Böbrek taşının belirtileri nelerdir hakında bilgiler.
Böbrek taşının belirtileri nelerdir, % 100 bitkisel tedavi edici ürünler hakında bilgi edinmek için aşağıdaki makaleye göz atmanızı öneririz.
% 100 bitkisel ve doğal BÖBREK TAŞI düşürmeye yardımcı bitkisel ürünlerimiz görmek için tıklayınız.
Üriner sistem, böbrekler, ureterler, mesane ve uretradan oluşmuştur.
Böbrekler, fasulye şeklinde organlar olup, kaburgaların hemen altında ve
belkemiğinin her iki yanında yeralır. Bu organların asıl görevi,
vücuttaki fazla suyu ve artık maddeleri idrar şeklinde dışarı atmaktır.
Bu işlevi sonucunda, kandaki bazı dengeleri sabit şekilde tutmayı
sağlarlar.
Böbrekle mesane arasında yeralan ve idrarı mesaneye taşıyan tüp
şeklindeki organlara da “üreter” denir. Yaklaşık 22-25 cm
uzunluğundadır. Mesane ise karnın alt kısmında yeralır ve idrarın
depolanmasına yarar. Tıpkı bir balon gibi elastikliği sayesinde
genişleyerek bu işlevini yerine getirir. Burada depolanan idrar, “uretra
yolu” ile vücut dışına atılır.
Esas olarak böbrek taşı, idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç
yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluşur. Normalde idrar içinde bu
kristalleşmeyi ve çökmeyi engelleyen ve “inhibitör” denilen maddeler
vardır. Bu inhibitörler, her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve bu
da taş oluşumuna yolaçar.
Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan
bu kristaller ve kumlar, yeteri kadar küçükse, idrar yollarına
takılmadan ve de herhangi bir probleme yolaçmadan düşerler.
Böbrek taşları, kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin kombinasyonundan oluşmuştur. En çok görülen taş tipi,
kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır. Bu
maddeler, bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar.
Ayrıca kemik ve kas yapılarının önemli yapıtaşlarıdırlar.
“Ürolithiasis” tibbi bir terim olup, üriner sistemin herhangi bir
yerinde taş olduğunu ifade etmek için kullanılır. Diğer terimler olan
idrar yolları taşı ve “nefrolithiasis” aynı amaç için kullanılır.
Doktorlar bu terimleri, genellikle taşın yerini tanımlamak için
kullanırlar.
Böbrek taşları ile safra kesesi taşlarının bir bağlantısı ve ilgisi
yoktur. Bunlar vücudun farklı sistemlerinde oluşmuş taşlardır. Net
olarak bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Amerika Birleşik
Devletleri’nde ve diğer gelişmiş ülkelerde, son 20 yıldır taş hastaları
sayısında artış vardır.
Beyaz ırkta taş sıklığı, siyah ırka oranla daha fazladır. Erkeklerde
taş sıklığının fazla olmasına rağmen son 10 yıldır kadınlarda da taş
oluşma hızında artış vardır ve taş oluşma oranları değişmektedir.
Böbrek taşları genellikle 20 ile 40 yaş arasında gelişir. Bir kimsede
bir kere taş gelişirse, bu şahısta bundan sonra yeni taş oluşma oranı,
diğer kimselere göre daha fazladır.
Doktorlar, oluşan taşların sebebini bazen tam olarak bilemezler. Bazı
gıdaların taş oluşumundan sorumlu olduğu düşünülse de bu spesifik
maddelerin taş oluşumunda kesin etkili olduğu şüphelidir. Ailesinde taş
olan birisinin, kendisinde de taş oluşması olasılığ,ı genetik faktörlere
bağlı olarak fazladır.
İdrar yolları infeksiyonları, kistik böbrek hastalığı gibi bazı
böbrek hastalıkları, paratiroid bezinin fazla çalışması
(hiperparatiroidizm) gibi durumlarda, böbrek taşı oluşması kolaylaşır.
Genellikle böbrek taşının ilk belirtisi şiddetli ağrıdır. Ağrı, taş,
idrar yolunu tahriş edince veya çoğunlukla tıkayınca gelişir ve aniden
başlar.
Hastalar, tipik olarak taşın olduğu tarafta sırtta veya karnın alt
kısmında keskin, kramp tarzında gelip giden ağrılar duyarlar. Bazen bu
yakınmalara bulantı ve kusma eşlik eder. Daha sonra ağrı, kasık
bölgesine doğru yayılır. Eğer taş düşemeyecek kadar büyükse, idrar
yolunun herhangi bir kesiminde takılır ve yerine göre farklı yakınmalara
sebep olurlar.
Mesaneye çok yaklaşmış taşlarda, hastalar, sık idrara çıkma, idrarda
yanma hissi duyarlar. Bu daha çok irritasyona bağlı olduğu için
bekledikleri kadar idrar yapamazlar. İdrar yaparken çok fazla ağrı ve
yanma hissederler. Yine taşların idrar yollarını irrite etmesi sonucu
idrarda kanama görülür. Ancak bu hiçbir zaman önemli bir kanama olamaz.
Bu belirtilerle birlikte ateş de varsa, bu da infeksiyon belirtisidir.
Bu durumda acilen doktorla irtibat kurmak gerekir. Bazen, “sessiz”
denilen, yakınmaya sebep olmayan taşlar, genel sağlık kontrolleri sırasında tesadüfen saptanır.
Bu yakınmalar ile başvuran hastanın, röntgen ve/veya ultrasonografik
incelemeleri sonucu, böbrek taşı saptanır. Bu tanı metodları ile taşın
yeri ve büyüklüğü saptanır. Kan ve idrar testleri de hem taşın yapısı
hem de gelişmiş olan böbrek fonksiyon bozukluklarının tesbitine yarar.
IVP (intravenöz pyelografi) denilen tetkikle de böbrek fonksiyonları
belirlenir ve tedavi planı yapılır. Yaşamı boyunca bir kereden fazla
taşı oluşan hastaları, diğerlerinden ayrı tutmak ve ayrı değerlendirmek
gerekir.
Taş oluşumunu engelleme, çok önemlidir. Oluşumu engellemek için önce
sebepler belirlenmelidir. Ürolog, bazı kan ve idrar testlerinden oluşan
bir dizi laboratuvar tetkiki ister. Hastaların tıbbi özgeçmişleri,
beslenme alışkanlıkları saptanır. Eğer taş ele geçmişse, saklanır ve
kimyasal analizi yapılır.
Taş tedavi edildikten sonra, hastanın 24 saat idrar toplaması
istenir. Bu idrarın miktarı, içerdiği kalsiyum, sodyum, ürikasit,
oksalat, sitrat ve kreatinin miktarı, asitlik derecesi ölçülür.
Magnezyum sistin taşından şüphe duyuyorsa idrar örneğinden özel bir
yöntemle varlığı araştırılmalıdır.
İdrarda kalsiyum atılımının fazlalığı, aynı zamanda açlık ve yükleme
testleriyle hasta hastaneye yatırıldıktan sonra da tespit edilebilir.
Bunlar ayrı sekillerde yorumlanır. Ürolog, tüm bu verileri kullanarak,
taşın sebebini saptamaya çalışır.
Taş oluşumunu engellemek için yapılması en kolay şey, bol miktarda su
içmek ve bunu alışkanlık haline getirmektir. Devamlı taş üreten
hastalar, günde en az iki litre idrar çıkartacak kadar su içmelidirler.
İdrarlarında fazla miktarda kalsiyum ve oksalat atılan hastalarda, bu
maddeleri içeren gıdaları daha az tüketmelidirler. Bazı kimseler fazla
miktarda kalsiyumlu gıdalar almamalarına rağmen idrarlarında kalsiyum
miktarı fazla çıkar. Yine kalsiyum içeren antiasitlerden (mide asidini
azaltan) ve aşırı D vitamini alınmamalıdır.
Ürologlar, kalsiyum ve ürik asit taşlarının oluşumunu engellemek için
ilaç verebilirler. Bu ilaçlar, taş oluşumunda anahtar rol oynayan idrar
asitliğini ve alkaliğini ayarlarlar. Allopurinol adı verilen ilaç da
sık kullanılır ve idrarda kalsiyum miktarını ve ürikasit miktarını
azaltır. Bir diğer tedavi yolu, kalsiyum taşlarını önlemek için idrarda
atılan kalsiyum miktarını kontrol altında tutmaktır. Bunun için de
içeriğinde hidroklorotiazid bulunan idrar söktürücü ilaçlar kullanılır.
Bu ilaç, böbreklerden idrara geçen kalsiyum miktarını önemli oranda
azaltır.
Bazı bağırsak hastalıklarında görülen ve aşırı kalsiyum emilimine
bağlı olan, idrarda fazla kalsiyum atılmasını engellemek için ise
bağırsaktan emilimi azaltan sodyum selüloz fosfat kullanılır. Bu ilaç,
kalsiyumu bağırsakta tutarak, kana geçmesini ve idrarla atılmasını
önler.
Yine deneysel olarak, oksalat idrarda itrahının fazla miktarda
saptandığı durumlarda B6 vitaminin kullanılması faydalı olacağı
bildirilmiştir.
Eğer taş, tam olarak ortadan kaldırılamazsa hasta, acetohidroamikasit
(AHA) adındaki ilacı kullanabilir. İlaç, uzun süre antibiotik tedavisi
ile birlikte kullanılabilir.
Extracorporeal shockwave lithotripsy (ESWL), üriner sistem taşlarının
tedavisinde en sık ve güvenle kullanılan tedavi yöntemidir. ESWL
cihazları, vucut dışında oluşturulan ve vucuda gönderilen şok
dalgalarının taşa çarparak onu kırması esasına dayanarak çalışırlar.
Burada taşlar, kum taneleri gibi parçalanırlar ve idrarla kolaylıkla
atılabilecek hale gelirler.
Çok çeşitli ESWL cihazları vardır. Bir kısmında, bir su banyosu
vardır ve şok dalgaları, bu banyo aracılığı ile vücuda gönderilir. Diğer
bir kısmında, su banyosu bir zarla örtülü olup hasta bu zarla temas
eder.
Birçok cihaz, taşı röntgen ışınları ile tesbit eder. Ancak bazı
cihazlarda, odaklama denilen bu özellik, ultrasonografi ile yapılır ve
bir radyasyon riski olmadığı için doktor, tüm seans boyunca görüntüleme
sistemini çalıştırarak tedaviyi devamlı olarak izler. Radyolojik odaklı
cihazlarda bu kullanılmaz. Ayrıca küçük odaklı (küçük bir noktaya şok
gönderen) cihazlarda anestezi gerekmez ve küçük çocukların taşları
rahatlıkla kırılır.
Birçok vakada ESWL, ayakta bir işlem olarak uygulanır ve hastanede
yatmaya gerek yoktur. Tedavi sonrası toparlanma dönemi çok kısadır ve
birçok hasta tedavi sırasında veya kısa bir süre sonra normal günlük
aktivitelerine döner.
ESWL tedavisinin kesinlikle kullanılmaması gereken iki durum, kanama
hastalıkları ve gebeliktir. ESWL tedavisinin de kendine göre
komplikasyonları olabilir. Aşağı yukarı tüm hastaların tedavi seansları
sonrasında birkaç gün idrarları kanlı olur. İdrarlarında ve böbrek
bölgelerinde, kum dökmeye bağlı yanma ve ağrı olabilir.
Komplikasyonları azaltmak için hastaların tedaviden uzun süre
öncesinden başlayarak Aspirin ve kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar
almaması gerekir. Bazen, dökülen kum parçaları, idrar yolunda sıkışır ve
düşmez. İdrar akımına engel olan ve ağrıya neden olan bu nadir durumda,
bazen ürolog, idrar yolunu rahatlatmak için ince silikon bir tüpü idrar
yoluna (mesaneden böbreğe) yerleştirir.
Bazen taşların çıkartılabilmesi için Perkutan Nefrolitotomi denilen
cerrahi yönteme gerek duyulur. Bu yöntem, taşların büyük olduğu
böbreğin, özellikle alt kısmında yerleşmiş büyük taşlarda; taşla
birlikte böbrek çıkışında daralma meydana gelmesi durumunda (dışardan
damar basıncı hariç) veya ESWL’nin etkili olamayacağı durumlarda tercih
edilir.