı gibi genellikle aşağıda inceleyeceğimiz diğer sekonder
lezyonlara da az veya çok eşlik eder. Travmatik beyin ödeminin klinik
belirtileri daha fazla primer lezyonun ortaya çıkardığı nörolojik
kusurların artması, şiddetlenmesi şeklindedir. Bilinç düzeyi beklenen
düzelmeyi göstermez veya daha da bozulur. Ancak çok defa lateralizasyon
veya lokalizasyon belirtileri görülmez. Ödem travmadan hemen sonra
görülebileceği gibi, kolaylaştırıcı başka faktörlerin belirmesi ile
birkaç gün sonra da gelişebilir. Şiddetli beyin şişmesi ve aşırı artmış
kafa içi basıncı beyin dokusunda perfüzyon basıncın düşürerek, yani
dokuların kanlanmasını azaltarak ve fıtıklaşmalara yol açarak hayatı
tehdit edeceği için önemle mücadele edilmelidir. Bunun için hiperosmotik
diüretik solüsyonların (mannitol) vena içineverilmesi ile ödem
sıvısının dokulardan dolanıma çekilmesine ve idrar ile atılmasına
çalışılır. Ancak bunların emniyetli kullanılması için kafa içinde
gelişen bir yer kaplayıcı proçes (hematom) olmadığından emin olmak
gerekir. Buna karşılık daha hafif ve yavaş bir anti-ödem etkisi olan
steroidler (de-xamethasone) sadece ödem şüphe edilen durumlarda da
kullanılabilir. Şiddetli beyin şişmesine karşı geniş cerrahi
dekompresyonlara da başvurulmuştur.
Ekstradural hematom:
Genellikle meningeal arterlerin birinin (en fazla a.meningeca media)
veya nadiren büyük dura sinuslarının yırtılıp koparak kanaması ile
meydana gelir. Bu hematomun gelişme hızı kanamanın şiddetine, daha
doğrusu kaynağının arter veya vena olmasına bağlıdır. Ekstradural
hematomlar sıklıkla arterlerin veya büyük venaların kanaması ile
oluştukları için kısa sürede akut gelişirler. Subakut veya kronik
şekilleri pek nadirdir. Yaygın kranium kırıklarında "diploe" kanamaları
da ekstradural hematom meydana getirebilirler. Klinikte çok defa hafif
veya orta şiddette bir kafa travmasına bağlı "commotio"dan sonra,
tamamen veya kısmen açılan bilincin bir müddet sonra tekrar kapanmaya
başladığı görülür. Bu "açık ara" (intervalle lucide) ekstradural hematom
vakalarının yaklaşık % 5G"sinde görülür. Diğerlerinde ya hiç bilinç
kaybı olmamıştır ya da primer lezyonlar ağır olduğu için bilinç açılmaz.
Açık ara olan vakalarda giderek kapanan bilinçle beraber hematom
tarafında "n.oculomotorius" (III kranial sinir) felcine ait belirtiler,
yani pupillanm genişlemesi ve ışık reaksiyonunun kaybolması hali ortaya
çıkar. Aynı zamanda karşı beden yarısında piramidal bulguların geliştiği
izlenir; sıra ile tonus artması, pozitif Babinksi delili, spastik
paralizi ve ekstansör rijidite. Bu tablo klasik akut tentorium
fıtıklaşmasına bağlı beyin sapı sıkışması tablosudur.
Kranium içinde, özellikle tentorium üstü bölümde gelişen çeşitli yer
kaplayıcı lezyonlara (ur, abse, hematom, vb) bağlı nonspesifik bir
proçes olan tentorium veya temporal fıtıklanmada fizyo-patolojik olaylar
şu şekilde gelişir: Hızlı gelişen hematom kısa zamanda kafa içinde
tentorium üstü ile alt bölümleri arasında bir basınç farkının
gelişmesine yol açar. Bu fark dolayısıyla hematom tarafındaki temporal
lobun iç bölümü (unkus bölgesi) tentoriumun serbest kenarından aşağıya
doğru itilmeye, fıtıklanmaya başlar. Bu fıtıklanma sırasında, a) tam bu
hizadan geçen III. sinir (okülomotorius) gerilmesi, sıkışması ile aynı
taraftaki pupilla değişiklikleri (ışık refleksinin kaybolması,
midriasis) b) Beyin sapmdaki "pedonculus cerebri" içinden geçen
piramidal "tractus"un basısı ile karşı beden yarısında piramidal
bulgular ve c) beyin sapı boyunca yerleşmiş olan asandan retiküler
aktive edici sistemin tutulması ile giderek artan bilinç bozuklukları
ortaya çıkar. Beyin sapı üzerindeki bası kısa süre içinde kaldırılmadığı
takdirde beyin dokusunda "irreversibl" organik lezyonlar (kanama,
yumuşama odakları) meydana gelir ve hastanın hayatının kurtarılması
imkansız olur. Ekstradural hematoma bağlı klinik tablo çok kısa bir
sürede, birkaç saat içerisinde geliştiği için kafa içi basınç artması
sendromunun en önemli belirtisi olan papilla ödemi ortaya çıkmaz, bazen
hastada kusma görülebilir. Kafa travmalarının yaklaşık % 1-2'sinde
ekstradural hematom oluşur.
Subdural hematom: Kafa travmalarında daha büyük bir sıklıkla % 5
oranında görülen subdural hematomlarda kanama dura altındadır ve
genellikle köprü venaların kopmasına, sinüs yırtıklarına veya kortikal
damarların yaralanmasına bağlıdır. Kanama daha fazla vena kaynaklı
olduğu için hematomun oluşumu yavaştır, belirtiler çok geç görülebilir.
Subdural hematomları klinik belirti vermeye başladıkları zamana göre
akut (travmadan itibaren üç gün içinde), subakut (3-15 gün arasında) ve
kronik (15 günden sonra, aylarca sonra olabilir) diye ayrı ayrı ele
almak gereklidir.
Akut subdural hematomlar genellikle ağır kafa travmalarından sonra ve
yaygın primer lezyonlarla birlikte (korteks laserasyonları, ezilmeleri
vb) görülürler. Çok defa bilinç başlangıçtan itibaren kapalıdır, açık
ara görülmez. Primer lezyonun bulgularının bir süre sonra ağırlaştığı,
bunlara kafa içi basınç artması belirtilerinin ve fokal kortikal
bulguların ilave olduğu gözlenir. 24-36 saat içinde papilla sta-zı ve
ödemi ortaya çıkabilir. Daha ileri devrede, yukarıda anlatılan tentorial
fıtıklanma tablosunun daha yavaş gelişen şekli ile hasta sonuca gider.
Ağır primer lezyonlarm varlığından dolayı subdural hematomlarda prognoz,
uygun zamanda yapılan gerekli girişimlere rağmen parlak değildir.
Mortalite % 50 dolaylarındadır.
Subakut subdural hematomlarda aynı patoloji, aynı klinik tablo daha geç
başlayarak daha uzun bir süre içinde gelişir. Muhtemelen kanama daha
yavaş, primer lezyonlar da hastanın hayatını hemen tehdit edecek kadar
değildir. Hastada birkaç gündür süren yarı açık veya bulanık bir bilinç
seviyesinin bozulması, buna kafa içi basıncı artması ile fokal nörolojik
defisitlerin ilavesi dikkati çeker. Göz-dibinde ödem ve staz çoğunlukla
saptanır. Jackson tipi epilepsi nöbetleri görülebilir.
Kronik subdural hematomlar genellikle yaşlı kişilerde ve çok defa
önemsiz, primer lezyonu çok hafif veya hiç olmayan travmalardan uzunca
bir süre sonra ortaya çıkar. Travmanın hafifliğinden ve süresinin
uzunluğundan dolayı çok defa olay unutulmuştur. Hematomun bu kadar yavaş
gelişmesini nedenleri arasında kanamanın hafif ve çok yavaş olması,
zamanla onkotik basınç farkları dolayısı ile BOS'dan su çekerek
büyümesi, hematom kapsü-lündeki yeni oluşan damarların kolaylıkla ve sık
sık hematom içerisine kanaması, nihayet yaşlılardaki beyin atrofisinden
dolayı lezyonun uzun süre sessiz kalması gösterilebilir.
Kronik subdural hematomlar klinikte baş ağrıları, uykuya eğilim,
dalgalanma gösteren bunama tarzında bilinç bozuklukları, hafif fokal
piramidal veya epileptik nöbetlerle kendini gösterebilir. Travmanın ön
planda olmadığı vakalarda bu durum beyin urları, serebrovasküler
hastalıklar, demansiel sendromlar veya dejeneratif santral sinir sistemi
hastalıkları ile karışabilir. Kronik subdural hematomların yaklaşık %
20 kadarı iki taraflıdır. Kronik subdural hematomların sık rastlandığı
diğer bir grup da yenidoğanlar ve süt çocuklarıdır. Çok defa doğum
travmasına bağlı olan hematom bir süre sonra yerini bir membran ile
çevrili ksantokromik bir sıvı koleksiyonuna bırakır.
İntraserebral hematom: Travmatik intrasereb-ral hematomlar genellikle
şiddetli travmalardan sonra ve çok defa primer lezyonlar, beyin
laseras-yonları ile birlikte görülürler. Beynin açık ve delici
yaralanmaları da intraserebral hematomlar meydana getirir. Bu hematomlar
daha fazla frontal ve temporal loblarda yer alırlar (karşı darbe
"contre-coup" mekanizması). Yüzeyinde laserasyonları, içinde de hematom
olan bir lob adeta patlamış bir görünüm alabilir. Klinik tablo primer
lezyonların ağırlığına bağlıdır. Açık ara seyrek görülür, hema-tomun
gelişmesi bazı vakalarda 24-36 saate kadar uzayabilir, bu durumda
gelişen kafa içi basınç artması belirtileri yanında fokal belirtiler,
piramidal bulgular ortaya çıkar.
Posttravmatik kafa içi infeksiyonları: İnfeksiyonlar kafa travmalarından
sonra çeşitli nedenlerle ve göz ardı edilemeyecek oranda ortaya
çıkabilirler.
a) Meningitis
Büyük sıklıkla açık kranium kırıklarından, özellikle paranazal sinüslere
açılan kaide kırıklarından sonra görülür. înfeksiyon nadiren hematojen
yol ile de gelebilir. Mastoid kırığı ve otore'si olan vakalarda orta
kulak iltihabı yok ise meningitis olağan değildir. Buna karşılık
rinore'si farkedilen veya edilemeyen hastalarda travmadan 36-48 saat
sonra yüksek ateş, ense sertliği, pozitif Kernig ve Brudzinksi
belirtileri, bilinçte bozulma, dezorientasyon gibi bulgularla meningitis
tablosu ortaya çıkar. Bu tablonun kafa travmalarından sonra sıklıkla
görülen, az miktarda travmatik subaraknoid kanamaya bağlı meningizm
belirtilerinden (hafif ense sertliği, subfebril ateş, vb) ayrılmasında
lomber ponksiyon ve BOS incelemesi yardımcı olur. Rinore'den sonra
meningitis'in sıklıkla görülmesinin nedenleri arasında hapşırma ıkınma
esnasında, hatta soluk vermede paranazal sinuslarda meydana gelen basınç
artması ile septik materyal ve havanın kranium içine geçmesi
gösterilebilir.
Travmatik rinore'nin spontan olarak iyileşmesi nadirdir. Onun için bu
vakalarda tekrarlayan meningitisler sıklıkla görülür ve cerrahi olarak
tedavi edilmediği takdirde bu durum önemli sekellere, hatta ölüme yol
açabilir.
b) ekstradural, subdural ampiyem, intraserebral abse:
Genellikle ekstradural, subdural ampiyemler bu aralıklarda biriken
hematomların infekte olmaları ile ortaya çıkarlar. înfeksiyon açık
kranium kırığından, bazen de hematojen yolla gelebilir.
Yaygın pürülan menenjitisler de ankiste cepler meydana getirerek
subdural abse ve ampiyemlere yol açarlar. Beyin loblarının içindeki
hematomların veya yumuşama odaklarının infeksiyonu intraserebral
abseleri oluşturur. Kraniumun delici travmalarında beyin dokusu içinde
kurşun, taş, elbise parçası gibi yabancı cisimlerin veya kemik
parçalarının çevresinde de abseler oluşur. Giderek büyüyen birer yer
kaplayıcı lezyon olan abse ve ampiyemlerin oluşması birkaç hafta zaman
aldığı için basınç artması belirtileri meydana çıkar. Kranium içi abse
ve ampiyemler zamanında tanınıp cerrahi çıkırtılmaları veya drenajları
sağlanmadığı takdirde suba-kut bir tentorium fıtıklanması ile fatal
olurlar.
c) Kranium osteiti:
Kafa travmalarının oldukça geç ortaya çıkan bir infeksiyöz komplikasyonu
da kranium osteitidir. Saçlı derinin geniş ve kirli bir şekilde
yaralandığı parçalı kranium kırıklarında, infeksiyon canlılığını
kaybetmiş kemiklerde yerleşebilir ve kronik bir osteit oluşabilir. Saçlı
deri altında cerahat cepleri, fistüllerle seyreden bu osteitler kemiğin
altında da ampiyemler meydana getirebilirler. Genellikle
antibiyotiklere fazla cevap vermeyen bu infeksiyonlar sekestre olmuş
kemiklerin cerrahi olarak çıkarılması ile iyileşebilirler. Nadir de olsa
saçlı deriyi ve kranium kemiklerini ilgilendiren infeksiyonların
retrograd venöz yollar ile (tromboflebit yaparak) kranium içine
geçebileceği, intrakranial abseler oluşturabileceği unutulmamalıdır.
d) Yağ embolileri
Mültipl ekstremite ve kranium kırıkları olan vakalarda görülür.
Belirtiler genellikle travmadan 24 saat sonra ortaya çıkar. Klinikte
yüksek ateş, bilincin kaybolması, süratli nabız, solunum zorluğu,
yüzeleyelleşmesi ve sıklaşması (pülmoner yağ embolileri) görülür. Fokal
nörolojik belirtiler yoktur. Tanıya sistemik yağ embolisi belirtilerinin
aranması ile varılabilir: Bunlar ciltte (omuzlarda, göğüste) peteşial
kanamalar, göz dibinde, retinada yağ embolileri gibi bulgulardır,
idrarda ve tükürükte yağ globüllerinin görülmesi tanıyı kesinleştirir.