Hastalık, sıkıntı ve dertlerden "dua"
ile kurtulmak için,
Şifalı Dualar
bölümümüzde, çeşitli kaynaklardan derlediğimiz en etkili duaları
bir araya topladık.Bu
güzel dualar ile tüm
sıkıntılarınıza şifa bulmanız dileğiyle. ''Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever.”
Hz.Muhammed (S.A.V)
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik, ve tebârakesmük,
ve teâlâ ceddük, ve lâ ilahe ğayruk.
Manası:
Ya Allah! Sana layık olmayan şeylerden Sen'in pak oiduğyna itikad eder,
Sana hamd ile başlar, Seni hamd ile teşbih ederim. Senin güzel
isimlerinin hayır ve bereketi çoktur. Senin büyüklüğün Sen'don
başkalarının büyüklüklerinin fevkindedir. Sen'den başka ibadet edilecek
bir ilah yoktur.
Süleyman (a.s.) dedi ki: Rabbığfır lî ve heb lî mülken lâ yenbeğî li
ehadin min ba'dî, inneke entel vehhâb.
"Ey Rabbim! Beni yarlığa, bana öyle bir mülk ve saltanat yer ki o,
benden başka hiç bir kimseye layık olmasın. Şüphesiz bütün mur adları
ihsan eden sensin. "
Allah Teala Süleyman (a.s.)'ın duasını kabul edip şöyle buyurdu:
"Biz de ona (Süleyman'a) rüzgarı musahhar ettik ki, bu onun emriyle,
onun dilediği yere yumuşacık akar giderdi.
Sünnet neye denir?
C- Peygamberimiz (s.a.v.)'in farz ve vacibten başka işlediği ve
emrettiği şeylere sünnet denir. S- Ne gibi?
C- Cemaatla namaz kılmak, çocukları sünnet ettirmek, selamlaşmak gibi
hallerdir. S- Kıldığımız namazlarda kaç türlü sünnet vardır?
C- iki çeşit sünnet vardır. Birine sünneti müekkede, diğerine sünneti
gayri müekkede denir. S- Sünneti müekkede hangi namazlardır?
C- Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri'nin farzlardan başka terk etmeden
kıldıkları ve ümmetine de kılmayı emir buyurdukları namazlardır. S- Sünneti gayri müekkede hangi namazlardır?
C- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in bazen terk ettikleri namazlardır.
İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetleri gibi.
İmam-ı Şafii (rahimehüllâh) diyor ki: "Bir işle karşılaştım. İçimi
yaktı. Hem öylesine üzüldüm ki onun derecesini Allah'tan başkası bilmez.
Ertesi gece biri rüyamda bana şöyle hitab etti: 'Ey İdrisoğlu
Muhammed, şu duayı oku:
Allâhümme innî lâ emlikü li nefsi darran ve lâ
nef an ve lâ mevten ve lâ hayâten ve lâ nüşûran ve estetıy'u en ecide
illâ mâ a'taytenî ve lâ ettekıy illâ mâ vekaytenî. Allâhüme veffıknî li
mâ tühıbbü ve terdâ minel kavli vel ameli fi âfiyeh.
Sabah olunca bunu tekrarladım. Akşama doğru Allah işimi kolaylaştırdı.
Sıkıntıdan beni kurtarıp dileğimi verdi. Gafil olmayın. Siz de üzüntüden
kurtulmak için bu duayı okuyun."
"Peygamber Efendimiz sıkıntılı zamanlarında bu duayı okurlardı."
Allâhü Allâhü rabbî lâ üşrikü bihî şey'â.
"Bütün işlerde Allah'a sığınır ve O'na hiçbir şeyi eş koşmam." Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sıkıntılı zamanlarınızda bu duayı okursunuz."
"Kederli ve sıkıntılı zamanlarında Ayet'el-Kürsi ve Sure-i Bakara'nın
son iki ayetini kim okursa, Allah Teala ona yardım eder, sıkıntıdan
kurtarır."
Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü
minezzâlimiyn.
Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) anlatıyor: "Ben Resulüllah'tan işittim: "Öyle
bir dua biliyorum ki, kim onu sıkıntılı zamanlarında okursa, sıkıntı ve
keder ondan kalkar. O da kardeşim Yunus'un, balığın karnında okuduğu bu
duadır."
Ene abdükebnü abdikebnü emetike fî kabdatik,
nâsıyeti bi yedike mâdın, fîyye hukmüke adlün, fiyye kadâüke, es'elüke
bi küllisinin hûve leke semmeyte bihî nefseke ev enzeltehû fî kitâbike
ev allemtehû ehaden min halkıke eviste'serte bihî fî ılmil ğaybi ındeke
en tec'alel kur'ane nura sadrî ve rabiy'a kalbî ve cilâe huznî ve zehâbe
hemmî.
Manası:
"Allah'ıml Ben senin kulunum ve kulunun oğlu ve cariyenin oğluyum.
Nasiyem yed-i kudretindedir.
Hükmün bende caridir. Kazan hakkımda adalettir. Senin olan, senin
kendine tesmiye ettiğin veya kitabında inzal buyurduğun veya kullarından
birine bildirdiğin veya kendi ilminde veya ilmi gaybında Zat-ı Ecelli
Alâ'na tahsis buyurduğun her isim ile senden dilerim ki; Kur'an'ı
göğsümün nuru, kalbimin baharı, hüznümün cilası, sıkıntı ve kederimin
zehabı Masın."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu:
"Kime bir merak veya bir hüzün isabet eder de bu duayı okursa, Allah
Teala onun merakını giderir, sıkıntısının yerine ferahlık verir."
Ashab:
"Ya Resulallah, bu kelimeleri öğrenmeli mi?" deyince, Resulüllah
(s.a.v.):
"Evet, bunları işiten herkesin öğrenmesi lazımdır." buyurdular.
Bismillâhil kebiyri neûzü billâhil azıymi min
şerri ırkın ne'ârin ve min şerri harrin nâr.
Razı ol! Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah'ım! Bizlere selam
Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin salâten tünciynâ bihâ min
cemiy'ıl ehvâli vel âfât vetakdıy lenâ bihâ cemiy'al hâcât ve
tütahhirunâ bihâ min cemiy'ıs seyyiât ve terfeunâ bihâ ındeke a'led
deracât ve tübelliğunâ bihâ aksal ğâyâti min cemiy'ıl hayrâti fil hayati
ve ba'del memat.
"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat eyle! Öyle ki sen bu salat ile
bizi her türlü tehlike, korku ve afetlerden kurtarır, her türlü
ihtiyacımızı bu sebeple giderir, günahın her türlüsünden bizi bu yüzden
temizler, nezd-i ilahindeki en yüksek derecelere bizi bu sebeple
yükseltir ve bizi gerek hayattayken ve gerekse öldükten sonra hayırların
her çeşidinde varılabilecek en uç noktaya ulaştırırsın!"
* Her mühim işin gerçekleşmesi, sıkıntının bertaraf edilmesi için bin
defa okunmalıdır. Suda boğulmaktan korunmak için gemiye binmeden önce
okunmalıdır.
Beş yüz defa okuyan dilek ve maksadına ulaşır. Dünyevi ve uhrevi
arzuların gerçekleşmesi için gece yarısı bin defa okunmalıdır.
Bu salavat-ı şerifenin fazileti o kadar yücedir ki, İmam-ı Nebhânî:
"O kadar sırları vardır ki, biz bunları cahillerin eline geçer korkusu
ile açıklamadık. " diyor.
Sıkıntı ve kederden korunmak için okunacak diğer bir salavat-ı şerife de
aşağıda gelen salavattıı Samimiyetle okuyan kimse, Allah'ın izni ile
sıkıntıdan kurtulur:
Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedinin
nebiyyil ümmiyyit tâhiriz zekiyyi salâten tehullü bihel ukadü ve tefükkü
bihel kürab.
"Allah'ım! Efendimiz, ümmî, temiz, tertemiz Peygamber Muhammed'e salat
eyle ki sen bu sebeple düğümleri çözer, üzüntüleri dağıtırsın!"
***
Aşağıda gelecek salavat-ı şerife sıkıntı, musibet anında okunur. Her
çeşit sıkıntıdan kurtulmak için gece yarısı iki rekat namaz kılınır.
Kıbleye karşı dönerek bu mübarek salavat-ı şerife (100) defa okunursa
Allah Teala o kimseden her sıkıntı ve belayı kaldırır. Bir yere
Efendimiz (s.a.v.)'in ruhaniyeti gelirse hiç orada sıkıntıdan eser kalır
mı?
Salavat-ı şerife budur:
Allâhümme saİli ve sellim alâ seyyidinâ ve
mevlânâ muhammedin salâten tehüllu bihâ ukdetî ve tüferricü bihâ kürbetî
ve tünkızünî bihâ min vahletî ve tükıylü bihâ usratî ve takdıy bihâ
haceti.
"Allah'ım! Efendimiz, önderimiz Muhammed'e salat ve selam eyle ki sen
müşkillerimi bu salaî yüzünden çözer, sıkıntılarımı bu yüzden açar,
düştüğüm bataklıktan beni bu sebeple kurtarır, yanılıp sürçtüğümde beni
bu yüzden bağışlar ve ihtiyaçlarımı bu salat sebebiyle giderirsin!"
S- Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra farzını nasıl
kılarsın?
C- Kamet getirdikten sonra: "Niyet ettim bu sabah namazının iki rekat
farzını kılmaya" dedikten sonra "Allâhü ekber" diyerek ellerimi
kaldırırım. Sonra ellerimi bağlarım. Bundan sonra, sabah namazının
sünnetini nasıl kıldıysam bunu da aynen öyle kılarım. S- Kamet nasıl getirirsin?
C- Allâhü Ekber (4 defa)
Eşhedü en lâ ilahe illallah (2 defa)
Eşhedü enne muhammeder rasûlüllâh (2 defa)
Hayye ales salâh (2 defa)
Hayye alel felah (2 defa)
Kad kâmetis salâh (2 defa)
Allâhü ekber (2 defa)
Lâ ilahe illallah (1 defa)
S- İmam olduğun zaman bu kameti kendin mi getirirsin?
C- Müezzin varsa o getirir. Müezzin yoksa kameti de ben getiririm.
Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: "Niyet ettim bugünkü
sabah namazının sünnetini kılmaya", diye niyet edilir. Hemen eller
yukarıya kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Ondan sonra eller
bağlanır ve "Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve
tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük" okunur.
Arkasından "Eûzübillahimineşşeytani'r-racim
Bismillahirrahmanirrahim" diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha
suresi okunur sonra "Amîn" denir ve bir mikdar daha Kur'an okunur (1).
Arkasından "Allahu Ekber" deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa
"Sübhane Rabbiye'l-Azîm" denir. Sonra
"Semiallahülimen hamideh" denilerek ayağa kalkılır. Ayakta "Allahümme
rabbena ve lekelhamd" denilir (2). Ondan sonra "Allahu Ekber" diyerek
secdeye varılır. Secde halinde de üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denir.
Sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve
bir tesbih miktarı durulur. Yine "Allahu Ekber" denilerek ikinci secdeye
varılır. Bunda da üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ"
denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.
Bu ikinci secde arkasından "Allahu Ekber"
denilerek ikinci rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele
çekilir. Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an okunur. Birinci rekatta
olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki,
buna "Ka'de = oturuş" denir. Burada "Ettehiyyatü
lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina" diyerek
dualar sonuna kadar okunur. Sonra "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah"
diyerek sağ tarafa ve yine "Esselâmü Aleyküm ve
Rahmetullah" diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki
rekatlı namaz bitmiş olur (3).
Allahümme rabbe cibrîle ve isrâfîle ve mîkâiyle
ve muhammedinin nebiyyi sallellahü aleyhi ve selleme eûzü bike minen
nâr. Manası: Cibril'in, İsrafil'in, Mikail'in ve Muhammed'in
(s.a.v.) Rabbi olan Allah'ım, cehennemden sana sığınırım.
"Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, sabah namazının sünnetinden sonra, bu
duayı üç defa okurlardı."
Estağfirullâhellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh.
"Sabah namazının farzından evvel bu istiğfarı üç defa okuyan kimsenin
denizlerin köpüğü kadar günahı olsa Allah Teala affeder."
SABAHLARI VE AKŞAMLARI OKUNMASI FAZİLETLİ OLAN
DUALAR
Allâhümme ente rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene
alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûü
leke bi nı'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfir lî, fe innehû lâ
yağfiruz zünûbe illâ ente.
Manası:
Ey Allah'ım, Sen benim rabbimsin. Sen'den başka ilah yoktur. Beni Sen
yarattın. Ben de Senin kulunum. Zat-ı Ecelli Ala'na verdiğim sözde elden
geldiği kadar sebat etmeye çalışıyorum. Yaptığım günahların şerrinden
Sana sığınırım. Sana karşı yaptığım günahları itiraf ediyorum, ya Rabbi!
Verdiğin nimetlere de şükrederek mu'terifim. YaRabbi, beni mağfiret et.
Çünkü senden başka günahları affedecek ilah yoktur. Sa'dad b. Evs
(r.a.)'dan: Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular: "Her kim Seyyidül
İstiğfar'ın sevap ve faziletine kalben inanarak, sabah okuyup da akşam
olmadan ölürse o kimse cennet ehlidir. Gece okur da sabah olmadan ölürse
yine Cennet ehli zümresindendir."
Allâhümme lekel hamdü lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdüke âmentü bike
muhlisan leke dînî, innî esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va'dike
mesteta'tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfiruke bi zünûbilletî
lâ yağfıruhâ illâ ente. Manası:
Ey Allah'ım! Sana hamd olsun. Senden başka ilah yoktur. Sen benim
Rabbimsin, ben de Senin kulunum. Ve ben Sana samimi olarak iman ettim.
Sabah ve akşam Sana söz verdiğim ve vaad ettiğim halde hasbel beşer
yaptığım fena amelimden Sana tevbe eder, "estağfirullah" derim. O
günahlarım ki Sen'den başka onları kimse affedemez. Ümmet el-Bahili (r.a.)'dan:
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz yemin etmek adetleri olmadığı halde, bu
istiğfar hakkında yemin ederek şöyle buyururlardı:
"Her kim bu istiğfarı sabah ve akşam üçer defa okur da o gün ölürse
muhakkak cennete girer." Not: (Asbahtü) kelimesinin, akşamlan (Emseytü) diye
okunmasına dikkat edilmelidir.
Allâhümme innî asbahtü üşhidüke ve üşhidü
hamelete arşike ve melâiketeke ve cemiy'a halkıke enneke entellâhü lâ
ilahe illâ ente ve enne muhammeden abdüke ve rasûlük.
Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Her kim bu duayı sabahladığı vakit okursa o gün işlediği hataları
affolunur. Akşam okursa geceleyin işlediği hataları ve günahları
bağışlanır."
Allâhümme ente halaktenî ve ente tehdînî ve ente tut'ımünî ve ente
teskıynî ve ente tümîtünî ve ente tuhyînî.
Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kim sabah ve akşamladığı vakit
bu duayı yedişer defa okur da Allah Teala'dan bir istekte bulunursa
kabul edilir. Allah Teala Musa (a.s.)'a bu kelimeleri öğretmiştir. Sabah
ve akşam bu duayı yedişer defa okur, Allah'tan her istediği ona
verilirdi."
Sübhânellâhi ve bi hamdihî lâ kuvvete illâ
billahi mâ şâellâhü kâne ve lem yese* lem yekûn a'lemü ennallâhe alâ
külli şey'in kadiyr. Ve ennallâhe kad ehâta bi külli şey'in ılmâ.
Allah Resulü (s.a.v.) buyuruyorlar ki: "Her kim bu teşbihi sabahleyin
okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar Allah Teala ve Tekaddes
Hazretleri bütün musibet ve serlerden o kimseyi muhafaza eder."
"Bir kimse sabah ve akşam yüzer defa "sübhânellâh" derse Cenabı Ecelli
Ala yüz hac yapmış kadar sevap ihsan eder. Sabah ve akşam yüzer defa
"elhamdü lillâh" derse o gün rızayı bari için yüz at yüklemiş veya yüz
defa savaşa girip düşmanla çarpışmış kadar ecre nail olur. Sabah akşam
yüzer defa "lâ ilahe illallah" derse, İsmail (a.s.) soyundan yüz köleyi
hürriyete kavuşturmuş kadar ecir verilir. Sabah akşam yüzer defa "Allâhü
ekber" derse, o gün bu zikri okuyan kimseden daha çok sevap kazanan
kimse bulunmaz. Ancak bu zikri daha fazla okuyan kimse müstesna."
Sübhânellâhi ve bi hamdihî.
Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:
"Bir kimse sabah ve akşam bu teşbihi yüzer defa okursa hiç bir kimse
onun bu teşbihi okumasından daha faziletli bir zikir getiremez. Meğer
ki, o kimse bu teşbihi daha çok okumuş olsun."
"Ey Abdullah b. Hubeyb! Sabah ve akşamladığın vakit, Kul hüvallâhü
ehad... Kul eûzı: bi rabbil felak... Kul eûzü bi rabbin nâs...
surelerini üçer defa oku. Bunlar dünyevi ve uhrevi her şeyine kâfi
gelir."
Eûzü bi kelimâtillâhit tâmmâti min şerri mâ
halak.
Manası: Mahlukatın şerrinden Cenabı Hakk'u: Kur'an'ına sığınırım.
* Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e bir kimse sele. ve: "Ya Resulellah, dün
gece beni ısıran akrepten ızdırap çektim." dedi.
Sübhâne rabbike rabbil izzeti amma yasıfûn. Ve
selâmün alel murseliyn. Vel hamdü lillâhi rabbil âlemiyn. Manası:
İzzet sahibi Rabbin müşriklerin O'na layık olmayan vasıflarından
münezzehtir. Selam Resullerin üzerine olsun. Alemlerin Rabbi Allah'a
hamdve sena olsun. *Resulü Ekrem Efendimiz bu ayetin fazileti hakkında şöyle
buyuruyor:
"Her namazın arkasından bu ayetleri okuyan kimseye tam ölçekle sevap
verilir."
"Kıyamet günü tam ölçekle sevap almak isteyen kimse oturduğu meclisten
kalkmadan (bu ayetleri) okusun."
Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim
selâmen tâmmen alâ seyyidinâ muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve
tenfericü bihil kurabil ve tukdâ bihil havâicü ve tünâlü bihir reğâibü
ve husnül havâtim i ve yüsteskal ğamâmü bi vechihil keriymi ve alâ âlihî
ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek.
"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e en mükemmel bir şekilde salat ve
noksansız selam eyle ki düğümler onun hürmetine çözülür, hüzün ve
kederler onun hürmetine dağılır, ihtiyaçlar onun hürmetine giderilir,
arzulara ve iyiliklere onun sebebiyle nail olunur Bulutlar onun mübarek
hatırı için yağmurlanır. Ona, âline ve ashabına sana topyekün malum
olanlar sayısınca her an ve her nefes salat ve selam olsun!"
Fazileti: İmam-ı Kurtubî diyor ki:
"Bu salavat-ı şerifeyi kim her gün kırk bir, yüz veya daha fazla okursa,
Allah onun gam ve kederlerini, sıkıntı ve üzüntülerini giderir, işlerini
kolaylaştırır, iç alemini de nurlandırır." Hizbül Ebrar sahibi diyor ki:
"Bu salavat-ı şerifenin faydasını; erkek, kadın, büyük, küçük kime haber
verdimse, devam edenlerin hepsinin maksadlarına nail olduklarını gördüm.
1- Ashab-ı manasıptan niceleri amellerine nail oldular.
2- Şifasından aciz kalınan nice hastalar bu salavatın bereketi ile şifa
buldular.
3- Müderris bir alimin, yirmi senedir yakalandığı sar'a hastalığından,
bu salavat-ı şerifeye 550 devam etmesi sayesinde kurtulduğuna şahit
olmuşumdur.
4- Bu salavat-ı şerifeye devam edenler, her türlü iç ve dış düşmanların
şerrinden Allah'ın izni ile kurtulurlar."
Resulü Ekrem buyurdu:
"Her kim ayın üç gününü oruçlu olarak geçirir, seferde ve hazarda da
vitir namazını kılar, terk etmezse, onun için şehit ecri verilir."
Yani Cenabı Peygamber'in ismi anıldığı zaman salavatı şerife getirmeye
mecbursun. Eğer Cenabı Peygamber'in bir mecliste ismi çok işitilirse,
ulemanın çoğu "bir defa getirirse mesuliyetten kurtulur." dediler. Bunu İmam-ı Tahâvî kabul etmiyor, diyor ki:
"Cenabı Peygamber'in her ismini işiten salavatı şerife getirmelidir,
çünkü vaciptir. Namaz içerisindeki salavatı okumak sünnettir. Günde yüz
defa getirmek ise müstehaptır. Ne kadar çok getirirsen o kadar
makbuldür."
Cenabı Peygamber (s.a.v.) buyuruyorlar:
"Kıyamette bana en layık ümmetim üzerime en çok salavatı şerife
getirendir."
Cenabı Peygamber (s.a.v.) evvela yanına salavatı şerifeyi çok getireni
kabul eder.
Cenabı Hakk Celle Hazretleri buyuruyor:
"Bana en layık olan kulum Kur'anı Kerim'i çok okuyandır."
İnsanı Allah'a götürecek Kufan'dan daha büyük bir ibadet yoktur. Hele
namazda olursa. Ama sen, "ben Kur'an okumayı bilmiyorum" dersen,
Fatiha'yı, Kul hüvallâhü ehad'ı durmadan oku!" Cenabı Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:
"Bir adam salavatı şerife getirirse farkına varır, ona cevap veririm. Ve
aleyküm selam derim; sevabını da ayrıca alır." Cenabı Peygamber (s.a.v.) insana yedi yerde şefaat edecektir:
Dünyada insanın başı dertte ve sıkıntıda kaldı mı rüyada Cenabı
Peygamber evine gelir. Cenabı Peygamber bir kimsenin evine gelecek
olursa muhakkak ki o kimseyi kurtarmaya gelmiştir.Ölürken, bazı kimseler
ayaklarını toplarlar. Etrafında bulunanlar: "Ayağını niye topluyorsun,
sen hastasın?" derler. O adam: "Huzur-u Saadet'te nasıl ayağımı
uzatayım?" der. Demek ki Cenabı Peygamber Efendimiz vefat edecek olan o
kimsenin yanında bulunuyorlar.
Kabirde,
Kabirden kalkarken,
Kıyamet gününde,
Sırat üzerinde,
7- Cennete giren kimsenin makamını yükseltmek için şefaat
edecektir.
Salavatı şerife getirmenin en kıymetli vakitleri cuma gecesi ile
cuma günüdür. Onun için bu vakitlerin kıymetini bilmelidir. Bazı alimler
der ki:
"Bu vakitlerde salavatı şerife getirmekten daha büyük bir ibadet
yoktur."
Yine Cenabı Peygamber, salavatı şerife getirmenin fazileti
hakkında:
"İki arkadaş birbirlerini severler, birbirleri ile karşılaştıkları vakit
musafaha yaparlar, üzerime salavatı şerife getirirlerse oradan
ayrılmadan Allah Teala ikisini de affeder. " buyuruyor. Musafaha, el
sıkışmak demektir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de de ayet vardır.
Allah Celle Celâlühû buyuruyor: Ey insan!
üç şey senin üzerine vaciptir:
1-Malın zekatını vermek.
2-Akrabalarını ziyaret etmek.
3.-Ev halkının ve misafirlerinin ihtiyaçlarını karşılamak.
Sana vacip kıldığım şeyleri yapmazsan, ben de seni aleme ibret olacak
şekilde cezalandırırım.
Ey insan! Ev halkının haklarını gözettiğin gibi komşularının da
haklarını gözetmezsen, sana rahmet nazarıyla bakmam ve iltifat etmem.
Duan da kabul olunmaz.
Ey insan! Sana haram ettiğim şeylere bakma. Çünkü senin vücudundan
kurtların yiyecek olduğu ilk şey gözlerindir.
Efendimiz Aleyhisselam buyurdu:
- İsmimi duyunca salavat getirmeyen, insanların en cimrisidir.
- Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir.
- Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişmanlık
duyacaklardır.
- Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun sürünsün.
- Üç kişi yüzümü göremeyecektir. Ana babasına isyan eden, sünnetimi terk
eden, üzerime salavat getirmeyen.
- Adımı işitip de salavat getirmeyen, sonu mutsuz kimsedir.
- Üzerime salavat getirmeyi unutan, cennetin yolunu da unutmuştur.
- Adımı duyup da salavat getirmeyen, bana cefa etmiştir.
- Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.
- Üzerime salavat getirirseniz Allah da sizin üzerinize salavat getirir.
- Bana salavat getirin. Nerede olursanız olun salavatımz bana ulaşır. * Allah Teala buyurdu:
"Bir defa salavat getirene Ben ve meleklerim on defa salavat getiririz."
-Cuma günü ve geceleri üzerime (100) defa salavat getirenin Allah Teala
otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz hacetini kabul eder.
- Dua ile sema arasında bir engel vardır. Üzerime salavat getirilince
engel açılır, dua yerine ulaşır.
- Sünnetimi ihya eden, üzerime salavat getiren, darda kalanlara yardımda
bulunanlar kıyamet gününde arşın gölgesinde olacaklardır.
- Sırat üzerinde kalmış, hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam
gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip o durumdan onu
kurtardı.
- Dün gece acayip bir şey gördüm. Adamın biri Sırat üzerinde düşüp
kalkıyordu. O anda üzerime getirdiği salavat geldi. Elinden tuttuğu gibi
Sırat'tan geçirdi.
- Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz.
- Kıyamet günü büyük ecir almak isteyen, üzerime salavat getirsin.
- Cuma günü üzerime (80) kere salavat getirenin seksen senelik günahı
affolunur.
- Üzerime salavat getirilmeden yapılan hiçbir dua kabul olunmaz.
- Karşılaşan iki mii'min salavat getirerek ıııusafaha ederlerse, geçmiş
ve gelecek günahları bağışlanır.
40«
- Üzerime (100) defa salavat getirene, Allah (c.c.) bin defa rahmet
nazarı ile bakar. İştiyakla daha fazla getiren için kıyamet gününde
şefaat ve şahitlik ederim.
- Üzerime bir günde (1000) defa salavat getiren kimseye cennetteki
makamı gösterilmedikçe ölmez.
- Cuma günü üzerime (100) defa salavat-ı şerife getiren kimse kıyamette
öyle bir nur ile gelecektir ki, eğer o nur bütün mahşer ehline taksim
edilse hepsine yeterdi.
- Ömrünü boş yere heba eden kişi kaybettiği zamanı telafi etmesi için
salavat-ı şerife ile meşgul olmalıdır. Eğer bütün ömrünü ibadetle
geçirmiş olsan ve sonra bir defa salavat-ı şerife getirsen, getirdiğin
salavat bütün ibadetlerinden daha ağır gelirdi. Çünkü sen kendi gücün
nisbetinde salavat getirmektesin. Allah Teala da Rububiyyeti hesabıyla
senin bir salavatına karşılık sana on salavat getirmektedir. Yani Allah
Teala sana on defa rahmet nazarıyla bakmaktadır. Allah Teala'nın kuluna
nazar-ı rahmeti; insin, cinnin ibadetinden daha hayırlıdır. Çünkü Allah
(c.c.) kuluna bir defa rahmeti ile nazar edince o kul azaba duçar olmaz.
- Allah Teala, Musa (a.s.)'ya:
"Ey Musa, bana hamd ediciler olmasaydı semadan bir damla yağmur
indirmez, yerden de hır nebat bitirmezdim. Ey Musa, göz nurunun göz in
yakınlığından daha yakın olmamı ister "
400 "İsterim ya Rabbi!"
"Öyle ise Resulüm Muhammed (s.a.v.)'e çokça salavat getir." buyurdu.
* Hazreti Musa (a.s.) denizden geçeceği vakit asası ile denize on defa
vurdu, fakat deniz ikiye ayrılmadı.
Allah Teala, Musa (a.s.)'ya: "Muhammed ve ehl-i beytine salavat getir."
buyurdu.
Musa (a.s.) salavat getirip asasını denize vurunca deniz ikiye ayrıldı.
- Allah Teala, perşembe günü ikindi vakti, melekleri salavat-ı şerife
getirenlerin ismini yazmak üzere yeryüzüne gönderir. Cuma günü ve gecesi
salavat getirmeyi ihmal etmemelidir.
* Salavat-ı şerife dünya ve ahirette insanın derecesini yüceltir. Onu
büyük bir nur sahibi kılar. Kazancı en bol bir ticaret kaynağıdır.
Ehlulllah, hep bu sayede ehlullah olmuşlardır.
* Şeytanlar çok ibadetlere el uzatır, lakin salavat-ı şerife öyle
değildir. Ona katiyyen dokunamazlar. Çünkü, ruhaniyyet-i Peygamberi
salavat-ı şerife getirilen yerlerde bulunur. Salavat-ı şerife dünya ve
ahiret işlerinin cümlesine kâfidir. Salavat-ı şerifelerin en
faziletlileri Cenabı Peygamberimizin öğrettikleridir. Salavat-ı şerife
getirmenin faziletine dair bir kaç hadisi şerif mealini sır al iv alım:
- Kim üzerime bir defa salavat getirirse Allah Teala o kimsenin on
günahını giderir. On sevap yazar ve on derecesini yükseltir. On köleyi
hürriyete kavuşturmuş kadar ecre nail olur.
- Bana bir defa salavat getirene Allah Teala on defa rahmet eder; on
defa getirene Allah Teala yüz defa rahmet eder; yüz defa getirenin iki
gözü arasına münafıklıktan ve cehennemden berî olduğuna dan berat
yazılır. Kıyamet gününde ise Allah Teala onu şehitlerle birlikte iskan
eder.
- Yeryüzünde Allah'ın vazifeli melekleri vardır. Onlar ümmetimin
getirdikleri selamı bana ulaştırırlar.
- Kim bana günde yüz defa salavatı şerife getirirse, Allah Teala onun
yetmişi ahiretine, otuzu dünyasına ait olmak üzere yüz hacetini ihsan
eder.
- Her kim üzerime bir defa salavat getirirse, Allah Teala ona on defa
rahmeti ile tecelli eder.
- Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları, üzerime en çok
salavat getirenleridir.
- Kabrimi bayram yerine çevirmeyin, üzerime salavat getirin. Zira nerede
olursanız olun getirdiğini/ salat ü selamlar bana ulaşır.
- Yanında anıldığım halde üzerime salavat getirmeyen kimsenin yüzü yere
sürtülsün, hakarete uğrasın.
Allâhümme sallı alâ seyyidinâ muhammedin abdike ve nebiyyike ve
rasûliken nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim tesliymen
bi kadri azameti zâtike fi külli vaktin ve hıyn.
"Allah'ım, senin kulun, Peygamberin, ümmi bir Rasulün olan Efendimiz
Muhammed'e, onun âline, ashabına, zâtının azametinin sonsuzluğu
nisbetinde her vakit ve her zaman salat eyle, kamil manada esenlikler
ver!"
2- Bu salavat-ı şerifeyi de bir defa okumak diğer salavatlardan yüzbin
defa okuma tesir ve gücündedir.
Süfyan-i Sevrî anlatıyor:
Hacca gittiğimde bir gencin Kabe'nin örtüsüne asılarak, Peygamber
(s.a.v.) üzerine candan salat ü selam getirmekte olduğunu görünce:
"Burası Beyt-i Haram'dır. Her yerin kendine has bir duası vardır. Sense
devamlı olarak salavtüselam getiriyorsun. Bunun sırrı acaba nedir?" diye
sordum. Şu cevabı verdi:
"Babamla birlikte hac yoluna koyulmuştuk. Babam yolda vefat etti. Yüzü
simsiyah olmuştu. Başı da adeta hınzır başını andırıyordu. Bir anda üç
bela ile karşılaşmıştım: Babamın vefatı, yüzünün simsiyah oluşu ve
başının hınzır başına benzeyişi... İnsanlara, utandığımdan durumunu
bildiremedim. O anda gözlerime uyku bastı ve uyudum.
Rüyamda orta boylu, son derece güzel ve yakışıklı bir genç geldi.
Babamın başucuna oturdu. Mübarek elini yüzüne sürdü. Yüzü derhal
bembeyaz oldu. Başı da eski haline döndü. Tam döneceği sırada:
"Allah'ın rahmeti üzerine olsun, acaba siz kimsiniz?" diye sordum:
"Tanımadın mı beni? Ben ademoğullarının ulusu, Allah'ın elçisi
Muhammed'im. Ey genç, babana azal) melekleri gelip kendisini o hale
soktuklarında, derhal bana getirilen salat ü selamı bana ulaştırmakla
görevli olan melekler gelip bana durumu bildirdiler. Ben de bunun
üzerine hemen gelip babanın durumunu bir anda düzeltiverdim. Baban
içkici idi, ama aynı zamanda çokça salat ü selam getirirdi." buyurdu.
Allâhümme salli ve sellim alâ seyyidinâ ve
mevlânâ muhammedin bahri envârike ve ma'deni esrârike ve lisâni
huccetike ve urûsi memleketike ve imâmi hadratike ve tırâzi mülkike ve
hazâini rahmetike ve tariykı şeriy'atikel mütelezzizi bi tevhıydike
insani aynil vücûdi ves sebebi fî külli mevcûdin ayni a'yâni halkıkel
mütekaddimi min nûri dıyâike salâten tühıllii bihâ ukdetî ve tüferricü
bihâ kürbetî ve tünkızünî bihâ min vahletî ve tükıylü bihâ asratî ve
takdî bihâ hâcetî salâten türdıyke ve türdıyhi ve terdâ bihâ annâ yâ
rabbel âlemiyne adede mâ châta bihî ılmüke ve alısâhü kitâhüke ve cera
bihî kalemüke ve sehekal bihî meşîetüke ve hassasathü irâdetüke ve
şehidet bihî melâiketüke ve adedel emtâri vel ahcâri ver rimâli ve
evrâkıl eşcâri ve emvâcil bihâri ve miyâhil uyûni vel âbâri vel enhâri
ve melâiketil bihâri ve cemiy'ı mâ haleka mevlânâ min evveliz zemâni ilâ
âhırihî ve mâ medâ fiyhi minel leyli ven nehâri vel hamdü lillâhi
vahdehül azîzil ğaffâr.
"Allah'ım! Senin nurlarının denizi, esrarının menbai, hüccetinin dili,
mülk ve saltanatının damadı, yakınlarının önderi, mülkünün numunesi,
rahmetinin hazinesi, şeriatının yolu, senin tevhidinden lezzet duyan,
varlık aleminin göz bebeği, her şeyin yaratılış sebebi, mahlukatının en
seçkini, senin ışığının nurunun önderi Efendimiz ve seyyidimiz
Muhammed'e; müşkillerimi halledecek, üzüntümü sevince döndürecek,
düştüğüm bataklıktan beni kurtaracak, tökezleyip düştüğüm yerden
kaldıracak, ihtiyacımı giderecek, hem seni, hem de kendisini memnun
edecek ve kendisini bizden razı edecek bir şekilde ve ilminin kuşattığı,
kitabının saydığı, kaleminin yazdığı, önceden dilediğin, iradene tahsis
ettiğin, meleklerinin gördüğü şeyler sayısınca, yağmurlar, taşlar,
kumlar, ağaç yaprakları, deniz dalgaları, pınar, kuyu ve ırmak suları,
deniz melekleri zamanın başlangıcından sonuna kadar senin yarattığın
mahlukat ile gelmiş geçmiş gece ve gündüzler sayısınca salat ve selam
eyle. Yalnızca Aziz ve Ğaffâr olan Allah'a hamd olsun. "
Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ
muhammedinin nûriz zâtiyyi ves sirris sârî fî sâiril esmâi ves sıfat.
"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam eyle, onu mübarek kıl ki,
o mücessem bir nur ve diğer isim ve sıfatlara nüfuz eden bir sırdır!" Fazileti:
1- Bu mübarek salavat-ı şerife yüz bin salavat gücündedir. Bir defa
okuyan, yuzbin salavat okumuş gibi ecre nail olur. Sıkıntıların izalesi
için okunması tavsiye edilmiştir.
Sabah ve akşam (11) defa okunmalıdır. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Herhangi bir kimse bana selam verirse Allah mutlaka onu ruhuma
ulaştırır ve ben de onun selamını alırım."
Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ
âli muhammed, kemâ salleyte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiyme inneke
hamiydün mecid.
Manası:
Allah'ım! Muhammed Aleyhisselam'a ve O'nun âline, İbrahim Aleyhisselam'a
ve O'nun âline rahmet ettiğin gibi rahmet et. Muhakkak Zatı Ecelli ve
Ala'n O'nu öğmüşsün ve yüce kılmışsın.
Allâhümme bârik alâ muhammedin ve alâ âli
muhammed, kemâ bârakte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiym, inneke
hamiydün mecîd.
Manası:
Allah'ım! Muhammed Aleyhisselam'a ve O'nun âline, İbrahim Aleyhisselam'a
ve âline hayır ve bereket verdiğin gibi hayır ve bereket ver. Muhakkak
Zat-ı Ecelli ve Ala'n O'nu öğmüşsün ve yüce kılmışsın.
Bismillâhirrahmânirrahıym.
E fe hasibtüm ennemâ halaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türceûn. Fe
teâlellâhül melikül hakk, lâ ilahe illâ hû, rabbül arşil keriym. Ve men
yed'u meallâhi ilahen âhara lâ bürhâne lehû bihî fe innemâ hısâböhû inde
rabbih, innehû lâ yüflihul kâfirim. Ve kul rabbığfir verham ve ente
hayrur râhımiyn.
* Abdullah b. Mes'ud (r.a.) sara ve cin tutan bir kimsenin kulağına bu
ayeti kerimeleri okudu. Hasta hemen toparlanıp kendine geldi. Bunun
üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.): "Onun kulağına ne okudun? " buyurdu. İbni
Mes'ud: "Efehasibtüm ennemâ halaknâküm...
ayetlerini okudum, dedi. Resulü Ekrem: "Eğer bir kimse bu ayetleri tam
bir iman ve sadakada bir dağa okursa, dağ harekete gelirdi." buyurdu.
Bismillâhîrrahmânirrahıym. Ve kulil hamdü
lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekûn lehû şeriykün fil mülki
ve lem yekûn lehû veliyyün minez zülli ve kebbirhü tekbiyrâ.
Fazileti:
"Allah Teala bu ayeti okuyana yerler ve dağlar gibi sevaptan ecir
yazar."
"Bu ayet okunan eve hırsız veya bir âfât girmez."
* "Abdülmuttalib oğullarından konuşmaya başlayan her çocuğa Resulü Ekrem
bu ayeti öğretirdi."
Bismillâhirrahmânirrahıym. Ve nünezzilü minel
kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü'nıinîne ve lâ yeziydüz
zâlimiyne illâ hasârâ.
Manası:
Ve biz Kur'an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyi indirdik. O,
zalimlerin ancak hasarını artırır.
* Yanında küçük çocuğu olan bir kadın Resulü Ekrem'e gelip dedi ki:
"Yâ Resûlellah, çocuğumu sara hastalığı tutuyor. Onun için dua
buyurunuz." Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.) o çocuğa bu ayeti okudu
ve çocuk da iyileşti.
* Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî bu ayeti okuyarak her hastalığa çare
bulan bir kimse ile ilgili olarak şöyle bir hadiseyi anlatıyor:
"Bağdat'ta çeşitli hastalıklara okuyan veya Kur'an-ı Kerim'den bir şey
yazan bir kimse vardı. Fakat her hastalığa karşı hep aynı şeyleri
tavsiye ederdi. Bir gün kendisine: "Size çeşitli hastalıklar için
müracaatta bulunulduğu halde hep aynı tavsiyelerde bulunuyorsunuz.
Halbuki gelen hastaların hastalıkları hep ayrı ayrı şeyler. Bu nasıl
oluyor?" dedim. Cevaben şöyle dedi:
"Hastalık ne kadar çok olursa olsun, hepsinin ilacı aynıdır. Şifayı
ihsan eden ancak Allah Teala'dır."
Elhamdü lillâhillezî nasarake ve eazzeke ve
ekramek.
Manası: Hamd, sana yardım eden, seni aziz kılan ve sana nusreti ikram
eden Allah'a mahsustur. Hazreti Aişe (r.anha) validemiz anlatıyor:
"Resulü Ekrem (s.a.v.) bir savaştan dönmüştü. Zat-ı risâlet penâhilerini
karşıladım ve (bu duayı) okudum."
Bismillâhirrahmânirrahıym.
Elif lâm mîm. Tenziylül kitabi lâ raybe fıyhi min rabbil âlemiyn. Em
yekûlûnefterâh, bel hüvel hakku min rabbike li tünzira kavmen mâ etâhüm
min neziyrin min kablike leallehüm yehtedûn. Allâhüllezî halekas
semâvâti vel arda ve mâ beynehümâ fi sitteti eyyâmin sümmestevâ alel
arş, mâ leküm min dûnihî min veliyyin ve lâ şefiy', efelâ tetezekkerûn.
Yüdebbirul emre mines semai ilel ardı sunime ya'rucü ileyhi fi yevmin
kâne mıkdâruhû elfesenetin mimmâ teuddûn. Zâlike âlimül ğaybi veş
şehâdetil aziyzür rahıym. Ellezî ahsene külle şey'in halekahû ve bedee
halkal insani min tıyn. Sümme ceale neslehû min sülâletin min mâin
mehiyn. Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhıhî ve ceale lekümüs sem'a
vel ebsâra vel ef ideh, kaliylen mâ teşkürûn. Ve kâlû e izâ dalelnâ fil
ardı e innâ le fi halkın cediyd, bel hüm bi likâi rabbihim kâfirûn. Kul
yeteveffâküm melekül mevtillezî vükkile biküm sümme ilâ rabbiküm
türceûn. Ve lev terâ izil mücrimûne nâkisû ruûsihim inde rabbihim,
rabbenâ ebsarnâ ve semı'nâ fercı'nâ na'mel sâlihan innâ mûkınûn. Ve lev
şi'nâ leâteynâ külle nefsin hüdâhâ ve lâkin hakkal kavlü minnî le
emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmeıyn. Fe zûkû bi mâ
nesiytüm likâe yevmiküm hazâ, innâ nesiynâküm ve zûkû azâbel huldi bi mâ
küntüm ta'melun. Innemâ yü'minü bi âyâtinelleziyne izâ zükkirû bihâ
harrû
sücceden ve sebbehû bi hamdı rabbihim ve hüm lâ yestekbirûn. (Burası
secde ayetidir. Secde yapılacaktır.) Tetecâfâ cünûbühüm anil medâciı
yed'ûne rabbehüm havfen ve tamean ve mimmâ razeknâhüm yünfîkûn. Fe lâ
ta'lemü nefsün mâ uhfîye lehüm min kurrati a'yünin cezâen bi mâ kânû
ya'melûn. £ femen kâne mü'minen ke men kâne fâsikâ, lâ yestevûn.
Emmelleziyne âmenû ve amilus sâlihâti fe lehüm cennâtül me'vâ, nüzülen
bi mâ kânû ya'melûn. Ve emmelleziyne fesekû fe me'vâhümün nâr, küllemâ
erâdû en yahrucû minhâ üıydû fiyhâ ve kıyle lehüm zûkû azâben nârillezî
küntüm bihî tükezzibûn. Ve le nüziykannehüm minel azabil ednâ dûnel
azabil ekberi leallehüm yarciûn. Ve men azlemü mimmen zükkira bi âyâti
rabbihî sümme a'rada anhâ, innâ minel mücrimiyne müntekımûn. Ve le kad
âteynâ mûsal kitabe fe lâ tekün fi miryetin min likâihî ve cealnâhü
hüden li benî isrâiyl. Ve cealnâ minhüm eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ
saberû, ve kânû bi âyâtinâ yûkmûn. İnne rabbeke hüve yafsdü beynehüm
yevmel kıyameti fiymâ kânû fini yahtelifûn. E ve lem yehdi lehüm kem
ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fi mesâkinihim, inne fi zâlike
le âyât, e fe lâ yesmeûn. E ve lem yerav ennâ nesûkul mâe ilel ardıl
cüruzi fe nuhricü bihî zer'an te'külü minhü en'âmühüm ve enfüsühüm, e fe
lâ yübsırûn. Ve yekûlûne metâ hâzal fethu in küntüm sâdikıyn. Kul yevmel
fethi lâ yenfeulleziyne keferû iymânühüm ve lâ hüm yünzarûn. Fc a'rıd
anhüm ventezır innehüm müntezırûn.
"Resulü Ekrem, Sure-i Secde ve Sure-i Mülk'ü okumadan yatmazlardı."
"Resulü Kibriya Cuma günleri sabah namazlarında Sure-i Secde ve (hel
etâ alel insani hıynün mincd dehri) surelerini okurlardı."
* "Kurtarıcıyı okuyunuz. O: "Elif lâm miym tenziyl..." d ir."
* günahı çok olan biri bu sureyi okur, bundan başka bir şey okumazdı. Bu
sure onun üzerine rahmet kanatlarını açarak Cenab-ı Ecelli Alâ'ya: "Yâ
Rabbi, sen bunu affet, zira beni çok okuyordu" dedi. Bunun üzerine
Cenabı Hakk bu sure-i celileye kendisini okuyan hakkında şefaat izni
verdi ve buyurdu: "Sure-i Secde'yi okuyanın her bir hatası için bir
sevap yazın ve bir derecesini yükseltin."
* "Sure-i Secde'yi okuyan kimseye, bu surenin harflerinin her birine
mukabil on sevap verilir." * Allah Resulü buyuruyor:
" Secde suresi kıyamet gününde mahşer yerine iki kanatlı olarak gelir.
Bu sure-i şerifeyi okumayı adet
haline getiren kimseyi mahşer yerinin şiddetli
hararetine karşı gölgeler. Mahşer halkını sıcaktan kavuran ve herkesin
tepesinin üzerine yaklaşan güneşe Secde suresi şöyle der:
"Ey güneş, benim sakladığım kimseye ışığını iletmek için asla yol
bulamazsın."
* " Bir kimse herhangi bir gecede Secde, Yasin ve Tebareke surelerini
okur ve bu surelere Kamer suresini ilave ederse, bu sureler o kimse için
şeytan ve şerrine karşı bir koruyucu siper durumuna geçer. Ayrıca o
kimsenin derecesi de yükselir. Kıyamet gününde bu sureleri okuyan kimse,
büyük iltifatlarla mahşer halkına gösterilir."
Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla..
1. Elif, Lâm, Mîm. (Mukattaa harfleri olan bu harfler, Allah ile
Peygamberi arasında bir şifre olup, surenin özeti durumundadır.)
2. Bu Kur'an'ın, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda şüphe
yoktur.
3. Yoksa "Onu Peygamber kendisi uydurdu." mu diyorlar? Hayır, o senden
önce kendilerine hiç bir uyarıcı peygamber gelmemiş bir kavmi uyarman
için Rabbin tarafından gönderilen hak bir Kitap'tır. Umulur ki doğru
yolu bulurlar.
4. Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde (devirde) yaratan,
sonra Arş üzerinde saltanatını kuran Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost
ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bu işler
sizin saydığınız hesap ile bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.
6. İşte görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak üstün ve merhamet
sahibi olan O'dur.
7. O, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanı yaratmaya çamurdan
başlamıştır.
8. Sonra insan neslini, hakir bir sudan meydana gelen nutfeden
yaratmıştır.
9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir.
Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az
şükrediyorsunuz!
10. Müşrikler dediler ki: "Biz yerin içinde kaybolduktan sonra mı,
gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" Doğrusu onlar, Rabblerinin
huzuruna varacaklarını inkar eden kafirlerdi.
11. De ki: "Sizin canınızı almaya vekil kılınan ölüm meleği Azrail,
canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
12. Habibim! Suçluları, Rabblerinin huzurunda, başları öne eğilmiş
olarak: "Rabbimiz, gördük, işittik, şimdi bizi dünyaya geri çevir de iyi
iş işleyelim. Doğrusu biz artık kesin olarak inandık." derlerken bir
görsen!
13. Biz dilesek elbette herkese hidayet verirdik. Takat, cehennemi
tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair benden kesin söz çıkmıştır.
14. Bu gününüze kavuşmayı unutmanın cezasını şimdi görün. Doğrusu biz de
sizi unuttuk.
Yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın." deriz.
15. Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanır ki, bu ayetlerle
kendilerine öğüt verildiğinde,büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve
Rablerini hamd ile teşbih ederler
16. Onların yakınları, döşeklerinden aralanıp Rabblerine korkarak,
umutlanarak dua eder, yalvarırlar ve kendilerine rızık olarak
verdiğimizden Allah rızası için harcarlar.
17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz
aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.
18. Öyle ya, mü'min olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette
bir olamazlar.
19. İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına
karşılık olarak varıp kalacakları cennet konaklan vardır.
20. Yoldan çıkanlara gelince, onların varacakları yer ateştir. Oradan
her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: "Yalandır
deyip durduğunuz cehennem azabını tadın." denir.
21. Andolsun ki biz, en büyük azabtan önce onlara en yakın azabdan da
tattıracağız. Olur ki dönerler.
22.Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren
kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki biz, suçlulardan öc
alacağız.
23. Andolsun ki, Musa'ya da Kitap verdik. Sen de ona kavuşacağından
şüphe etme. Biz onu, İsrail oğullarına bir hidayet rehberi yaptık.
24. Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle
25. inandıkları zaman, onların içinden buyruğumuzla
26. doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik.
27. Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü
aralarında hükmedecektir.
28. Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice
nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda
şüphesiz ibretler vardır. Hâlâ dinlemeyecekler mi?
29. Kuru yerlere suyu gönderip onunla kendilerinin ve hayvanlarının
yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Hâlâ görmeyecekler mi?
30. "Doğru söylüyorsanız bildirin bakalım bu hüküm ne zaman
verilecektir?" derler.
31. De ki: "Fetih ve hüküm gününde inkarcılara o gün edecekleri imanları
fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır."
32. Habibim! Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da
beklemektedirler.
Hayra hâzihil karyeti ve hayra ehlihâ ve hayra mâ
fîhâ ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fîhâ.
Manası: Ey yedi kat semanın ve semanın taşıdıklarının,
yedi kat yerlerin ve yerlerin içine aldıklarının Rabbi, şeytanların ve
şeytanların saptırdıklarının Rabbi, rüzgarların ve rüzgarların harekete
getirdiği şeylerin Rabbi! Zât-ı Ecelli Ala'ndan bu beldenin hayrını ve
ehlinin hayrını ve içindeki olanların hayrını isterim. Bu beldenin ve
ehlinin içindekilerin şerrinden sana sığınırım.
* "Resulü Kibriya (s.a.v.) seferde şehir veya bir köy görüp de oraya
girmeyi istediklerinde (bu duayı) okurlardı
Resulü Kibriya Efendimiz buyurdu: "Sizden biri seferde
şeytan veya cin görüp de bayılırsa, onun kulağına ezan okuyun. (Onların
şerrini ezanla giderin.) Çünkü şeytan (cin) ezanı işitince arkasını
dönerek kaçar."
Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve havâtiyme
amelik.
Manası: Dinini (evlad ü iyâlini) ve her türlü emanetini
ve son kaderini, Allah'a emanet ederim.
"Resulü Ekrem (s.a.v.) bir kimseyi yolcu ederken (bu şekilde) duada
bulunurlardı."
Manası: Ey bizim Rabbimiz! Sen bunları boşuna
yaratmadın. Zatı Ecelli Ala'nı noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bizi
cehennem azabından koru.
* "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) semaya bakınca (bu duayı) okurlardı."
Allâhümme entel ebediyyül kadiymül hayyül
kayyûmül keriymül hannânül mennânü ve hâzihî senettin cedîdeh, es'elüke
fîhel ismete mineş şeytânir raciymi ve evliyâihî vel avne alâ hâzihin
nefsil emmârati bis sûi vel iştigâli bi mâ yükarribünî ileyke yâ zel
celâli vel ikram.
Muharremin ilk gününde iki rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha'dan
sonra üç kere ihlas, bin kere şu ayet-i kerime okunur: Ellezîne kale lehümün nâsü innen nâse kad cemeû
leküm fahşevhüm ve zâdehüm imânen ve kâlû hasbünallâhü ve nı'mel vekiyl.
Daha sonra yüz kere şu dua okunur: Yâ kâfiye mûsâ fıravne ve yâ kâfiye muhammedenil
ahzâbe ikfınî mâ ehemmenî.
Allahü Teala onun bütün sene içindeki gam ve kederini giderir. Kim ki
bunu herhangi mühim bir iş için yaparsa Allahü Teala onun için de
kendisini muvaffak kılar.
Senenin son ayı olan Zilhicce ayında aşağıdaki duayı yedi kere kim
okursa Allahü Teala onun geçmiş bütün günahlarını mağfiret eder. Şeytan
da: "Eyvah!
Bir saat içinde bütün geçmiş günahları yok oldu. der. Dua şudur:
Allâhümme mâ amiltü min amelin fî hâzihis seneti
m i m mâ neheytenî anhü ve lem terdahû ve nesîtühû ve lem tensehû ve
halimte annî ba'de kudratike alâ ukûbetî ve deavtenî ilet tevbeti ba'de
cerâetî aleyke fağfır lî yâ ğafûr.
Bir rivayette şöyle varid olmuştur: Zilhiccenin son
gününde zevalden önce kim dört rekat namaz kılar, her rekatında yedi
kere Fatiha ve İhlas suresi ile Kevser suresini on kere okur, sonra
selam verir ve şu duayı okur:
Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şeriyke leh. Lehül
mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümiytü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi
yedihil hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr.
Sonra üçyüz altmış kere şu istiğfarı okur:
Estağfirullâhel azıymellezî lâ ilahe illâ hüvel
hayyel kayyûme ve etûbü ileyhi min cemiy'ı zünûbî ve seyyiâti a'm âlî.
Bu istiğfarın hemen peşinden on iki kere Peygamber Aleyhisselam'a salat
ü selam getirir. Sonra yüz kere "Allâhümmağfîr lî" der. Sonra secdeye
varıp yedi kere "Yâ Rabb" derse gökten ona bir melek nida ederek şöyle
der:
- Müjdeler olsun. Allahü Teala bu sene işlemiş olduğun günahları
bağışladı.
Yüce Allah Teala buyuruyor ki: "Muhakkak ki güzel
ameller, kötü amelleri yok edip götürür."
Güzel ameller kötü amelleri yok ettiği gibi, mahşer yerinde de kötü
amellere karşı ağır basarak kişiyi cehennemden kurtarır. Allahü Teala
kullarına güzel amel kapılarını o kadar çok açmıştır ki, bu rahmet
deryası karşısında insanın kayıtsız kalması gerçekten mümkün değildir.
Zengin, fakir, kuvvetli, zayıf, alim, cahil, küçük, büyük, herkes için o
kadar çok sevap kapısı açılmıştır ki, burada hepsini saymamız mümkün
değildir. İyi amellerden bazılarının kendilerine has bir takım
özellikleri vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1- Başkasına faydası olan bir insanın ameli,kendisinden başka kimseye
faydası olmayan diğer bir kimsenin amelinden çok daha üstündür.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Onların fisıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Meğer ki sadaka
vermeyi, bir iyilik etmeyi veya insanların arasını düzeltmeyi
emredenlerinki olsun."
2- Bir insanın mâlî veya bedenî bir ameli olmadan da sevap kazanması
mümkün olduğu gibi,bir amelin sevabını iki defa kazanması da ihtimal
dahilindedir. Bir insan gücü yettiği şeyi yapmaya niyet eder ve o
fırsatı bulduğunda bu niyetini gerçekleştirirse, bundan dolayı o kimseye
iki sevap verilir.Bazı insanlar, niyet ettiği şeyleri bulamazlar.
Bazılarının da mâlî veya bedenî bakımdan bu niyetlerini
gerçekleştirmelerinin imkanı yoktur. İşte böyle insanlar, bu
niyetlerinin karşılığında bir sevap elde ederler.
3- İnsanların devamlı muhtaç olduğu ve yapmak zorunda olduğu bir takım
şeyler vardır. Yemek yemek, su içmek, elbise giymek, hanımı ile zevciyet
muamelesi yapmak gibi davranışları bu guruba dahil edebiliriz. Bu gibi
önemsiz şeyleri büyük sevaplara ve kârlı amellere çevirmek mümkün olduğu
gibi, günah dolu amellere çevirmek de mümkündür. Bunlar, bazen insana
hiçbir faydası olmayan ameller durumuna da gelebilirler.
Yemek yemek ve su içmek, kişinin ibadet için güç kazanmak niyeti ile
veyahut da ailesinin refahını sağlamak gayesi ile olursa insana sevap
kazandırır. Güzel elbise giymek de böyledir. Kişinin bu davranışı
Allah'ın nimetlerinin üzerinde görülmesi niyeti ile olursa, o kişiye
sevap kazandırır. Bir kibir alameti olarak giyilen güzel elbise ise
insana daima günah kazandırır. Eğer bütün bu davranışların yapılmasında,
herhangi bir niyet sözkonusu değilse, kişiye sevap veya günah
kazandırmayan boş davranışlar olarak adlandırılırlar,
4- Müslümanlar arasındaki selamlaşma; sevgiyi kuvvetlendirmek ve
Allah'tan sevap arzulamak gayesi ile olursa meşrudur. Karşı taraftaki
kimsenin gücenmemesi niyeti ile verilen selam, insana herhangi bir sevap
kazandırmaz. Selamda asıl olan şey, verilen selama karşı Allah'tan sevap
istemektir.
5- Zikirden maksat, bu zikri sadece dil ile değil, ibadet ve amel
gerçekleştirmek yoluyla da yapılmasıdır.
Yüce Allah hepimizi razı olduğu şeyleri yapmaya muvaffak eylesin. Çirkin
gördüğü şeylerden bizleri uzak eylesin. Amin.
Allâhümme lâ ye'tî bil hasenâti illâ ente ve lâ
yüzhibüs seyyiâti illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil
aliyyil azıym.
Manası: Allah'ım! İyiliği, sevabı yaptıran, günahı
affeden ancak Zatı Ecelli Ala'ndır. Günahtan korunmaya, Zatı Ecelli
Ala'na ibadet etmeye kuvvet ve kudret ancak senin yardımınladır. Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Sevmediğiniz bir şeyi gördüğünüz zaman (bu duayı) okuyunuz."
Resulüllah (s.a.v.) buyurdu:
"Bir adam evine girdiği vakit ve yemek yerken Allah Teala'yı anarsa
şeytan, avanelerine: "Burada sizin için bannacak yer ve yiyecek yemek
yoktur." der.
Elhamdü lillâhillezî at'amenî hazâ ve razekanîhi
min gayri havlin minnî ve lâ kuvveh.
Manası:
Bana bunu yediren kuvvet ve kudretim olmadığı halde bana rızık veren
Allah'a hamd olsun. Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Her kim yemek yer de (bu duayı) okursa, geçmiş ve gelecek günahları
affedilir."
Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şeriyke leh, lehül
mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümiy tü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi
yedihil hayru ve hüve alâ külli şey'in kadiyr.
Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Kim sokak veya pazara çıktığı vakit bu zikri okursa, Allah Teala onun
için bir milyon sevap yazar, bir milyon günahını bağışlar, affeder ve
bir milyon derecesini yükseltir." (Cennette de onun için bir köşk bina
edilir.)
Bismillahirrahmanirrahim
Lâ üksimü biyevmilkıyâmeh (1). Ve lâ üksimü bin nefsillevvâmeh (2).
Eyahsebül'insânü ellen necme'a ızâmeh (3). Belâ kâdiriyne alâ en
nüsevviye benâneh (4). Bel yüriydül'insânü liyefcüra emâmeh (5). Yes'elü
eyyâne yevmü'l-kıyâmeh (6). Feizâ berikalba-sar (7). Ve hasefelkamar
(8). Ve cümi'aş'şemü velka-mar (9). Yekûlül'insânü yevmeizin eynelmefar
(10). Kellâ lâ vezar (11). İlâ rabbike yevmeizinilmüstekar (12).
Yünebbeül'insâü yevmeizin bimâ kaddeme ve ahhar (13). Belil'insânü alâ
nefsihî basıyrah (14). Ve lev elkâ ma'âzîrah (15). Lâ tüharrik bihî
lisâneke II-ta'cele bih (16). İnne aleynâ cem'ahû ve kur'âneh (17).
Feizâ kara'nâhü fettebi'kur'âneh (18). Sümme inne aleynâ beyâneh (19).Kellâ
bel tühıbbûnel'acileh (20). Ve tezerûnel'âhı-rah (21). Vücûhün yevmeizin
nâdırah (22). İlâ rabbihâ nâzırah (23). Ve vücûhün yevmeizin bâsirah
(24). Te-zunnu ey yüf'ale bihâ fâkırah (25). Kellâ izâ beleğatit-terâkıye
(26). Ve kıyle men râk (27). Ve zanne enne-hülfirâk (28).
Velteffetissâku bissâk (29). İlâ rabbike yevmeizinilmesâk (30). Felâ
saddeka ve lâ salla (31). Ve lâkin kezzebe ve tevellâ (32). Sümme zehebe
ilâ ehlihî yetemettâ (33). Evlâ leke fe'evlâ (34). Sümme evlâ leke
fe'evlâ (35). Eyahsebül'insânü ey yütrake südâ (36). Elem yekü nutfeten
mim meniyyin yümnâ (37). Sümme kâne alakaten fehalaka fesevvâ (38). Fe-ce'ale
minhüzzevceynizzekera vel'ünsâ (39). Eleyse zâlike bikâdirin alâ en
yuhyiyelmevtâ (40).
"Allah'dan başka hiçbir İlâh yoktur; ancak azamet ve ilim sahibi Allah
vardır. Allah'dan başka hiçbir İlâh yoktur; yalnız arş-ı a'zâm zahibi
Allah vardır. Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur. Ancak göklerin ve
yerin sahibi arş-ı kerimin mâliki (ve her şeyin hâliki) bir Allah
vardır" mealinde dua ederdi.
"Allah'dan Hazretl Ali (kerremallahu vechehu) Hazretleri'nin
münacaatı
Ey ihsanı bol Allah'ım. Sana hamd ederim Ey yegâne mâbud, senin önünde
eğilirim Yücesin.
Kullarından dilediğine sonsuz nimetler verirsin.
Dilediğini hüsrana duçar edersin.
Ey Yaradan'ım, Sana sığınırım.
Varlık ve darlık zamanında Sana müracaat ederim.
Her an sana yalvarırım.
Gerçi günahlanm çok, fakat senin affın ondan daha büyüktür. Ümitsizliğe
sebep yok. Eğer sen de beni kapıdan kovarsan, kime sığınırım? Kimden
medet beklerim? Bana başka kim şefaatçi olur?
Yâ Rab! Halimi görüyorsun, yoksulluğumu biliyorsun.
Gizli niyetimi biliyorsun.
Beni, senden ümit kesenlere katma, kusuruma bakma. Daha fazla bekletme.
Ümitsizliğe atma.
Rahmetine güvenim tamdır, gönlümdeki aşk ateşini yandır.
Beni muhabbetine kandır. Sevgini eksik etme.
Senin azametin önünde boyun eğdim, dize geldim, secdeye kapandım. Beni
Guffa'nına boğ, azabından esirge.
Allahım, dünyadan sıyrılıp huzuruna gelirken beni, ke-lime-i tevhidden
ayırma.
Senin nârın da hoş, nurun da hoştur. Senin rahmetinden ümit Kesmek ne
boştur.
Mal ve oğulların fayda vermediği o korkunç günde, senin affına nail
olmak isterim. Bana affın yeter, lütfunu göster.
Sen bana yol gösterirsen hiçbir vakit yolumu şaşırmam.
Sen yol göstermezsen, dalâlette kalırım. Eğer senin affın yalnız iyilere
mahsus ise, ya kötülerin bağışlayıcısı kim olacak? Herkesin ilahı
Sen'sin.
Ben ümmetin en müttakisi olmadımsa, şeriri de sayılmam.
Senin affına sarılıyorum.
İtiraf ederim, günahım büyük, fakat senin affın ondan daha büyüktür.
Senin lütfunu hatırlayınca, kalbime teselli doluyor, günahlarımı
düşündükçe gözlerimde yaş dökülüyor.
Sen, şanına layık olanı yap, beni affet.
Beni, senin fazi ü kereminden, lütfundan başka bir yere başvurmayacak
bir tiynette yarattın.
Ne umarsam senden umarım.
En büyük endişem şudur: Beni Sen de kapından kovarsan, eli boş çevirsen,
halim nice olur?
ALLAHIM!
Görüyorsun, gafiller uykuda. Ben ise gece karanlığında el açıp sana
niyaz ediyorum.
Ey insanlara doğru yolu göstermek için Peygamber gönderen Allah! Resuli
Haşmi hürmetine, Seni tesbih eden,takdis eyleyen hayırlı ümmet aşkına
bizi iman'dan, İslam'dan, Kur'ân'dan, sırat-ı müstakimden ayırma.
Müslüman olarak hasret.
Korktuklarımızdan emin eyle, umduklarımıza nail eyle.
Rasûlünden şefaat umarım.
Beni O'ndan mahrum etme.
Bizleri, beş büyük ahiret bayramı ile müşerref kıl.
Ahir ve akıbetlerimizi hayreyle.
Senden afvü mağfiret dilerim.
Başa gelen beladan hakka sığınmak için
Beni boş çevirme... Amin...
Bismillahirrahmanirrahim. Allahümme salli ala
Muhammedinin nebiyyin adede men salla aleyhi minel ahyari. Ve adede men
lem yusalli aleyhi minel esrari. Ve adede kataratil emtari ve adede
evrak! es'ari. Ve adede enfasil müstağfirine bil eshar. Ve adede mâ kâne
ve mâ yekûnu ilâ yevmil haşari vel kahhari. Ve salli aleyhima
tekabbelleylü venneharü. Ve salli aleyhi muhtele felmelevanü. Ve
teakalel ferdadanu. Ve adede emvacil hibari. Ve ade-derrimali ve kıfarı
beliğ ruhehu ve ervaha ehli beytihi minnettehiyyete vetteslime ve alâ
cemiil enbiyai vel-mürseline. Velhamdülillahi rabbil âlemine. Allahümme
salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammedin bi-adedi külli zerretin elfe
elfe merretin. Allahümme salli alâ Muhammedin nebiyyi ve alâ âlihi ve
sahbihi ve sellim. Sübbühün kuddusün rabbüna ve rabbülmelâ-iketi verruhi
rabbiğfir verham ve tecavez amma talannü inneke entel eazzül ekremü
Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Kim yemek yer, doyarsa, su içer de kanarsa ve bu duayı okursa
günahlarından annesinden doğduğu gibi kurtulur."
Sevgili kardeşlerim, sırat köprüsünü geçer iken yedi karakol vardır.
Bunları sizlere sıralayayım, sizler de bilmiş olasınız.
1. karakolda "İman" sorulur.
2. karakolda "Namaz" sorulur.
3. karakolda "Zekat" sorulur.
4. karakolda "Ramazan Orucu" sorulur. 5.4$arakolda "Hac" sorulur.
6. karakolda "Abdest" sorulur.
7. karakolda "Gusül'den" sorulur.
Sevgili kardeşlerim bu yedi karakol da sorulanları kay-nağından aynen
aldığımızı belirterek acizane olarak siz okurlarıma aktarmağa çalıştım.
Eğer ki bu yapılması gereken yedi şeyi yapmıyanların yolu bu ince hesap
yerine gelmeden bittiğini fark ettiniz mi işte vay onların hallerine.
(Kaynak; kenzi metfun 3. cilt, sayfa 148)
"Muhammed'ûn beşer lâ kel beşer. Bel Hûve
kel yakutu beynel hacer."
Hz. Muhammed hiç bir insana benzemeyen bir insandır. Ve değerli taşların
arasında bir yakut taşı gibidir.
Esirgiyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla Âlemlerin rabbine hamdolsun.
Allanın elçisi Muhammede akraba ve yakınlarına salât ve selâm olsun.
Allahım namazımızı, orucumuzu ve cümle ibadetlerimizi ve dua ve
yalvarışlarımızı kabul eyle yârabbi. Kusurlarımızı düzelt ve onları
yüzlerimize çarpma yârabbi. Allahım biz kendimize zulmettik, bize
mağfiret eylemez ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz.
Allahım bütün işlerde sonumuzu iyi eyle ve dünyada rezil olmaktan
ahirette azab çekmekten bizi kurtar.
Allahım bizi dinimizi koru can çekişirken imanımızı selbetme ve bize
merhamet etmeyeni musallat etme, dünya ve ahiretin en iyi rızıklarını
İhsan eyle. Sen herşe-ye kadirsin. Allahım sen affedicisin. Affı
seversin, beni affeyle. Yarabbi bana, anne ve babama ve bütün mü'minlere
kıyamet gününde mağfiret eyle. Allahım dünya ve ahirette bize iyilik
ver, cehennem azabından koru. Sonsuz ve sayısız lûtfunla bizleri
korktuğumuz şeylerden kurtar. Allahım her sahada bilgimizi arttır,
bizlere yetecek rızk, vücut sağlığı ve ölmeden önce tevbe, ölümde
rahatlık ve öldükten sonra mağfiret ihsan eyle, ateşten kurtar ve
cenneti nasip eyle. Dünya ve ahirette afiyet var. Allahım bizlere,
ebeveynimize, kardeşlerimize, akrabalarımıza, analarımıza ve
babalarımıza üzerimizde hakkı olanlara, hayır duaları tavsiye edenlere
ve bütün mü'minlere rahmetinle mağfiret eyle ey merhamet edenlerin en
merhametlisi... Bütün peygamberlere selâm olsun ve âlemlerin rabbi olan
Allaha şükürler olsun.
İ'tidal zikirleri tamamlandıktan sonra secdeye varırken tekbir getirilir
ve alın yere konuncaya kadar tekbir uzatılır. Bu tekbirin hükmünü,
sünnet olduğunu, onun terkinde namazın bozulmayacağını ve sehiv secdesi
yapılmayacağını daha evvel söyledik. Secde edildiği zaman secde
zikirleri okunmalıdır. Bunlar çoktur. İçlerinden, rüku bahsinde geçen ve
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını vasfeden hadisde
Huzeyfe şöyle dedi: "Bir rek'atta Bakara, Nisa ve Âl-i İmran Sûrelerini
okudu. Rahmet âyetlerine geldikçe ister, azab âyetlerine geldikçe
istiâze ederdi. Sonra secde etti ve:
Sübhâne Rabbiyel a'lâ. [En yüce olan Rabbımı takdis ederim] dedi. (Bunu
tekrar tekrar söylemek suretiyle) secdesini kıyamı kadar uzattı."*151)
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem rüku ve secdelerinde:
Sübhânekellahümme rabbenâ vebihamdik. Allahümmağfirlî.
[Seni takdis ederim Allahım, Rabbımız! Ve sana hamdederim. Al-lahım!
Beni bağışla] zikrini çok söylerdi.*152)
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, rüku ve secdelerinde:
Sübbûhun kuddûsün, rabbül melâiketi verrûh.
[O çok teşbih ve takdis edilendir. (O) meleklerin ve ruh'un rabbı-dır.]
derdi.*153)
Ali radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, secde ettiği zaman şöyle derdi:
Allahümme leke secedtü vebike âmentü veleke
eslemtü secede vechi lillezî halakahu ve savverahu ve şakka sem'ahu ve
basarahu tebarakallahu ahsenül halikıyn.
"[Allahım! Sana secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Yüzüm;
kendisini yaratana, ona şekil verene, onda göz ve kulak açana secde
etti. Yaratanların en iyisi olan Allah mübarektir]"*154)
Rüku bahsinde geçen sahih hadisde Avf İbn-i Malik radıyallah anh'den
rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, uzun bir
rüku yaptı ve içinde:
Sübhâne zil'ceberûti vel melekûti vel kibriyâi vel azameti.
[Kuvvet, mülk, yücelik ve büyüklük sahibi Allah'ı takdis ederim] zikrini
okudu. Sonra rüku'da da bunu söyledi"*155)
Sünen kitaplarında rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: "Biriniz secde ettiği vakit üç defa:
Sübhâne Rabbiyel a'Iâ desin ve bu en azıdır."
Aişe radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Bir gece
Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem'i kaybettim ve aradım. Onu rüku
-veya secde- etmekte olduğu halde gördüm ve:
Sübhâneke ve bihamdike lâ ilâha illâ
ente.
[Seni takdis ederim ve sana hamd ederim. Senden başka ilah yoktur]
diyordu."('56) Ve Müslim'deki bir rivayette hadis şöyledir: "...
Ellerim, dikilen ayak altlarına dokundu. Mesciddeydi ve şöyle diyordu:
Allahiimme eûzü birızâke min sehatıke
vebimuâfatike miri uku-betike ve eûzü bike minke lâ uhsıy senâen aleyke,
ente kemâ es-neyte alâ nefsik.
"[Allahım! Gazabından rızana, ukubetinden afiyetine ve senden sana
sığınırım. Senin mehdini sayamam. Sen, kendini medhettiğin gibisin.]"
Ibn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah
saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "O halde rüku'a gelince, onda
Rabbı ta'zim ediniz. Secdeye gelince onda da çok dua ediniz. Zira secde
hali, sizin için (duanıza) icabet edilmeye lâyıktır"(157)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kulun, Rabbine en yakın
olduğu zaman secde ettiği zamandır. Onun için secdede çok dua edi-niz."058)
Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah
saliallahu aleyhi ve sellem secdesinde şöyle derdi:
Allahümmağfirlî zenbî küllehu dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve ahirahü
ve alâ niyyetehu ve sırrahu.
"(Allahım! Bütün günahlarımı; küçüğünü, büyüğünü, öncekini sonrakini,
açığını ve gizlisini affet.1'059)
Bil ki, bütün bu zikrettiklerimizi secdede toplamak müstehabdır. Bir
vakitte buna imkân bulunamazsa daha evvel söylediğimiz gibi çeşitli
vakitlerde bunu sağlamalıdır. Kısaltmak istenirse biraz dua ile birlikte
tesbih<16°) okunmalıdır. Teşbih yukarıda geçti. Secdenin hükmü, Kur'ân
okumanın mekruh oluşunda ve diğer teferruata, rüku zikirlerinde
anlattığımız gibidir.
Namazda secdenin mi, kıyamın mı daha faziletli olduğunda alimler ihtilâf
ettiler. Şafiî ve kendisine uyan alimlerin görüşüne göre kıyam efdaldir.
Çünkü, Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem; "Namazın en faziletli
yönü kıyamı uzatrnaktır"(161> buyurdu. Çünkü, kıyamın zikri Kur'ân'dır,
secdenin zikri ise tesbihdir. Kur'ân tesbihden efdaldir, o halde
Kur'ân'ın okunduğu yer de efdaldir. Bazı alimler ise geçen hadisde
Rasulüllah'ın: "Kulun, Rabbına ve en yakın olduğu zaman secde ettiği
zamandır." sözünden dolayı secdenin efdal olduğu cihetine gittiler.Tirmizî
şöyle dedi: "İlim adamları bunda ihtilaf ettiler. Bazıları, namazda
kıyamı uzatmak, çok rüku ve secde etmekten efdadir, dediler. Bazıları da
çok rüku ve secde etmek kıyamı uzatmaktan ef-daldir, dediler." Ahmed İbn-i
Hanbel: "Bu konuda Rasulüllah'dan değişik iki hadis rivayet edilmiştir."
dedi ve kendisi bunlar arasında bir tercih yapmadı. İshak da şöyle
söyledi: "Gündüzde çok rüku ve secde, gecede ise kıyamı uzatmak efdaldir.
Ancak gecede Kur'ân okuma âdeti olan kimsenin, rüku ve secdesinin
çokluğu daha çok hoşuma gider. Çünkü o, çok rüku ve secde yaparak onun
sevabını da alacak, sonra hizbini de okuyacaktır." Tirmizî şöyle dedi:
"İshak böyle söyledi; çünkü, Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellem'in
gece namazı ve bunun kıyamının uzunluğu vasfedilmiştir. Ama gündüz
namazında Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellem'in, kıyamı bu türlü
uzattığı nakledilmemiştir."
Tilavet secdesi yapıldığı zaman onda, namaz secdesi hakkında
açıkladığımız zikirlerin okunması müstehab olduğu gibi fazla olarak
şöyle söylenmesi de müstehabdır:
Allahümmec'alhâ Iî ındeke zühran ve a'zım lî bihâ
ecran ve da anni bihâ vizran vetekabbelha minnî kemâ takabbelhâ min
dâvude aleyhisselam.
"[Allahım! Bunu kendi yanında bana azık eyle, onunla mükafatımı büyüt,
onunla günahlarımı benden indir ve Davud aleyhisselam'dan kabul ettiğin
gibi onu benden kabul et.]" Şunu da söylemek müstehabdır: Sübhâne
rabbinâ in kâne va'dil rabbinâ lemef'ula "Rabbımızı takdis ederiz.
Rabbımızın va'di şüphesiz yerine getirilecektir." Şafiî, bu son kısmı da
zikretti.
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüliah sallallahu
aleyhi ve sellem, tilavet secdesinde şöyle derdi:
Secede vechî lillezî halakahu ve şakka sem'ahü ve basarahu bi-havlihi ve
kuvvetihi.
(162) Ebu Davud ve Ncsai
"[Yüzüm, onu yaratana, kendi güç ve kudreti ile onda kulak ve göz açana
secde etti.]"(162) Hâkim:
Fetebârakallahu ahsenülhalıkıyn. "[Yaratanların en iyisi olan Allah
mübarektir.]" kısmını ilave etti.
• Allahümmec'alhâ Iî ındeke zühran duasını ise
Tirmizî, Ibn-i Abbas'dan hasen bir isnad ile ve merfu olarak rivayet
etti. BAŞI SECDEDEN KALDIRIRKEN VE İKİ SECDE ARASINDA OKUNACAK
ZİKİRLER
Başı secdeden kaldırmaya başladığı zaman tekbir getirmek ve dik
oturuncaya kadar onu uzatmak sünnettir. Tekbirlerin sayısını ve
uzatmaları hakkındaki ihtilafı ise daha evvel açıkladık. Dik oturup
tekbir bitirildiği zaman Huzeyfe ve İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan
rivayet ettiğimiz zikirlerin okunması da sünnettir. Huzeyfe, daha evvel
de geçtiği gibi, Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellemin bir gece
kıldığı namazını, onda: Bakara, Nisa ve Âl-i İmran'ı okuyup uzattığı
kıyamını ve bunun kadar uzun olan rüku ve secdelerini anlattıktan sonra
şöyle dedi:"... Ve secdeler arasında:
Rabbiğfirlî Rabbiğfirlî [Allahım! Bana mağfiret et. Allahım! Bana
mağfiret et] diyordu ve uzun olan secdesi kadar, bu yerde oturdu." Ibn-i
Abbas ise, teyzesi Meymune'nin evinde kaldığı geceyi ve Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in gece içindeki namazını anlattıktan sonra
şöyle dedi:"... Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, başını secde'den
kaldırdıktan sonra şöyle diyordu:
Rabbiğfirlî verhamnî vecbürnî verfa'nî verzüknî vehdinî. "[Rabbım! Beni
affet. Bana merhamet et. Kayıplarımın yerini doldur. Beni yükselt. Bana
rızık ver ve bana hidayet ver.]" Ebu Davud'un rivayetinde: ( ) Ve âfinî
"[Ve bana afiyet ver.]" ziyadesi vardır.
İkinci secdeyi yapan, birinci secdede söylediklerinin aynısını
söylemelidir. İkinci secdeden başını kaldırdığı zaman tekbir getirilmeli
ve hareketli tamamen duracak şekilde istirahat için kısaca oturmalı,
sonra ikinci rek'ata kalkmalı ve secdeden kalkarken başladığı tekbiri,
ayakta düz dikilinceye kadar uzatmalıdır. Uzatma yeri ise (Allah)
lafzının lam'ından sonradır. Ashabımızın görüşleri içinde en sahihi
budur. Onların ikinci bir görüşüne göre, tekbir'i söylemeden secdeden
başı kaldırmalı ve istirahat için oturmalı, ve kıyama kalktığı zaman
tekbir'i söylemelidir. Bir üçüncü görüşe göre ise, tekbir getirerek başı
secdeden kaldırmalı ve oturduğu zaman tekbiri bitirmeli ve sonra oradan
tekbirsiz kıyama kalkmalıdır. Burada ihtilaf etmedikleri husus, bu yerde
ik itekbirin getirilmeyeceğidir. Ashabımızın, namazın bir cüz'ünün
zikirsiz kalmaması için birinci görüşün en sahih olduğunu söylediler.
Bil ki istirahat oturuşu, Buharî'nin Sahih'inde ve diğer hadis
kitaplarında rivayet edildiği üzere Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'in fiili ile sabit olan sahih bir sünnettir. Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih bir sünneti olduğu için
mezhebimizde bu oturuş müstehabdır. Keza o, sonunda kıyama kalkacağı her
ikinci secdeden sonra müstehabdır. Namazda yapılan tilavet secdesi için
bu müstehab değildir. Allah daha iyi bilir. İKİNCİ REK'ATİN ZİKİRLERİ
Bil ki, birinci rek'at için farz, sünnet ve diğer teferruat olmak üzere
söylediğimiz zikirler vesaire, ikinci rek'atta da yapılmalıdır. İkinci
rek'at birincisinden yalnız şu hususlarda ayrılır. Birincisi; ilk
rek'atta ihram tekbiri vardır ve o rükündür. İkinci rek'atın başında ise
böyle bir tekbir yoktur. Getirilen tekbir, secdeden kalkmak içindir ve
sünnettir. İkincisi; ilk rek'atın hilafına burada istiftah duası sünnet
değildir. Üçüncüsü, daha önce söylediğimiz gibi, ilk rek'atta ihlitafsız
olarak istiâze edilir, ikinci rek'atta ise bu ihtilaflıdır; fakat en
sahih görüşe göre istiâze edilir. Dördüncüsü; beğenilen görüşe göre
ikinci rek'atta kıraat birinci rek'attaki kıraatten az olmalıdır. Bu
hususta daha evvel açıkladığımız ihtilaf vardır. Allah daha iyi bilir. SABAH NAMAZINDA KUNUT DUASI
Bil ki sabah namazında kunut okumak sünnettir. Çünkü sahih ha-disde
Şenes radıyallahu anh'den: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında hep kunut okurdu." dediği
rivayet edilmiştir.*163'
Bil ki, bize göre kunut, sabah namazında bir müekked sünnettir. Onu
terkeden kimsenin namazı bozulmaz; fakat ister kasden ve ister unutarak
terketmiş olsun sehiv secdesi yapar. Farz olan beş vakit namazlardan
sabah namazından başkalarında kunut okunur mu? Bunda Şafiî'nin üç sözü
vardır. Bunların en sahih ve meşhuruna göre, müslümanlar bir belaya
uğrarlarsa okurlar, yoksa okumazlar. İkincisine göre, şartsız
okuyabilirler, üçüncüsüne göre ise hiç okuyamazlar. Allah daha iyi
bilir.
Bize göre kunut, ramazan ayının ikinci yansında vitir namazının son
rek'atında da müstehabdır. Bütün ramazan ayında vitrin son rek'atında
okunacağına dair bir ikinci görüş de vardır. Ebu Hanife'nin mezhebi olan
üçüncü görüşe göre ise, vitrin son rek'atında bütün sene boyunca okunur.
Bizim mezhebimizde yaygın olan birinci görüş-tür. Allah daha iyi bilir.
Bil ki bize göre, sabah namazında kunut'un yeri, ikinci rek'atta rü-ku'dan
kalktıktan sonradır. İmam Malik rahımehüllah: "Rüku'dan evvel, kunut
okur." dedi. Şafii kunutu rüku'dan evvel okursa en sahih görüşe göre bu
sayılmaz fakat sayılacağına dair de bir görüş vardır. En sahihine göre,
böyle yaparsa rüku'dan sonra tekrar kunut okumalı ve sehiv secdesi
yapmalıdır. Sehiv secdesi yapması lazım gelmez de denilmiştir. Kunut'un
lafzına gelince beğenilen, sahih bir isnad ile Hasen ibn-i Ali
radıyallahu anhüma'dan rivayet edilen ku-nut'u okumaktır. Hasen şöyle
dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bana, vitirde okuyacağım
şu kelimeleri öğretti:
Allahümmehdinî fîmen hedeyte, ve'âfini fîmen
âfeyte vetevelle-nîfîmen tevelleyte vebarik li ffmâ a'tayte ve kınî
şerra mâ kazayte. Feinneke takzıy velâ yugzâ aleyke ve innehu lâ yezillü
men vâleyte tebarekte rabbenâ ve teâleyte.
"Ailahım! Hidayet verdiklerinin içinde bana hidayet ver. Afiyet
verdiklerinin içinde bana afiyet ver ve işlerini üzerine aldıklarının
içinde işlerimi üzerine al. Bana verdiklerini bereketlendir ve takdir
ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz ki sen, hükmedersin ve
kimse sana hükmedemez. Velayetini üzerine aldığı kimse zillete uğramaz.
Mübareksin Rabbımız! Ve yücesin.]"(•«) Tirmizî: "Bu, hasen bir ha-disdir,
kunut mevzuunda Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bundan
iyisinin rivayet edildiğini bilmiyoruz." dedi. Beyhekıy'nin zikrettiği
rivayete göre Muhammed İbn-il Hanefiye -Ali İbn-i Ebi Talib'in oğludur-
radıyallahu anh şöyle dedi: "Bu dua, babamın sabah namazında kunutta
okuduğu duadır." Bu duadan sonra:
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli
Muhammedin ve sellim.
"(Allahım! Muhammed'e ve aline merhamet et ve onlara selamet ver.]"
demek müstehabdır. Çünkü Nesaî'nin hasen isnad ile yaptığı rivayete
göre, geçen hadis'de: Ve sallallahu alen-nebiy.. "[Allah, nebi'ye
merhamet etsin.]" ziyadesi vardır.
Ashabımız, "Ömer ibn-il Hattab radıyallahu anh'den rivayet edilenle
kunut okumak iyidir." dediler. Ömer, sabah namazında rüku'dan sonra
şöyle kunut okudu:
Allahümme innâ nesteîynüke ve nestağfiruke velâ
nekfüruke ve nü'minü bike ve nahle'u men yefcüruke. Allahümme iyyâke
na'büdü veleke nusallî venescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû
rahmete-ke ve nahşâ azâibeke inne azabekel cidde bil küffari mülhık.
Allahümme azzibil keferatellezîne yesuddûne an sebilike veyükezzibûne
resuluke veyükaatilûne evliyâeke. Allahümmağfir lilmü'minîne vel
mü'minâti vel müslimîne vel müslimât. Ve aslıh zâte beynihim ve ellif
beyne kulûbihim vec'al fi kulûbihimül imâne vel hikmete ve seb-bithüm
alâ milleti rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme ve evzi'hüm en yûfû
biahdikellezî âhedtehüm aleyhi vensurhüm alâ adüvvike ve adüvvihim
ilahel hakkı vec'alnâ minhüm.
"Allahım! Senden yardım isteriz ve senden mağfiret dileriz. Sana
küfretmeyiz. Sana iman ederiz ve sana küfredenleri terk ederiz. Allahım!
Yalnız sana ibadet ederiz. Yalnız sana namaz kılarız, secde ederiz
Bilki gündüz yapılan zikrin en şereflisi sabah namazından sonraki
zikirdir.
Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra
oturup güneş doğuncaya kadar Allah Teâlâ'yı zikreder ve sonra da iki
rek'at namaz kılarsa bundan kazanacağı sevap tam, tam, tam bir haca ve
umre sevabı gibidir."*206)
Ebu Zer radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sabah namazından sonra ayakları iki
katlı olduğu halde ve konuşmadan evvel kim on defa: Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehül
mülkü velehül ham-dü yuhyî ve yümîtü vehüve alâ külli şey'in kadîr.
[Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir ve eşi yoktur. Mülk O'nundur ve
hamd O'nadır. Diriltir ve öldürür ve O her şeye muktedirdir.] derse
kendisine on hasene yazılır, ondan on seyyie silinir ve o on derece
yükseltilir ve o gün her kötülükten muhafaza içinde olur, şeytandan
korunur ve o gün ona, Allah'a ortak uydurmaktan başka hiçbir günah
yapışmaz. "(207)
Sahabi Müslim ibn-i Haris Et-Teymî radıyallahu anh'den rivayetimize
göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, gizleyerek ona şöyle
dedi:
- Akşam namazından selam verdikten sonra yedi defa
Allahümme ecirnî minennâr [Allahım! Beni
ateşten koru] de. Çünkü bunu söyledikten sonra o gece ölsen ateşten
(korunmana dair) sana ahitname yazılır. Sabah namazını kıldıktan sonra
da böyle söyle. Zira o gün ölsen ateşten sana korunma taahhüdü yazılır.
"(208)
Ümmü Seleme radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra:
"Hasen", bazı nüshalarda da "Sahih hadisdir." dedi.
Allahümme innî es'elüke ilmen nâfian, ve amelen mütegabbelen ve rizkan
tayyiben.
(Allahım! Senden faydalı ilim, kabul olunan amel ve temiz rızık
isterim.] derdi."(209)
Süheyb radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazından sonra dudaklarını bir şey
okuyarak hareket ettiriyordu:
- Ya Rasulallah! dedim, bu söylediğin nedir? Şöyle dedi:
Allahümme bike uhaavilü vebike üsaavilü ve bike
ükaatilü.
[Allahım! Senin (kuvvetin) ile hareket ediyorum. Senin (kuvvetin)le
(düşmanlara) saldırıyorum ve senin için harbediyorum.](2,0>
Bu zikrettiğim tarzda hadisler çoktur. İnşaallah-u Teâlâ günün evvelinde
söylenen zikirler bölümünde gözlerin aydınlanacağı kısımlar gelecektir.
"Şehru's-Sünne"de Ebu Muhammed el-Begavî'den rivayetimize göre Alkame
ibn-i Kays şöyle dedi: "Bize ulaştığına göre, alimin sabah namazından
sonra, uyumasından yer Allah'a şikayet edip fer-yad eder."
(209) İmam Ahmed, İbn-i Mace ve İbni Sünnî.
(210) îmam Ahmed.
SABAH VE AKŞAM OKUNACAK DUALAR
Bil ki bu bahis oldukça geniştir ve bu kitapta ondan geniş konu yoktur.
Ben -inşaallah-u Teâlâ- bu bahsin kısa olan zikirlerinden bir kısmını
zikredeceğim. Kim bunların hepsi ile amel etmeye muvaffak olursa bu,
kendi üzerinde Allah Teâlâ'nın ni'met ve fazlıdır. Ne mutlu o kimseye...
Kim hepsini yapmaktan âciz kalırsa bunların kısa olanlarından dilediği
mikdar ile, hatta bir tek zikir ile de yetinebilir.
Bu bahiste asıl olan Allah Teâlâ'nın şu sözleridir: "Güneşin doğmasından
ve batmasından önce Rabbını hamd ile teşbih et." <21I> "Akşam üstü ve
sabah Rabbını hamd ile teşbih e(."<212)' "Rabbını gönülden ue korkarak,
içinden hafif bir sesle sabah akşam an ve zikret."(213) "Sabah akşam
Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma."(2*AK "Allah'ın
yüksek tutulmasına ue içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde,
bazı adamlar, sabah akşam O'nu teşbih eder"<215) ve "Doğrusu biz, akşam
üstü ve gün doğuşu onunla beraber teşbih eden dağlan, kuşlan da toplu
halde onun buyruğu altına vermiştik."^)
Şeddâd ibn-i Evs radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulül-lah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İstiğfarın seyyidi (en
büyüğü) şudur:
Allahümme ente rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî
ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü ebûü leke
bini'metike aley-ye, ve ebûü bizenbî fağfirlî feinnehu lâ yağfirüz-zünübe
illa ente, cüzü bike min şerri mâ sana'tü.
[Allahım! Sen Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve
ben kulunum. Yapabildikçe ben, ahdin ve va'din üzerinde-yim. Bana olan
ni'metlerini itiraf ediyorum ve günahlarımı da itiraf ediyorum. Beni
affet. Şüphesiz ki günahları ancak sen affedersin. Yaptığım işlerin
kötüsünden sana sığınırım] (Kişi) akşamladığı zaman bunu söyler ve (o
gece) ölürse cennete girer. Sabahladığı zaman söyler ve (o gün) ölürse
cennete girer."(217)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sabahladığı ve ak-
şamladığı vakitlerde yüz defa: Sübhanallahi ve bihamdihi derse hiçbir
kimse, kendisi kadar veya ondan fazla bunu
söylemedikçe kıyamet gününe ondan daha faziletli bir amel
getirmez."*218) Ebu Davud'un rivayetinde:
Sübhanallahil azıym ve bihamdihi diye geçer.
Abdullah ibn-i Hubeyb radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik:
"Bize namaz kıldırması için yağmurlu ve oldukça karanlık bir gece
çıkarak Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmek istedik. Yanına
vardığımızda bana:
- Söyle, dedi. Bir şey söylemedim. Yine:
- Söyle, dedi. Bir şey söylemedim. Tekrar:
- Söyle, dedi.
- Ya Rasulallah! Ne söyleyeceğim? dedim.
- Akşamladığın ve sabahladığın vakitlerde üç defa (İhlâs, Felâk ve Nâs)
sûrelerini oku. Bu sana her şeyden kâfidir."*219)
Ebu Hüreyre, radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, sabahladığı zaman şöyle söylerdi:
Allahümme bike asbahnâ vebike emseynâ vebike nahyâ vebike nemûtü ve
İleyken nüşûr.
[Allahım! Senin (kudretin ve fazlın) ile sabahladık ve seninle
akşamladık. Seninle diriliriz ve seninle ölürüz. Dönüş sanadır.] Ve
akşamladığı zaman da şöyle derdi:
* * '
Allahümme bike emseynâ vebike nahyâ vebike nemûtü ve ileyken nüşûr.
[Allahım! Seninle akşamladık. Seninle diriliriz ve seninle ölürüz. Dönüş
sanadır.
Ebu Hüreyre, radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, seferde iken seher olunca şöyle derdi:
Semia sâmiun bihamdillâhi ve husni belâihi aleynâ rabbena sa-ahibnâ ve
efzıl aleynâ âizen billahi minen nâr.
[Duyan, Allah'ın hamdini ve üzerimizdeki denemesinin güzelliğini duysun.
Rabbimiz! Bizimle beraber ol ve bize iyilik et. Ateşten, Allah'a
sığınıyoruz.]!221)
Abdullah ibn-i Mes'ud radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, akşamladığı zaman şöyle derdi:
Emseynâ ve emsel mülkü lillâhi velhamdülllahi lâ
ilahe illallahü vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü vehüve
alâ külli şey'in kadîr. Rabbi es'elüke hayra mâ fi hâzihilleyleti ve
hayra mâ ba'deha ve eûzü bike min şerri mâ fi hâzihilleyleti ve şerri mâ
ba'de-ha, Rabbi eûzü bike minel keseli vel heremi vesûil kiberi eûzü
bike min azâbin finnâri ve azâbin fil gabri.
[Akşamladık, mülk de Allah'ın olarak akşamladı. Hamd Allah'a mahsustur.
Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir ve eşi yoktur. Mülk Onundur, hamd
Onadır ve O her şeye muktedirdir. Allahım! Senden bu gece içindekilerin
hayrını ve ondan sonrakilerin hayrını isterim. Bu gece içindekilerin
şerrinden ve ondan sonrakilerin şerrinden sana sığınırım. Rabbim,
Tembellikten, çok yaşlılıktan ve ihtiyarlığın fena halinden sana
sığınırım. Ateşteki azabdan ve kabirdeki azabdan sana sığınırım]
Sabahladığı zaman da yine bunu söylerdi. Ancak:
Asbahnâ ve asbahal mülkü Iillâh. [Sabahladık ve mülk de Allah'ın olarak
sabahladı] der ve duayı sabaha göre söylerdi."* )
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve:
- Ya Rasulallah! Dün gece beni sokan akrepten neler çektim dedi.
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona şöyle buyurdu:
Bil ki gece ve gündüzde, hallerin değişmesinde izahı geçen diğer
durumlarda misafir olmayan için müstehab olan zikirler, misafir için de
müstehabdır. Ancak, misafirin yapacağı bunlardan başka zikirler ve
kaynak eserlerde dağınık vaziyettedirler. Ben, Allah'dan yardım
dileyerek ve Ona dayanarak, asıl gaye olanlarını özetleyecek ve mü-nasib
bölümlere ayıracağım.
İSTİHARE VE İSTİŞARE HAKKINDA
Bil ki, sefere çıkmak isteyenin iyi kalblilik, şefkat ve görgüsüne
inandığı, dindarlık ve bilgisine güvendiği kimselere danışması
müstehabdır. Allah Teâlâ: "İş hususunda onlarla istişare er"*1)
buyuruyor. Meşveretin müstehab olduğuna dair deliller çoktur.
İstişareden sonra seferin hayırlı olacağı görünürse bu hususta Allah
Teâlâ'ya istihare etmeli, yani; hayırlı olanı ondan istemeli, bunun için
de farz namazından başka olan iki rek'at namaz kılmalı ve kendi
bölümünde gördüğümüz istihare duasını yapmalıdır. İstihharenin meşru
oluşunun delili daha evvel Buhari'nin Sahih'inde rivayet ettiğimiz
hadisdir. Orada, bu duanın edeb ve usûlünü ve istihare namazının şeklini
gördük. Allah daha iyi bilir.
SEFER YAPMA KARARI KESİNLEŞTİKTEN SONRA OKUNACAK DUALAR
Yolculuk karan kesinleşince bazı hususları yerine getirmeye
çalışmalıdır. Bunlardan olmak üzere, muhtaç olduğu şeyleri vasıyyet
etmeli ve buna şahid tutmalıdır. Aralarında muamele veya arkadaşlık
olanlardan helallik istemeli, anne ve babasının, şeyh ve hocalarının ve
kendisinden iyilik ve şefkat gördüğü kimselerin rızasını almalı, Allah
Teâlâ'ya tevbe etmeli, bütün günah ve muhalefetlerinden Ona istiğfar
etmeli, Allah'dan, seferinde kendisine yardım etmesini istemeli ve
yolculuğunda muhtaç olacağı şeyleri öğrenmelidir. Mesela, savaşçı ise
savaşçıların bilmeye muhtaç olduğu savaş işlerini, duaları, ganimet
meselelerini, savaştan kaçmanın büyük günah oluşunu ve diğer işle ilgili
şeyleri öğrenmelidir. Hac veya umre yapan kimse ise, bunlarda yapılacak
işleri, bunların şart, rükün ve sünnetlerini öğren-meli veya bunları
açıklayan bir kitabı beraberinde götürmelidir. Bunları ryice öğrenmekle
beraber, yanında bir kitabın olması da daha iyidir. Savaşçı ve diğerleri
için de hüküm budur. Ticaret adamı ise muhtaç olacağı alış-veriş
meselelerini, bunların sahih ve batılını, helal ve haramını, sünnet,
mekruh ve mubahını ve birbirine tercih edileni öğrenmelidir. Gezici bir
münzevi âbid ise din ve ibadet hususunda muhtaç olacağı şeyleri
öğrenmeli ve bunları öğrenmek onun için en mühim hususu teşkil
etmelidir. Avcı ise avcıların muhtaç olduğu şeyleri, hayvanlardan haram
ve helal olanları, avlanmanın helal ve haram olduğu vasıta ve aletleri,
kesimi şart olan hayvanları, köpeğin, okun ve diğer aletlerin
öldürmesinin kâfi geldiği hayvalan öğrenmelidir. Çoban ise inzivaya
çekilen hakkında söylediğimiz hususlardan muhtaç olduğu kısmı ve mesleği
icabı mecbur olduğu, hayvanlara acımayı, onlara ve sahiblerine en iyiyi
yapmayı, onları korumak için gereken dikkat ve uyanıklığı ve çeşitli
sebeplerle, bazı zamanlarda kesmeye merbur olacağı hayvanları kesmek
için sahihlerinden peşin izin al-mayı öğrenmelidir. Bir sultandan bir
sultana veya ona benzer bir büyüğe giden bir elçi ise muhtaç olacağı;
büyüklerle konuşma kaidelerini, muhaverelerde yöneltilen sorulara
verilecek uygun cevabları, ziyafet ve hediyelerin helâl ve haram
olanlarını ve taşıması vacib olan İyi niyeti muhafaza etmeyi,
içindekilerini açığa çıkarmayı, aldatmaktan, kandırmaktan ve
münafıklıktan.sakınmanın lüzumunu, emniyeti suistimal ve ihanet gibi
haram olan işlere alet olmaktan kaçınmayı öğrenmelidir. Birisinin
ticaret işinde vekil olan veya ortak kazançla çalışan işçi, ya da
bunlara benzer birisi ise satın alması caiz olan ve olmayan şeyleri,
satmasının caiz olacağı ve olmayacağı fiatları, içinde tasarruf etmesi
caiz olan ve olmayan şeyleri, şahid tutmasının şart, vacib ve sünnet
olduğu halleri, kendisine caiz olan ve olmayan yolculukları
öğrenmelidir. Denizde yolculuk yapmak isteyenlerin, deniz seferi
yapmanın caiz olacağı ve olmayacağı durumları öğrenmeleri gerekir.
Bütün bu bahisler fıkıh kitaplarında zikredilmiştir. Onları burada izah
etmek kitabın gayesi ile mütenasib değildir. Çünkü benim maksadım yalnız
zikirleri açıklamaktır. Zaruri olan şeyleri öğrenmek de zikir olduğu
için bu bahislere kısa birer işaret yaptım. Allah'dan bana, sevdiklerime
bütün müslümanlara muvaffakiyet ve hayırlı akıbet vermesini dilerim.
EVİNDEN ÇIKMAK İSTEYENİN OKUYACAĞI ZİKİR VE DUALAR
Yolculuk etmek üzere evinden çıkmak isteyen kimsenin, iki rek'at namaz
kılması müstehabdır.
Sahabi Mukattam ibn-i Mıkdam radıyallahu anh'den rivayet edilen bir
hadisde Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir
kimse, sefere çıkmak üzere iken evde kılacağı iki rek'at namazdan daha
hayırlı bir şey, aile halkı içinde kendi yerine bırakmamıştır. "(2>
(2) Tıbenni.
Ashabımızdan bazısı, bu namada, Fatiha'dan sonra birinci rek'atta
Kafirun ve ikinci rek'atta İhlas surelerini okumanın müstehab olduğunu
söylediler. Bazısı da birinci rek'atta Felak ve ikinci rek'atta Nâs
sûrelerini okumalı dediler. Selâm verdikten sonra da Ayetü'l-Kürsî'yi
okumalıdır. Çünkü, evden çıkacağı sırada bunu okuyana, dönünceye kadar
hoşlanmayacağı bir şeyin isabet etmeyeceği rivayet edilmiştir. Kureyş
suresini okuması da müstehabdır. İmam ve değerli üstad Şafiî mezhebinin
fakihi, açık kerametlerin, parlak hallerin ve biribirini destekleyen
marifetlerin sahibi Ebü'l-Hasen el-Kazvinî: "O, her kötülükten emniyet
(vesilesi)dir." dedi.
Ebu Tahir ibn-i Cahşeveyh de şöyle dedi: "Bir yolculuğa niyet ettim.
Fakat onun tehlikelerinden endişe ediyorum. Dua istemek maksadıyla El-Kâzvinî'ye
gittim. Daha başlangıçta ve kendiliğinden, "Kim bir sefere niyet eder ve
düşman ya da canavardan korkarsa Kureyş sûresini okusun. Çünkü o, her
kötülükten emniyet vesilesidir." dedi. Onu okuyorum ve şimdiye kadar,
korktuğum bir şeyle karşılaşmadım."
Bu sûreyi okuduktan sonra kişinin, ihlâs ve rikkat ile dua etmesi
müstehabdır. Okuyacağı en güzel dualardan birisi şudur:
Allahümme bike estaıynü ve aleyke etevekkelü.
Allahümme zellil lî suûbete emrî ve sehhil aleyye meşakkate seferî
verzüknî minel-hayri eksera mimma atlübü vasrif annî külle şerrin
rabbişrah li sad-rîve yessir lî emrî. Allahümme innî estahfizuke ve
estevdiuke ve nef-sîve dînî ve ehlî ve ekaaribî ve külle mâ en'amte
aleyye ve aleyhim bihi min âhıratin veddünyâ fahfaznâ ecmeıyne min külli
sûin ya kerîm.
"[Allahım! Senden yardım istiyor ve sana güveniyorum. Allahım! İşimin
güçlüklerini kolaylaştır, yolculuğumun meşakkatlerini hafiflet, hayırdan
bana aradığım mikdardan fazlasını ver ve bütün kötülükleri benden çevir.
Rabbım! Kalbime genişlik ve ve işimin zorluğunu kaldır. Allahım!
Kendimi, dinimi, aile halkımı, akrabalarımı, bana ve onlara ahiret ve
dünya ile ilgili olarak nimet ettiğin her şeyi korumanı istiyor ve sana
emanet ediyorum. Ey Kerem sahibi! Hepimizi, bütün kötülüklerden koru.]"
Duaya Allah Teâlâ'ya hamd ve Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'e
salât ve selâm etmekle başlayarak bunlarla bitirmelidir. Bunlardan sonra
oturduğu yerden kalktığı zaman Enes radıyallahu anh'den rivayet
ettiğimiz şu hadisdeki duayı okumalıdır: "Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, bir sefere çıkmak niyetiyle kalktığı zaman şöyle dua ederdi:
Allahümme ileyke tevveccehtü ve bike a'tesamtü;
Allahümmekfi-nî mâ ehemmenî vemâ lâ ehtemmü lehu. Allahümme zevvednid
takva, vağfirlî zenbî veccihnî lil hayri eynemâ teveccehtü.
"[Allahım! Sana yöneldim vesana sığındım. Allahım! Beni endişelendiren
ve endişelendirmeyen işlerde, sen bana kâfi ol. Allahım! Takvayı bana
azık kıl, günahlarımı affet ve ne tarafa yönelirsem beni hayra yönelt."
EVİNDEN ÇIKACAĞI ZAMAN OKUNACAK DUALAR
Genel olarak evinden çıkanın söyleyecekleri kitabın başında geçti.
Bunlar misafir için de müstehabdır. Onun bu zikirleri daha çok yapması
müstehabdır. Ayrıca, aile halkına, akrabalarına, arkadaşlarına ve
komşularına veda etmesi, kendisine dua etmelerini istemesi ve kendisinin
de onlara dua etmesi müstehabdır.
Ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Kendisine bir şey emanet edildiği zaman,
Allah onu korur."buyurdu.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sefere çıkmak isterse geride
bıraktığı kimselere: "Sizi, yanında emanetler zayi olmayan Allah'a
emanet ederim desin."W
Yine Ebu Hüreyre'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu: "Biriniz, sefere çıkarken arkadaşlarına veda
etsin. Çünkü, Allah Teâlâ onların duasını hayra vesile eyler."<«
Sünnet olan, veda ettiği kimse, ona Kaz'a'dan rivayet ettiğimiz (aşağıda
gelecek olan) duayı yapmasıdır. Kaz'a şöyle dedi: "İbn-i Ömer
radıyallahu anhüma, bana:
- Gel, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi seni
uğurlayayım, dedi ve şöyle söyledi:
Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve havâtime
amelike.
"(Dinini, emanetini ve amelinin sonuçlarını Allah'a emanet
ediyorum.]"!6) İmam Hattabî şunları söyledi: "Bu duada geçen emanet,
adamın aile halkı, geride bıraktığı kimseler ve güvendiği kimseye emanet
ettiği malıdır. Duada dinin zikredilmesi, seferin meşakkat güçlük ihtiva
etmesindendir. Çünkü bunlar bazı din işlerinin ihmal edilmesine yol
açabilir."
Nafi'den rivayetimize göre, İbn-i Ömer şöyle dedi: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, birisini uğurladığı zaman elinden tutar ve
adam elini çekmedikçe o bırakmazdı ve veda duası olarak:
Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve âhıra
amelike derdi."Salim'den rivayetimize göre, "İbn-i Ömer, sefere
çıkmak isteyen adama:
- Bana yakın gel, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bize yaptığı
gibi seni uğurlayayım, der ve şöyle söylerdi: "Dinini, emanetini ve
amelinin sonuçlarını Allah'a emanet ederim."(8>
Sahih bir isnadla sahabi Abdullah ibn-i Zeyd radıyallahu anh'den şöyle
dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, orduyu
uğurlamak isterken:
Estevdiullâhe dîneküm ve emâneteküm ve havâtime a'mâliküm.
"(Dininizi, emanetlerinizi ve amelinizin sonuçlarını Allah'a emanet
ederim] derdi."<9>
Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bir adam,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek:
- Ya Rasulallah! Sefere çıkmak istiyorum, bana azık ver, dedi.
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Allah, takvayı sana azık eylesin, dedi. Adam:
- Artır. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ve günahlarını affetsin. Adam:
- Artır. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ve nerede olsan hayrı sana kolaylaştırsın."
YOLCULUK YAPACAK ADAMIN İYİ KİMSELERDEN ÖĞÜT İSTEMESİNİN MÜSTEHAB ÖLDÜĞÜ
HAKKINDA
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre: "Bir adam:
- Ya Rasulallah! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana öğüt ver. dedi.
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Allah Teâlâ'ya karşı takva'dan ayrılma ve her yüksek yerde tek-bir
getir, dedi. Adam ayrıldığı zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem.
"Allahım! Uzun yolunu kısalt ve seferini kolaylaştır" diye dua etti.
ONDAN EFDAL DE OLSA KALANIN MİSAFİRE, MUKADDES YERLERDE
KENDİSİNE DUA ETMESİNİ İSTEMESİNİN MÜSTEHAB ÖLDÜĞÜ HAKKINDA
Ömer ibn-i Hattab radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik:
"Umre yapmak için Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den izin
isterdim. İzin verdi ve:
- Kardeşim! Dua ederken bizi unutma, buyurdu. Bu söylediği öyle bir
cümle ki, onun yerinde dünya benim olsa sevinmezdim."'
HAYVANINA (VEYA BİNİTİNE) BİNENİN OKUYACAĞI DUA
Allah Teâlâ: "Gemiler ve hayvanlardan size üzerlerine binip oturacağınız
binekler yarattı. Bunlar, üzerlerine oturunca Rabbınızın nimetini anarak
"Bunları buyruğumuza veren ne yücedir. Bizim takatimiz bunlara yetmezdi.
Ve şüphesiz ki biz Rabbımıza döneceğiz" demeniz içindir."^3)
buyurmuştur.
Sahih isnadlarla Ali ibn-i Rabia'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Ali
ibn-i Ebi Talib radıyallahu anh'in yanında hazırdım. Binmesi için bir
binek hayvanı getirildi. Özengiye ayağını koyduğu zaman: İpin Bismillah
"[Allah'ın adıyla]" dedi. Hayvanın sırtında doğrulduğu zaman:
Elhamdülillâhillezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ
iehü mugarri-nin. Ve innâ ilâ rabbinâ lemünkalibûn.
"[İtaat altına almaya gücümüzün yetmediği bunu (biniti) hizmetimize
veren Allah'a hamdolsun. Şüphesiz biz Ona dönücüleriz]" dedi. Sonra üç
kere: Elhamdülillah. "[Allah'a hamd olsun]" ve üç kere: » Allahu ekber
"[Allah en büyüktür]" dedi. Daha sonra:
"[Seni takdis ederim. Şüphesiz ben kendime zulmettim, beni affet; çünkü
günahları ancak sen affedersin]" dedi ve sonra güldü.
- Ya Emira'I-Mü'minin! Niçin güldün? diye sorulunca şöyle söyledi:
- Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu yaptığım gibi yaptığını,
sonra güldüğünü gördüm ve:
- Ya Rasulallah! Neden güldün, dedim. Şöyle cevap verdi:
- Allah Teâlâ, kulunun, kendisinden başkasının günahları affede-meyeceğini
bilerek "Günahlarımı affet! demesinden hoşlanır."*14)
Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğa çıkmak üzere devesine binerken,
üç kere tekbir getirir, daha sonra şöyle derdi:
Sübhânellezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ lehü
mukrinîn. Ve innâ ilâ rabblnâ lemüngalibûn. Allahümme innâ nes'elüke fi
seferina hâzel birra vettakvâ ve minel ameli mâ terzaa. Allahümme hevvin
aleynâ seferenâ hazâ, ve atvı 'annâ bu'dehu. Allahümme entes sâ-hibü fis-seferi
vel halifetü fil ehli. Allahümme innî eûzü bike min va'saisseferi ve
keabetil manzari ve sûil münkalebi fil mâli vel ehli.
"(İtaat altına almaya gücümüzün yetmediği bunu (biniti) hizmetimize
veren Allah'ı teşbih ederim. Şüphesiz biz, O'na dönücüleriz. Allah'ım!
Bu yolculuğumuzda birr ü takvaya ve razı olacağın amellere muvaffak
kılmanı dileriz. Allahım! Bu yolculuğumuzu kolaylaştır ve uzunluğu
kısalt. Allahım! Seferde yardımcımız ve ehl-i iyalimizin koruyucusu
sensin. Allahım! Yolculuğun zorluklarından üzücü manzaralarından ve
seferden dönüşte malımıza ve ailemize dair fena haller görmekten sana
sığınırım.]" Seferden dönerken yine bunları söyler ve fazla olarak:
Âyibûne tâibûne âbidûne lirabbinâ hâmidûn.
"[Dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz ve Rabbımıza hamd
edenleriz.]" derdi."(15) Ebu Davud şu ziyadeyi de rivayet etti: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ve askerleri tepelere çıkarken tekbir
getirirler, inerlerken de teşbih ederlerdi."
Abdullah ibn-i Serces radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik:
"Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sefere çıkarken onun
zorluklarından, dönüşün üzücü oluşundan, işlerin düzeldikten sonra
bozulmasından, mazlumun kötü duasından, ailede ve malda kötü manzaradan
Allah'a sığınırdı."
Sahih isnadlarla Abdullah ibn-i Serces radıyallahu anh'den şöyle
dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
yolculuğa çıktığı zaman şöyle dua ederdi:
Allahümme entes sâhıbü fisseferî vel halifetü fil
ehli. Allahümme innî eûzü bike min va'sâisseferi ve keâbetil münkalebi
ve minel havri ba'del kevni ve min da'vetil mazlûmi ve min sûil manzari
fil ehli vel mâli.
"[Allahım! Seferde yardımcımız ve ehli iyalimizin koruyucusu sensin.
Allahım! Yolculuğun zorluklarından, dönüşün üzücü oluşundan, işlerin
düzelmişken bozulmasından, mazlumun bedduasından, ailede ve malda kötü
manzaradan sana sığınırım.]"< )
GEMİYE BİNENİN OKUYACAĞI DUALAR
Allah Teâlâ: "(Nuh) dedi ki: "Binin (geminin) içerisine. Onun yürümesi
de durması da Allah'ın adıyladır." ve "Gemiler ve hayvanlardan,
üzerlerine oturasınız diye size binekler yarattı''< > buyuruyor.
Hüseyn ibn-i Ali radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre Rasu-lüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Gemiye) bindikleri zaman,
Bismillâhi mecrâha ve mürsâha, inne rabbî
leğafûrurahıym.
"[Onun yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir. Rabbım şüphesiz ki
affedici ve merhamet sahibidir.]"* ) ve:
Vemâ kaderullâhe hakka kadrihi "[Gerektiği kadar Allah'ı tanıya-madılar]"<
) âyetlerini okumaları ümmetim için boğulmaya karşı bir teminattır. "
YOLCULUKTA DUA ETMENİN MÜSTEHAB OLDUĞU HAKKINDA
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "üç dua mukbuldur, bunda şüphe yoktur.
Mazlumun duası, misafirin duası ve anne-babanın çocukları üzerindeki
duası."'
YOLCUNUN, TEPELERE VE BENZERİ YERLERE ÇIKTIĞI ZAMAN TEKBİR
GETİRMESİ VE VADİLERE ENDİĞİ ZAMAN TEŞBİH ETMESİ HAKKINDA
Câbir radıyallahu anh'den, "Çıktığımız zaman tekbir getirir ve indiğimiz
zaman teşbih ederdik." dediğini rivayet ettik.< >
"Hayvanına Binenin Söyleyecekleri Babı"nda gördüğümüz sahih hadisde İbn-i
Ömer radıyallahu anhüma'dan, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve
askerleri, tepelere çıktıkları zaman tekbir getirir ve indikleri zaman
teşbih ederlerdi." dediğini rivayet ettik.< )
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan şöyle rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem hac veya umre'den döndüğü zaman, -Ravi dedi
ki: İbn-i Ömer'in (gazadan) dediğini zannederim- her tepeye veya irtifaa
çıktıkça üç defa tekbir getirir, sonra da şöyle derdi:
Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerîke leh,
lehülmülkü ve lehül hamdü vehüve alâ külli şey'in kadîr. Âyibûne tâibûne
âbidûne sâcidûne lirabbinâ hâmidûne, sadegallahu va'dehu ve nasara
abdehu ve hezemel ahzâbe vahdeh.
"[Allah'dan başka ilâh yoktur. O birdir ve ortağı mevcud değildir. Mülk
onundur ve hamd O'nadır. O, her şeye muktedirdir. Dönenleriz; tevbe
edenleriz, ibadet edenleriz, secde edenleriz ve Rabbımıza hamd
edenleriz. Allah va'dini gerçekleştirdi, kuluna yardım etti ve
düşmanları yalnız yendi.]"*26) Bu, Buharî'nin rivayet şeklidir.
Müslim'in rivayeti de böyledir. Ancak onda, "Ravi dedi ki, İbn-i
Ömer'in, "gazadan" dediğini zannederim" ifadesi yoktur. Ondaki ifade
şöyledir: "Harb ve seriyelerden, hac veya umreden döndüğü zaman."
Ebu Musa El-Eş'arî radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Bir vadinin üstüne
çıktığımız zaman tehlil "Lailahe illallah" ve tekbir "Allahu Ek-ber"
derdik ve sesimiz yükselirdi. Bunun üzerine Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem:
- Ey Nas! Kendinize güçlük çektirmeyiniz. Siz bir sağır veya gaib'e
çağırmıyorsunuz. O sizinle beraberdir ve şüphesiz O, işitici ve
yakındır, buyurdu."*27)
"Öğüt İstemenin Sünnet Oluşu babı"nda gördüğümüz hadiste Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'a karşı takvayı esas
tut ve her irtifa'da tekbir getir."*28)
Ve Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, yüksek bir yere çıktığı zaman şöyle derdi:
Allahümme lekeşşerefü alâ külli şerefin velekel
hamdü alâ külli haalin.
"[Allahım! Senin yüceliğin her yüksekliğin üstündedir ve her durumda
hamd sana mahsusdur.]"*29)
TEKBİR VE BENZERİ ZİKİRLERİ SÖYLERKEN AŞIRI ŞEKİLDE SESİ
YÜKSELTMENİN YASAKLANDIĞI HAKKINDA
Bunun hakkında, bundan önceki bölümde geçen Ebu Musa'nın hadisi vardır.
YÜRÜMEYİ KOLAYLAŞTIRMAK VE HIZLANDIRMAK, RUHLARA NEŞ'E VE
RAHATLIK SAĞLAMAK İÇİN NAĞME İLE SÖZ SÖYLEMENİN
Bunun hakkında çok ve meşhur olan hadisler vardır.
HAYVANI KAÇAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA
Abdullah ibn-i Mes'ud radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Çölde, birinizin hayvanı
kaçtığı zaman: "Ey Allah'ın kulları! Yakalayınız. Ey Allah'ın kulları!
Yakalayınız" diye bağırsın. Çünkü, Allah Teâlâ'nın yeryüzünde yakalayıcı
yaratığı vardır, onu yakalayacaktır."*30)
Şeyhlerimizden bir büyük alim, başından geçen bir kıssayı bana anlatarak
dedi ki: "Binem hayvanım kaçtı -Katır olduğunu zannederim- Bu hadisi
bilirdim. Onu okuduğum gibi Cenab-ı Hak hayvanı bize durdurdu."
Ben de bir defa bir kafile içindeydim. Kafileden bir hayvan kaçtı ve onu
yakalayamadılar. Bu hadisi söyledim. Bu sözden başka hiç bir sebep
olmadan hayvan olduğu yerde dundu.
İNATÇI HAYVAN ÜZERİNDE OKUNACAK DUA
Diğeri, hıfzı, dindarlık, takva, iffet ve ilimdeki kemali üzerinde
ittifak edilen kıymetli üstad ve meşhur Basralı tabii Ebu Abdillah Yunus
ibn-i -(Jbeyd ibn-i Dinar rahımehullah'dan şöyle dediğini rivayet ettik:
"Serkeş bir hayvan üzerinde olan kimse, onun kulağına:
Efeğayra dinillâh! yebğûne ve lehu esleme men
fissemâvâti vel arzı tav'an ve kerhen ve ileyli yürceûn.
"[Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar. Halbuki göklerde ve
yerde kim varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na
döneceklerdir]"'31) ayetini okursa Allah Teâlâ'nın izniyle uysallasın"
GİRMEK İSTESİN VEYA İSTEMESİN (MA'MÜRE) BİR KÖY GÖRENİN
OKUYACAĞI DUALAR
Suheyb radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallal-lahu
aleyhi ve sellem, girmek istediği bir köyü gördüğü zaman şöyle derdi:
Allahümme rabbessemâvâtis seb'ı vemâ azlelne vel
arzıynes seb'ı vemâ aglelne ve rabbeş şeyâtıyni vemâ azlelne, ve rabber
rıyâhı vemâ zerayne, es'elüke hayra hâzihil karyeti ve hayra ehliha ve
hayra mâ fiha ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fihâ.
"(Allahım! Yedi semanın ve bunların gölgelendirdiği şeylerin Rabbı! Yedi
yerin ve bunların taşıdığı şeylerin Rabbı! Şeytanların ve onların
sapıttırdığı kimselerin Rabbı! Rüzgarların ve onların saçtıkları
şeylerin Rabbı! Senden, bu köyün hayrını, ahalisinin hayrını ve içindeki
her şeyin hayrını isterim. Ve onun şerrinden, halkının şerrinden ve
içindeki şeylerin şerrinden sana sığınırım.]"*33)
Allahümme innî es'elüke min hayri hâzihi ve hayri
mâ cema'te fiha, ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ cema'te fiha.
Allahümmerzüknâ hayâha ve e'ıznâ min vebâha ve habbibnâ ilâ ehlihâ ve
habbib saalihıy ehlihâ ileynâ.
"[Allahım! Senden bu yerin hayrını ve içinde topladığın şeylerin hayrını
isterim. Ve onun şerrinden ve içinde topladıklarının şerrinden sana
sığınırım. Allahım! Bize onun sağlığını nasib et ve bizi onun salgın
hastalıklarından koru. Bizi oradakilere sevdir ve oranın salih
insanlarını bize sevdir.]"*34)
İNSANLARDAN VEYA BAŞKA ŞEYLERDEN KORKANIN OKUYACAĞI DUA
Daha evvel gördüğümüz gibi, sahih bir isnadla Ebu Musa el-Eş'ari
radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem, bir kavimden korktuğu zaman şöyle derdi:
Allahümme innâ nec'alüke fi nühûrihim ve neûzü bike min şuruhim.
"[Onların yakasını sana tutturruuz ve onların şerrinden sana sığınırı.
]"<35) Bununla birlikte Keder Duası'nı ve onunla beraber zikrettiğimiz
diğer duaları okumak da müstehabdır.
YOLCUNUN, CİNLER KENDİSİNE GÖRÜNDÜĞÜ ZAMAN OKUYACAĞI DUA
Câbir radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Gıylan, size şekiller içinde göründüğü
zaman, ezan okuyunuz."*36)
Ben derim: Gıylan, cin ve şeytanların bir sınıfı ve onların
sihirbazlarıdır. Yani onların şerrini ezanla defediniz. Çünkü şeytan,
ezanı duyunca kaçar. Buna benzer bir hadisi de "Arız Olan Haller
Dolayısıyla Yapılacak Dua ve Zikirler Babı"nın başında, kendisine şeytan
göründüğü zaman insanın söyleyecekleri bahsinde gördük ve dedik ki: Bu
sırada Kur'ân okumakla meşgul olmak gerekir. Çünkü ayetler bunu
emrediyor. İNSANIN BİR YERE KONAKLADIĞI ZAMAN OKUYACAĞI DUALAR
Havle binti Hakîm radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir yere konakladığı
zaman
Eûzü bikelimâtillâhittâmmeti min şerri mâ halaka.
"[Yaratıklarının şerrinden Allah'ın tam olan kelimelerine sığınırım]"
derse oradan kalkıp gidinceye kadar bir şey kendisine zarar ver-mez."<37)
Abdullah ibn-i Ömer ibn-i Hattab radıyallahu anhüma'dan, şöyle dediğini
rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuk ederken
akşam olunca şöyle derdi:
Ya arzu rabbî ve rabbükillahü, eûzü billahi min
şerriki ve şerri mâ fîki ve şerri mâ hulika fîki ve şerri mâ yedibbü
aleyki, eûzü bike min esedin ve esvede ve minel hayyeti vel akrabi ve
min sâkinil beledi ve min vâlidin vemâ velede.
"Ey yer! Benim Rabbım ve senin Rabbın Allah'dır. Senin şerrinden,
içindekilerin şerrinden, içinde yartılanların şerrinden ve üzerinde yü-rüyenlerin
şerrinden Allah'a sığınırım. (Allahım!) Arslandan, insandan, yılan ve
akrepten, bu yerin sakinlerinden, doğuran ve doğandan sana
sığınırım.]"*38) El Hattabî şöyle söyledi: "Yerin sakinlerinden maksad,
yerde yerleşen cinlerdir. Ve ihtimal ki, doğurandan maksad İblis,
doğandan maksad şeytanlardır."
SEFERDEN DÖNENİN OKUYACAĞI DUALAR
Burada sünnet olan, tepelere çıktığı zaman misafirin tekbir getirmesi
bahsinde yakında zikrettiğimiz İbn-i Ömer'in hadisindeki duanın
okunmasıdır.
Ve Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulül-lah
sallallahu aleyhi ve sellem ile ben ve Ebu Talha döndük. Safiyye de
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in terkisine binmişti. Medine'nin
arkasına vardığımız zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
Âyibûne tâibûne âbidûne lirabbinâ hâmidûn.
"Dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz ve Rabbımıza hamd
edenleriz" dedi ve Medine'ye girinceye kadar bunu söylemekte devam
etti."
MİSAFİRİN SABAH NAMAZINDAN SONRA OKUYACAĞI DUALAR
Bil ki, sabah namazından sonra, başkasının söyleyeceklerini misafirin de
söylemesi müstehabdır. Bunları daha evvel gördük. Bunlardan başka, Ebu
Berze radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz duayı yapmak da müstehabdır.
Ebu Berze şöyle dedi:
"Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra,
(Ravi dedi ki, Ebu Berze'nin seferde dediğini zannederim) ashabı duyacak
kadar sesini yükselterek üç defa:
Allahümme faslıh lî diniyellezî ce'altehu ismete emri, allahümme aslıhlî
dünyâyelletî ce'alte fiha meâşî.
"[Allahım! İşlerimin esası haline getirdiğin dinimi ilah et. Allahım!
Geçimimi içine koyduğun dünyamı ıslah et] ve üç defa:
Allahümmaslıh li âhıratî, elletî ce'alte ileyha mercii.
"(Allahım! Bana dönüş yeri kıldığın ahiretimi ıslah et]" ve üç defa:
Allahümme eûzü birızâke min sühtıke, allahümme
eûzü bike. "[Allahım! Gazabından rızana sığınırım. Allahım! Sana
sığınırım]"
ve:
Lâ mania limâ a'tayte velâ mu'tıye limâ mena'te, velâ yenfeu zel ceddi
minkel ceddü.
"[Verdiğine mani yok, men'ettiğini veren yok. Şöhret ve servet sahibine
senin yanında bunlar fayda vermez]" derdi.'40) KENDİ ŞEHRİNİ GÖRENİN OKUYACAĞI DUA
Bu durumda müstehab olan, bundan evvel geçen Enes'in hadisindeki duanın
söylenmesi ve "Bir Köy Görenin Söyleyecekleri Babı"nda geçen duaların
okunması ve:
Allahümmec'al lenâ biha garâran ve rızkan hasenen. "[Allahım! Burada
bize istikrar ve güzel rızık ver]" denmesidir.
SEFERDEN DÖNÜP EVİNE GİRENİN OKUYACAĞI DUA
İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, seferden dönüp evine girdiği zaman:
Tevben tevben lirabbinâ evben lâ yüğadirü havben.
"[Tevbe, tevbe, Rabbımıza tevbe ve rücû günah bırakmayacak olan
tevbe]" derdi.
SEFERDEN DÖNENE EDİLECEK DUA
Seferden dönene: Elhamdülillahillezî sellemeke, elhamdü lillahi
ceme'aşsemle bike.
"[Seni koruyan, sana selâmet veren Allah'a hamd olsun. Bizi kavuşturan
Allah'a hamd olsun]" demek veya bunlara benzer bir şey söylemek
müstehabdır. Allah Teâlâ: "Şükrederseniz, size (ni'metini)
artırırım''<42> buyuruyor. Bundan sonra gelecek Aişe'nin hadisi burası
için de söz konusudur.
GAZADAN DÖNENE EDİLECEK DUA
Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, bir savaştaydı. Dönüp eve girdiği zaman onu
karşıladım ve elinden tutarak: Elhamdülillahillezî nasarake ve e'azzeke ve
ekrameke. "(Sana yardım eden, seni aziz tutan ve sana ikram eden
Allah'a hamd olsun]" dedim." <«) HACDAN DÖNENE EDİLECEK DUA VE ÖNÜN EDECEĞİ DUALAR
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e bir genç gelerek:
- Hac etmek istiyorum, dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, onu
uğurlamak için beraberinde yürüdü ve: Zevvedekallahüttakvâ ve vecceheke fil hayrı, ve
kefâkel hemme.
"[Allah takvayı sana azık eylesin, seni hayra yöneltsin ve müşküllerinde
sana tam yardım etsin]" dedi. Bu genç döndüğünde Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e geldi ve selâm verdi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem:
Kabilallahu hacceke, ve ğafera zenbeke ve ahlefe nefekateke.
392
"(Allah haccııiı kabul, günahlarını affetsin ve sarf ettiğinin yerini
doldursun]" diyerek ona dua etti."
Ve Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
Allahümmağfir lil haacci ve Iimenistağfera lehül haaccü [Allahım!
Hac edene ve ona af dileyene mağfiret et]" dedi.
Allah Teâlâ: "Evlere girdiğiniz zaman, kendi adamlannıza Allah katından
bereket, esenlik ve güzellik diyerek selam verin.'W- "Size selam
verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele
eden."W- "Evlerinizden başka evlere seslenip sahihlerine selâm vermeden
girmeyiniz."^ )- "Çocuklannız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin
istemesi gibi onlar da her defasında izin istesinler."^) , "İbrahim'in
ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına
girip: "Selâm sana" demişlerdi. İbrahim de: "Selâm size" demişti'i )
buyuruyor.
Bil ki selâmın aslı Kur'ân, sünnet ve icma ile sabittir. Fakat onun
mes'eleleri ve detayları sayılamayacak kadar çoktur. Ben -Allah dilerse-
asıl gaye olanlarını bir kaç bölümde özetleyeceğim. Tevfik, hidayet,
doğruya yöneltmek ve korumak Allah'dandır.SELÂMIN FAZİLETİ VE
ONU YAYMANIN EMREDİLDİĞİ HAKKINDA
Abdullah ibn-î Amr radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Bir adam,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
- Müslümanlığın hangi türlüsü daha hayırlıdır, diye soru sordu. Ra-sulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- (Başkalarına) yemek yedirmen ve tanıdığın veya tanımadığın herkese
selâm vermendir, diye cevap verdi."<6>
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ, altmış zira uzunluğunda
olan Âdem'i kendi suretiyle yarattı ve yarattıktan sonra ona:
- Git, şu meleklere selâm ver ve onların vereceği karşılığı dinle; çünkü
bu senin ve neslinin selâmı olacaktır, diye emretti. Adem:
Esselâmü aleykiim "(Size selâm olsun]" dedi, onlar: "ve rahmetüllah"
kelimesini ilave ederek: 'fEsselâmü aleyke ve rahmetüllah. "(Allah'ın
selâm ve rahmeti sana olsun]" dediler."'?)
Bera' İbn-i Azib radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, böze yedi şeyi emretti: "Hasta ziyareti,
cenazelerle kabre kadar gitme, aksırana dua etme, zaife yardım, mazlumu
koruma, selamı yayma ve yemini tutma."'8)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İman etmedikçe cennete giremeyeceksiniz
ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılama-yacaksınız. Yaptığınız
zaman, birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söy-leyeyim mi? Aranızda
selâmı yayınız."W
İyi isnadlarla Abdullah ibn-i Selâm radıyallahu anh'den rivayetimize
göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey nâsi
Selâmı yayınız, taam yediriniz, akrabaları gözetiniz ve insanlar uyurken
namaz kılınız ki, selâmetle cennete giresiniz."'10)
Ebu ümâme radıyallahu anh'den, "Peygamberimiz selâmı yaymamızı
emretti."'1') dediğini rivayet ettik.
Ishak ibn-i Abdillah Ebi Talha'dan rivayetimize göre, Tufeyl Ibn-i Übey
Ibn-i Ka'b, ona şunu anlattı: "Ben Abdullah ibn-i Ömer'e gelirdim ve
sabah birlikte çarşıya çıkardık. Çarşıya vardığımızda Abdullah bir
eskici, bir dükkâncı, bir fakir görse veya herhangi bilinin yanından
geçse selâm verirdi. Bir gün yine geldiğim zaman, çarşıya gitmek, üzere
kendisine refakat etmemi istedi. Ona dedim ki:
- Çarşıda ne yapacaksın? Sen ki bir alış veriş yapmaz, fiatları sormaz,
bir şeye fiat koymaz ve çarşıdaki oturma yerlerinde oturmazsın, Bizimle
burada otur, konuşuruz. O bana:
- Ey göbek sahibi (Tufeyl göbekliydi)! Biz, ancak karşılaşacağımız
kimselere selâm vermek için çarşıya uğrarız, dedi."<12>
Ishak ibn-i Abdillah'dan rivayetimize göre, Ammâr radıyallahu anh şöyle
dedi: "üç şeyi; kendi nefsinden öc almayı, âleme selâm vermeyi ve az
olan maldan dağıtmayı bir arada toplayan kimse imanın kemâlini de elde
etmiştir."*13)
Bu hadisi Buharî'den başka kitaplarda de merfu (Resulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e ulaştırılmış bir söz) olarak rivayet ettik. Bu üç
kelime içinde dünya ve âhiretin hayırları toplanmıştır. Çünkü, nefsinden
öc almak demek, üzerindeki hakları ödemek demektir ve bu esas gereğince,
Allah'ın haklarını ve emirlerini gözetmek, yasaklarından sakınmak,
insanların haklarını vermek ve hakkı olmayan bir şeyi istememek ve
nefsinin de hakkını düşünerek onu kötü durumlara sokmamak gerekir. Aleme
selâm vermek ise bütün insanları selâmlamak demektir. Bu ise insanın ,
kimse üzerinde büyüklük taslamamasını ve kimse ile kendi arasında selâmı
önleyen menfi bir hâlin ol-mamasını ve buna yer vermemesini gerektirir.
Azdan infak ise, Allah Teâlâ'ya tam güven ve tevekkülün, müslümanlara
şefkatin ve bunla, gibi güzel manaların ifadesi ve eseridir. Bizleri
bütün bu vasıflara muvaffak etmesini kerem sahibi olan Allah Teâlâ'dan
dileriz.
SELÂMIN ŞEKLİ HAKKINDA
Bil ki efdal olan, kendisine selâm verilen bir kişi de olsa selâm
verenin çoğul zamiri ile:
EsselâmU aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtüh. "[Selâmet, Allah'ın
rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun.]" demesi ve cevap verenin bir
atıf (bağlama) vav'ı ilâvesiyle:
Ve aleykUmüsselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtüh.
"[Ve sizin üzerinize de selamet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri
ol-sun]" demesidir. Bu şekilde selam vermenin efdal olduğunu söyleyenler
arasında, imam ve baş kaadı Ebu'l- Hasen el-Maverdî ve ashabımızdan imam
Ebu Sa'd El-Mütevelfi ve daha başkaları vardır.
Bunun delili ise Imran ibn-i Husayn radıyallahu anhüma'dan rivayet
ettiğimiz hadisdir. imran şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem'e bir adam geldi ve: EsselâmU aleyküm "[Üzerinize selam olsun]"
dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selâmımı aldı ve adam
oturunca "ON" dedi, sonra bir adam daha geldi, ve: Esselâmü aleyküm ve
rahmetüllahi "(Selâmet ve Allah'ın rahmeti üzerinize olsun]" dedi.
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selamını aldı ve adam oturunca:
"YİRMİ", dedi. Sonra bir adam daha geldi ve:
Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtüh. "[Selâmet, Allah'ın
rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun]" dedi. Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem ona cevab verdi ve adam oturunca: "OTUZ" dedi."
Ebu Davud'un Muaz ibn-i Cebel radıyallahu anh'den yaptığı bir rivayette
fazla olarak şöyle denilmiştir: "Sonra bir adam daha geldi ve:
Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü ve mağfiretühü.
"(Selâmet, Allah'ın rahmeti, bereketleri ve maağfireti üzerinize
ol-sun]" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "KIRK" dedi ve
lafızlar çoğaldıkça sevablar da böyle çoğalır, diye ilâve etti."
Zaif bir isnadla Enes radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet ettik:
"Ashabın hayvanlarına çobanlık eden bir adam, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'in yanından geçiyor ve:
Esselâmü aleyke ya rasulallah "(Sana selâm olsun Ya Rasulallah]"
diyordu. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
Ve aleykesselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtühü ve mağfiretühü ve
rızvânühü.
"[Ve sana da selâm. Allah'ın rahmeti, bereketleri, mağfireti ve rızası
olsun]" diyerek ona cevap veriyordu.
- Ya Rasulallah! Buna, ashabından hiç birine vermediğin selâmı
veriyorsun, denildi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- O, bu suretle on küsur adamın sevabını alırken kendisine bu selâmı
neden vermeyeyim dedi."<l5>
(15) İbn-i Sünni
(14) Dıremi. Ebu Davud ve Tırmızi.
Ashabımız şöyle dediler: Selâm veren "Es-Selâmü aleyküm" derse selâm
hasıl olur. "Es-Selâmü aleyke" veya "Selâmün aleyke" derse selâm yine
hasıl olur. Cevaba gelince, onun en azı:
Ve aleykesselâm. "[Ve sana da selâm
olsun]" veya:
Ve aleykümüsselam "[Ve size de selâm
olsun]" demektir. Baştaki vav'ı atarak "Aleykümüsselam" derse cevab
olarak kifayet eder. İmamımız Şafiî rahımehullah'ın "El-ümm" de
kesinlikle söylediği ve ashabımızın çoğunun da hükmettiği sahih ve
meşhur görüş budur. Ashabımızdan Ebu Sa'd El-Mütevellî "Et-Tetimme" adlı
eserinde, bu sonuncunun cevab için yetmediğini söyledi. Fakat, bu zaif
ya da yanlış bir hükümdür. Kitaba, sünnete ve imamımız Şafiî'nin nassına
muhaliftir. Zira Kur'ân'da Allah Teâlâ: Kaalü selâ-men kaale selâm
"Onlar: "Sana selâm olsun" dediler, o da "Size selam olsun" dedi."<16)
buyuruyor. Bu âyetteki selâm şekli, gerçi bizden öncekilerin şeriatı ise
de bizim şeriatımız onu kabul ve takrir etmiştir. Meleklerin Adem
sallallahu aleyhi ve sellem'e verdikleri cevab hakkında, olan, Ebu
Hurüyre'nin geçen hadisi bunu göstermektedir. Çünkü, onda Peygamberimiz
"Allah Teâlâ: "Bu selâm senin ve neslinin selâmıdır" buyurdu." diye bize
haber vermektedir. Ve şüphesiz ki bu ümmet de Âdem'in neslindendir.
Allah daha iyi bilir.
H6)ZanyM: 23. (l7)Zany»: 23
Cevab olarak yalnızca "Aleyküm" demenin cevap olamayacağı hususunda
arkadaşlarımız ittifak ettiler. Fakat vav ilavesiyle "Ve Aleyküm" sözü
cevab olur mu? Ashabımızın bunda müsbet ve menfi olmak üzere iki görüşü
vardır. Selâm veren: "Selâmün aleyküm" veya "Es-Selâmü aleyküm" derse,
csevap veren bu iki halde de: "Selâmün aleyküm" veya "Esselâmü aleyküm"
diyebilir. Allah Teâlâ: "Onlar "Selam" dediler, o da "Selam!" dedi'.""7)
buyuruyor. El-Mütevelli; "Selam kelimesini "selâm" veya "es-selâm"
şeklinde söylemekte muhayyersin" dedi. Ben de: Fakat elif ve lam ile
(yani ikinci şekilde) söylemek evladır, derim.
Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem bir söz söylerken iyi kavranması için üç defa tekrar
tderdi ve bir topluluğa gelip selam verdiği zaman üç defa selâm ve-rlrdi."d8)
Ben derim: Bu hadis, topluluğun kalabalık olduğu hallere hamledilir. Bu
mes'elenin izahı ve Maverdi'nin bu konudaki sözü inşaallah-u teâlâ
ileride gelecektir.
Selam vermiş ve bu sünneti yapmış olmak için gereken en az miktar, selâm
verdiği kimseye işittirecek kadar sesi yükseltmektir. Ona işittirmezse
selâm vermiş sayılmaz ve kendisine cevap vermek vacib olmaz. Cevab verme
farzının ödeneceğin en az mikdar da, selâm verene duyuracak şekilde
cevap verenin sesini yükseltmesidir. Duyurmazsa farz ödenmiş olmaz.
Bunları Maverdî ve daha başkaları zikrettiler.
Ben derim: Müstehab olan, kişinin, selâm verdiği kimse veya kimselerin
kesinlikle işiteceği kadar sesini yükseltmesi, normal sesi ile onlara
işittireceğinde tereddüt ederse sesini fazla yükseltmesi ve duymaları
için gereken ihtiyat ve açıklığı göstermesidir. Fakat, uyuyanların da
olduğu bir yerde selâm vermek durumunda ise müstehab olan, onları
uyandırmaması ve fakat uyanık olanlara işittirecek şekilde sesini
alçaltmasıdır.
Mikdad radıyallahu anh'den, uzun hadisinde şöyle dediğini rivayet ettik:
"Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sütten payını kaldırırdık.
Gece içinde geldiği zaman uyuyanı uyandırmayacak ve uyanık olanlara
işittirecek şekilde selâm verirdi. (O gece) uykum gelmedi. İki arkadaşım
ise uyumuşlardı. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve her
zamanki gibi selâm verdi.""9'
imam Ebu Muhammed Kaadı Huseyn, İmam Ebu Hasan el-Vahidî ve ashabımızdan
daha başkaları şöyle dediler: "Cevabın, selâm verişinden hemen sonra
olması şarttır. Kendisine selâm verilen, gecikir ve sonra cevap verirse
bu cevab sayılmaz ve kendisi cevap vermemiş olmaktan dolayı günaha
girer."
DİLLE SÖYLEMEDEN YALNIZCA EL VE BENZERİ İLE SELÂM İŞARETİ
YAPMANIN MEKRUH OLDUĞU HAKKINDA
Amr ibn-i Şuayb ve babası yoluyla dedesinden rivayetimize göre,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kendisini bizden
başkalarına benzeten bizden değildir. Kendinizi yahudilere ve
hristiyanlara benzetmeyiniz. Yahudilerin selâmı parmakla işaret ve
hristiyanların selâmı elle işarettir."*20)
Ben derim: Esma binti Yezid'den rivayet ettiğimiz; "Bir gün Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem Mescide giderken bir kadın cemaati
oturmaktaydı. Eliyle (onlara) selâm işareti yaptı."(21) hadisi,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hem söz, hem de işaretle selâm
ettiğine hamledilir. Ebu Davud'un bu hadisi"... Size selâm verdi"
şeklinde rivayet etmesi şunu göstermektedir.
SELAMIN HÜKMÜ HAKKINDA
(20) Tiımizî, Tirmizî, "İsnadı zaifdir" dedi.
(21) Tırmızî, Tirmizî, "Hasen hadisdir" dedi.
(22) Bu görü; Şafiî mezhebine göredir. Hanefî mezhebine göre kurban
kesmek vacibdir. Bir aile halkı içinde birisinin kurban kesmesi kâfi
değildir. Üzerine vacib olan her ferd ayrıca kesmekle mükelleftir.
Bil ki selâm vermek, sevilen bir sünnettir ve fakat vacib değildir.
Selâm bir sünnet-i kifâyedir. Bunun için, selâm vermek durumunda olan
birkaç kişi ise onlardan birinin selâm vermesi kâfidir. Ancak, hepsi
selâm verseler daha îyi olur. Ashabımızın imamlarından Kadı Huseyn
"Es-Siyer" kitabının şerhinde: "Bize kifayet üzere sünnet olan sadece
selâmdır." dedi. Ben derim: Kadı'nın bu hasrı kabul edilmemektedir.
Çünkü, yakında inşaallah-u teâlâ beyanı geleceği gibi ashabımız,
"Aksırana dua etmekte kifayet üzere sünnettir." dediler. Ve ashabımızdan
bir cemaat ve hatta hepsi: "Bir aile halkı için, kurban kesmek sünnet-i
kifâyedir ve onlardan birisi kurban kestiği zaman bu (İslami) şiar ve
sünnet, hepsi için hasıl olur." dediler.*22) Selâmın cevabına gelince,
kendisine selâm verilen bir kişi ise, farz-ı ayn olarak, cevap vermesi
gerekir. Bunlar birkaç kişi iseler ce-M' vermek bir farz-ı kifâye olarak
hepsine aittir. Onlardan birisi cevap verirse günah diğerlerinden de
kalkar. Fakat, hiç birisi cevap ver-/se hepsi günahkâr olurlar. Hepsinin
cevap vermesi ise kemal ve imletin son şeklidir. Ashabımız böyle dediler
ki, bu açık ve güzel bir görüştür. Kendisine selâm verilenlerden başkası
cevap verirse farz • ulardan kalkmaz ve kendilerinin cevap vermesi
vacibdir. Bu yaban-l mm cevabı ile kalsalar hepsi günahkâr olurlar.
Ali radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem şöyle buyurdu: "Bir cemaat geçerken içlerinden birinin selâm
vermesi yetişir ve oturanlardan da birinin cevap vermesi kifayet
eder."*23)
Zeyd ibn-i Eşlem radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Topluluktan birinin selam
vermesi hepsi için kifayet eder."*24)
imam Ebu Sa'd el-Mütevelli ve daha başkaları şöyle dediler: "Bir adam
perde veya duvar arkasından bir adamı çağırıp: "Esselâmü aleyke ey
filân!" derse veya bir mektup gönderip içinde, "Es-selâmü aleyke ya
filân" veya "Filâne selâm olsun" yazarsa ya da bir haberci gönderip
"Filân'a selâm et" derse ses, mektup veya haberci ulaştığı zaman,
kendisine selâm edilenen, cevap vermesi vacib olur." Vahidi ve ondan
başkası da: "Mektuba selâm edilenin bunu aldığı zaman ce-vab vermesi
vacibdir." dediler.
Aişe radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayetettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, bana:
- Bu Cebrail'dir, sana selâm ediyor, dedi. Ben de:
Ve aleyhisselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtüh.
"[Onun üzerine de selamet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri olsun]'
dedim."(25)
Kendisinden uzakta olana selâm göndermek müstehabdır.
Bir adam, birisi ile selâm gönderir ve, o selâmı ileterek "Filân sana
selâm ediyor" derse berikinin ara vermeden cevap vermesinin vacib
olduğunu daha önce söyledik. Müstehab olan da cevabı tebliğciye dc
teşmil ederek: Ve aleyke ve aleyhisselâm "[Ve sana
da, ona da selâm olsun]" demesidir.
Galib el-Kattân'dan, bir adamın şöyle dediğini rivayet ettik: Babam,
dedemin şöyle dediğini bana söyledi: "Babam, beni Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e göndererek:
- Ona git ve kendisine selâm söyle dedi. Ona gittim ve:
- Babam sana selâm ediyor, dedim. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
Aleykesselâmü ve alâ ebikesselâm.
"Sana selâm olsun ve babana selâm olsun" dedi."<26>
Ben derim: Gerçi bu hadis meçhul birinin rivayetidir. Fakat, daha evvel
de söylediğimiz gibi, bütün ehl-i ilim tarafından faziletlere ait
hadislerde müsamaha gösterilir.
Et-Mütevellî şöyle dedi: "Duymayan bir sağıra selâm vermek istendiği
zaman, kendisi muktedir olduu için selâmı diliyle söylemeli ve sağırın
anlaması için eliyle de işaret etmelidir. Bu suretle, cevabı hak eder.
Bu ikisini birlikte yapmazsa cevaba müstehak olmaz. Bunun gibi, bir
sağır kendisine selâm verirse cevap verirken, yine hem ağzıyla telaffuz
etmeli, hem de sağır tarafından anlaşılıp farzın kalkması için eliyle
işaret etmelidir. Dilsize selâm verdiği zaman, o eliyle işaret ederse
cevap vermek farzı üzerinden kalkar; çünkü onun işareti telaffuz
hükmündedir. Bu sebepten, dilsiz işaret ederek selâm verirse kendisine
cevap vermek vacib olur."
El-Mütevelli şöyle dedi: "Çocuğa selâm verilirse, cevap vermek çocuk
üzerine vacib olmaz. Çünkü, çocuk farz ve teklif ehli değildir."
Mütevellî'nin bu söylediği doğrudur. Fakat edebe riayeten ve müstehab
olan, onun cevap vermesidir. Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Mütvelli şöyle
dediler: "Çocuk bir büyüğe selâm verirse berikinin cevap vermesi vacib
midir? Bunda, çocuğun İslâmiyetinin sahih olup almaması mes'elesine
dayanan iki görüş vardır. İslâmiyeti sahihdir, desek,çocuğun selâmı
büyüklerin selâmı gibidir ve cevabı vacibdir. İslâmiyeti sahih değildir,
dersek, selâmına karşılık vermek vacib değildir,
lakat müstehabdır.
Ben derim: Bu iki görüşten sahih olanı, cevabın vacib olduğunu söyleyen
görüştür. Çünkü, Allah Teâlâ:
"Size selâm uerildiği zaman ondan daha iyisiyle veya aynısıyla mukabele
ediniz"1'27') buyuruyor. Adı geçen iki zatın; "Bu, çocuğun islâmiyeti
mes'elesine dayanır" demelerine gelince, Eş-Şâşî: "Bu, fasid bir
dayandırmadır." dedi. Hakikat olan da onun dediği gibidir. Allah daha
iyi bilir. Erginlik çağında birisi içinde bir çocuk bulunan cemaate
selâm verdiği zaman büyükler cevab vermezler de yalnız çocuk selâmını
alırsa onlardan farz kalkar mı? Bunda iki görüş vardır ve bunların en
sahih olanına göre -ki Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Müte-velli bunu
söylediler- farz kalkmaz. Çünkü çocuk farz ehli değildir. Halbuki
selâmın karşılığını vermek farzdır. Bu nedenle, cenaze namazında çocukla
farz kalkamdığı gibi burada da kalkmaz. Arkadaşlarımızdan, "El-Müstazhirî"
sahibi Ebu Bekir Eş-Şâşî'nin görüşü olan ikincisine göre farz kalkar.
Nasıl ki erginlik çağında olanlar için, çocuğun ezan okuması sahihdir ve
o okuduğu zaman artık onlardan ezan okumaları istenmez.
Ben derim: Cenaze namazı mes'elesinde, çocuğun namazıyla farzın
kalkmayacağına dair bir kesinlik yoktur ve bu konuda ashabımız meşhur
olan iki görüşe ayrıldılar. Arkadaşlarımız arasında bu iki görüşün en
sahih olanına göre, farz kalkar. Şafiî de bunu kesinlikle söyledi. Allah
daha iyi bilir.
Birisine selâm verdikten sonra kısa aralıklarla tekrar onunla karşı
laşıan kimsenin, ikinci ve üçüncü defa ve daha fazla da olsa yine on<ı
selam vermesi müstehabdır. Ashabımız bunda ittifak ettiler.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz ve kötü namaz kılana
dair olan hadis bunu göstermektedir. Ebu Hüreyre şöyle dedi "Adam geldi
ve namaz kıldı. Sonra Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek
selâm verdi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selâmını aldı ve
ona:
- Dön, namaz kıl! Çünkü, sen namaz kılmadın, buyurdu. Adam döndü ve
namaz kıldı, sonra gelerek selâm verdi ve bu hal üç kere tekerrür
etti."<28)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz (din) kardeşi ile karşılaştığı
zaman ona selâm versin. Bundan sonra aralarında bir ağaç, bir duvar veya
bir taş girer ve sonra tekrar karışlaşırlarsa ona yine selâm
versin."*29)
Ve Enes radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı, birlikte yürürlerken, aralarına
giren bir ağaç ve bir tepeden dolayı sağa ve sola ayrılsalar, bunun
(ağaç veya tepenin) arkasında kavuştukları zaman selâmlaşırlar-
İki kişi karşılaşırken ikisi de beraber veya birbiri arkasından selâm
verirlerse, Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Mütevellî'nin kavline göre, ikisi
de selâm veren olmuş olur. Bunun için ikisinin de birbirinin selâmını
alması vacibdir. Eş-Şâşî ise şöyle dedi: "Bu doğru değildir. Çünkü, her
birinin verdiği selâm, cevab olmaya da yarar. O halde, bu selâmlardan
birisi ötekinden sonra olmuşsa ona cevab yerine geçer. Fakat, ikisi bir
anda vaki olmuşsa o takdirde birisi ötekine cevab olmaz." Doğrusu Eş-Şâşî'nin
bu söylediğidir.
İki kimse karşılaştıkları zaman birisi, "Ve aleykümüs' selâm" derse,
El-Mütevelli'nin kavline göre bu, selâm sayılmaz ve cevaba müstehak
değildir. Çünkü bu ifade şekli selâm vermeye yaramaz. Ben ilerim: Fakat,
vav ile başlamadan, "Aleyke's selâm veya "Aleykümüs »dam" derse, İmam
Ebu Hasen el-Vahidî, mutad lafzın aksi de olsa bunun selâm olduğunu ve
onunla, selâm verilen kimsenin cevap vermesinin vacib olduğunu söyledi.
Açık olan budur ve İmamü'l-Hare-meyn de buna hükmetti. O halde buna
cevab vermek vacibdir, çünkü bu selâm demektir. Fakat, "Bunun selâm
oluşunda iki görüş vardır" demek de mümkündür. Nasıl ki, namazdan
çıkarken, "Aleykümüs selâm" demesi halinde bununla namazdan çıkıp
çıkamayacağı hususunda da ashabımızın iki görüşü vardır ve en sahihine
göre çıkar. Bu türlü bir selâmın hiç bir surette cevab
gerektirmeyeceğini söylemek de mümkündür. Çünkü, sahih isnadlarla sahabi
Câbir ibn-i Selim'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve: "Aleykes selâm ya Rasulallah"
dedim. Bana:
- Aleyke's selâm deme; çünkü bu, ölülere verilen selâm şeklidir,
buyurdu."*3')
Ben derim: Bu hadis, bu lafzın selâm olmadığını ifade etmek için değil,
fakat selâmın en iyi ve en üstün şeklini beyan etmek için varid olmuş
olabilir. Allah daha iyi bilir.
İmam Ebu Hamid El-Gazatî ve "El-İhyâ" da şöyle dedi: "Bu hadis gereğince
selâm verirken "Aleykümü's-Selâm" demek mekruhtur. Beğenilen görüş, bu
sıyga ile selâm vermenin mekruh oluşudur. Fakat onunla selâm verilirse
cevab vacibdir; çünkü o selâmdır."
Sünnet olan, selâmı her türlü konuşmadan evvel vermek ve ondan evvel bir
şey söylememektir. Bununla ilgili sahih hadisler ve ümmetin selef ve
halefinin buna göre amel ve tatbikatı meşhurdur ve bunlar bu hükmün
dayanılan delilleridir. Fakat Câbir radıyallahu anh'den rivayet
ettiğimiz, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Selâm, kelamdan
öncedir" buyurdu."*32) hadisi zaifdir. Tirmizî: "Bu münker bir hadisdir"
dedi.
Selâm vermek, onu almaktan efdaldir. Sahih bir hadisde Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Karşılaşan iki kişinin en hayırlısı önce
selâma başlayandır." buyurdu. Bu sebeple karşılaşanlardan her bir
kimsenin, selâma önce başlamak için hırs göstermeleri gerekir.
İyi bir isnadla Ebu Ümâme radıyallahu anh'den rivayetimize göre,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İnsanların
Allah'a en yakın olanı, onlarla karşılaşırken selâma evvel başlıyan-dır."<33)
Tirmizî'nin Ebu Ümâme'den rivayeti ise şöyledir: "-Ya Rasulallah! îki
kişi karşılaşınca hangisi selâma başlayacak? diye soruldu. Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- İkisinden Allah Teâlâ'ya en yakın olanı, buyurdu."
SELÂM VERMENİN MÜSTEHAB, MEKRUH VE MUBAH OLDUĞU HALLER
Bil ki, daha evvel söylediğimiz gibi biz, selâmı yaymakla emrolun-muşuz.
Ancak, bazı hallerde selâm vermenin ehemmiyeti artarken bazı hallerrde
de bu azalır ve bazan da nehyedilmiş duruma gelir. Selâm vermenin
ehemmiyet taşıdığı ve müstehab olduğu haller sayılamayacak kadar çoktur.
Çünkü asıl olan selâm vermektir. Onun için, biz bunları sayma külfetine
katlanmayacağız.
Bil ki, yaşayanlara da, ölülere de selâm vermek bu kısmın şumülü içine
girer. Ve daha evvel, cenaze zikirleri bahsinde ölülere selâm durumunu
görmüştük. Selâmın mekruh olduğu, ehemmiyetinin azaldığı veya mubah
olduğu haller ise istisna teşkil etmektedir. Bu sebepten, bunların
açıklanmasına ihtiyaç vardır.
(33) Ebu Davud.
Kendisine selâm verilecek kimse abdest bozmak, cinsel temas veya bunlara
benzer işlerle meşgul ise ona selâm vermek mekruhtur ve verildiği
takdirde cevab gerektirmez. Uyuyan veya uyuklayana selâm vermenin hükmü
de aynıdır. Namaz kılmakda, ezan okumakda ve ikaamet getirmekde
olanlara, hamamda olana ve selâm vermenin uygun görülmediği işlerle
meşgul olanlara selâm vermek de böyledir. Yemek yerken, lokma ağzında
olduğu sırada birisine selâm vermek de selâmın mekruh olduğu
hallerdendir. Bütün bu durumlarda selâm verilse cevab gerekmez. Yemek
üzerinde olduğu halde, lokma ağzın-ı.ı değilse selâm vermekte mahzur
yoktur ve cevab vacibdir. Alış-ve-rly halinde ve diğer muamelelerde de
selâm verilir ve cevab vacibdir. ı um'a hutbesi okunurken cemaate selâm
verme mes'elesine gelince, ashabımız, bunun mekruh olduğunu söylediler.
Çünkü, onlar hutbeyi dinlemek için susmakla emrolunmuşlardır. Buna
muhalefet eder ve selâm verirse selâmı alınır mı? Ashabımızın bunda
ihtilafı vardır. Kimisi, "Ona cevab verilmez; çünkü o kusur işlemiştir."
dedi. Kimisi de şöyle söyledi: "Hutbeyi dinlemek için susmak vacibdir,
dersek selâmı alınmaz. Bunun sünnet olduğunu söylersek hazır olanlardan
birisi selâmını alır. Durum ne olursa olsun bir kişiden fazla, selâmına
cevab vermeyecektir."
Kur'ân okumakla meşgul olana selam vermek meselesine gelince, El-Vahadî
şöyle dedi: "Tilâvetle meşgul olduu için ona selâm vermemek evladır.
Selâm verilirse onun işaretle cevab vermesi kâfidir. Lafızla cevab
verirse istiâzeyi yenileyip sonra okumaya devam etmelidir. Fakat bu
görüş kabul edilmemektedir. Zahir olan, ona selâm verilmesi ve onun da
lafızla cevap vermesinin vacib oluşudur. İstiğrak içinde ve bütün kalbi
ile yönelerek dua ile meşgul olanın hükmü de zikrettiğimiz üzere,
kıraatle meşgul olanın hükmü gibidir, denilebilir. Bence en açık görüş,
bu halde olana selâm vermenin mekruh olmasıdır. Çünkü onun bu yüzden
uğrayacağı güçlük ve meşakkat, ağzında lokma olanın bundan dolayı
çekeceği meşakkatten daha büyüktür. İhram içinde telbiye getirene de
selâm vermek mekruhtur. Çünkü, onun telbiyeyi kesmesi mekruhtur.
Maamafih, kendisine selâm verilirse diille, yani söyleyerek cevab
vermesi gerekir. Şafiî ve Ashabımız rahımehulahh böyle dediler.
Selâm vermenin mekruh olduğu halleri gördük ve dedik ki, bu hallerde
verilen selâm, cevaba müstehak değildir. Fakat, kendisine selâm verilen
kimse, cevab vermek iyiliğinde bulunmak isterse bunu yapabilir mi ve
bunu yapması müstehab sayılabilir mi? Bunda açıklama vardır. Def-i hacet
ve benzeri işlerle meşgul olanın cevab vermesi mekruhtur. Bunu kitabın
başında söyledik. Fakat, yiyen ve onun hükmünde olanların vacib olmayan
yerde selâm almaları müstehabdır. Namaz kılmakta olanın ise: "Ve
aleykümüs selâm" demesi haramdır ve haram olduğunu bildiği halde bunu
söylerse namazı bozulur. Fakat bunu bilmezse, bizdeki görüşlerin en
sahihine göre bozulmaz. Üçüncü şahıs zamiri ile "Ve aleyhisselâm" derse
namazı bozulmaz. Çünkü bu hitap değil, bir duadır. Fakat namaz içinde
müstehab olan, telaffuz etmeden yalnız işaretle cevab vermektir. Cevabı
hemen vermeyip selâmı, namazdan ayrıldıktan sonra sözle alırsa bunun
mahzur uyoktur. Müezzinin ise mutad lafız ile cevap vermesi mekruh
değildir; çünkü bu azdır, ezanı bozmaz ve ona zarar vermez.
KENDİSİNE SELÂM VERİLEN VE VERİLMEYENLER VE SELÂMI ALINAN VE
ALINMAYANLAR
Bil ki fısk veya bid'atçılık ile meşhur olmayan bir müslüman erkek selâm
verir ve ona selâm verilir. Kendisinin selâm vermesi sünnet ve cevabının
alınması vacibdir. Ashabımız, "Kadının kadınla durumu, erkeğin erkekle
olan durumu gibidir." dediler. Kadının erkeğe karşı olan-durumuna
gelince, İmam Ebu Sa'd El-Mütevelli bu konuda şöyle dedi: "Erkeğin
karısı, cariyesi veya bir mahremi ise, kadının onunla durumu tıpkı bir
erkeğin durumu gibidir. Herbirinin selâm vermesi sünnet ve ötekinin
cevab vermesi vacibdir. Kadın yabancı olunca, fitneye sebep olmasından
korkulacak şekilde güzel ise, erkek ona selâm vermez, verirse kadının
cevab vermesi caiz değildir. O da erkeğe selâm vermez, verirse cevaba
müstehak değildir ve erkeğin onun selâmını alması mekruhtur. Kadın,
fitneye sebep olmayan bir ihtiyar ise, onun erkeğe selâm vermezi
caizdir, ve erkeğin ona cevab vermesi vacibdir. Kadınlar topluluk
halinde olunca erkek onlara selâm verebilir. Erkekler de çok sayıda
iseler bir kadına selâm vermeleri caizdir. Bu iki halde de ne erkek ne
de kadınlar için fitne korkusunun olmaması şarttır."
Esma binti Yezid radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, bir kadın topluluğu içinde iken yanımızdan
geçti ve bize selâm verdi."<34' Tirmizî'nin rivayeti şöyledir: "Bir
defasında, bir kadın cemaati oturmakta iken, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem mescide geçti ve eliyle selâm işareti
yaptı." I Cerir ibn-i Abdillah radıyallahu anh'den
rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, kadınların
yanından geçti ve onlara selâm verdi."<35)
Sehl ibn-i Sa'd radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bizde
bir kadın vardı" Ve bir rivayette: "Bizim bir ihtiyar kadın vardı. Pazı
otunun köklerini alır, çömleğe atardı ve biraz da arpa öğütürdü. Cum'a
namazını kılıp ayrıldığımız zaman (ona gelir) selâm verirdik. O da onu
bize takdim ederdi."'36)
Cİmmü Hâni binti Ebi Talib radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet
ettik: "Fetih günü, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem yıkanmakta
iken yanına geldim, Fatıma onu örtüyordu ve ben selam ver-dlm..."(37)
Zimmet ehline <38) gelince, bunlara selâm vermek hususunda ashabımız
ihtilaf ettiler. Çoğunluk, bunlara selâm vermenin caiz olmadığını
söylediler. Diğerleri ise "Bu haram değildir, fakat mekruhtur." dediler.
Onlar bir müslümana selâm verirlerse cevabta, o, "Ve aley-küm" demeli ve
buna bir ilâve yapmamalıdır. Baş kaadı El-Maverdî, ashabımızdan
bazısının şu görüşünü nakletti: "Onlara selâm vermek caizdir. Fakat,
müslüman "Es-selâmü aleyke" demekle yetinmeli ve bunun çoğul şeklini,
yani "Es-selâmü aleyküm" dememelidir." El-Maverdî, şu görüşü de
nakletti: "Onlar selâm verirlerse cevab verirken müslüman: "Ve aleykümüs
selâm" demeli ve fakat "ve rahmetul-lahi" lafzını söylememelidir." Bu
iki görüş de delilsiz görülmüş ve reddedilmiştir.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yahudi ve hıristiyanlara
Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, "Ehl-i kitab (yahudi ve hıristiyanlar) size selâm ver diklen
zaman (Ve aleyküm"= "size de" deyiniz." buyurdu.(40>
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yahudiler size selâm
verdikleri zaman: "Es-sâmu aleyke"(41> derler. Sen de onlardan birine
cevab verirken: "Ve aleyke = Senin üzerine de" diye söyle."I42)
Bu meselede bunlara benzer daha çok hadis vardır. Allah daha iyi bilir.
Ebu Sa'd El-Mütevellî şöyle dedi: "Bir müslüman, birisine, müslü-man
olduğunu zannederek selâm verir ve sonra kâfir olduğunu anlarsa selâmını
geri istemesi ve ona: "Selâmımı bana geri ver" demesi müstehabdır.
Bundan maksad, ona vahşet vermek, yalnızlığını hissettirmek ve
aralarında ülfet ve yakınlık olmadığını göstermektir."
İbn-i Ömer radıyallahu anhüm'nın bir adama selâm verdiği ve kendisine:
"Bir yahudidir" denilince onun peşine düşüp "Selâmımı bana iade et"
dediği rivayet edilmiştir.
Ben derim: "Muvatta'da rivayetimize göre, İmam Malik'e:
- Yahudi veya hristiyana selâm veren, bunların kendi selâmını geri
vermelerini istir mi? diye sorulmuş ve o:
- Hayır, demiştir." Bu, İmam Malik'in mezheb görüşüdür. Maliki alimi
İbnü'l-Arabî de bu görüşü ihtiyar etti. Ebu Sa'd şöyle dedi: "Bir
müslüman, bir zımmiye selâm vermek isterse bunu "selâm" lafzından başka
bir şeyle, meselâ: dtjriû* Hedâkallah "Allah sana hidayet versin" veya:
îvC*< En'amellahu sabâhake. "Allah sabahını mutlu kılsın" ifadeleriyle
yapmalıdır." Ben derim: İhtiyaç olduğu zaman Ebu Said'in bu dediğini
yapmakta mahzur yoktur. Ve bu halde mesela: "İyi sabahlar", "Mutlu
sabahlar", "Afiyetli sabahlar" veya "Alsabahını sururlu -veya- saadetli
-veya- neşeli kılsın"denilme!idir. ot, ihtiyaç olmadığı zaman selâm
vermemek ve hiç bir şey söylemek en iyisidir. Çünkü, bu lafızlarla da
olsa selâm vermek zimmı-n hoşuna gider, ona ünsiyet verir ve ona karşı
bir sevgi ifadesi olur. Ilnlbuki, biz onlara sert davranmaya emredilmiş
ve onlara sevgi gös-termekten nehyedilmişiz. Bunun için, selâm vermek
suretiyle onlara sevgi göstermemeliyiz.<43> Allah daha iyi bilir.
Birisi, bir veya birkaç müslümanın ve kâfirlerin karışık bulunduğu bir
cemaatin yanından geçerse sünnet olan, onlara selâm vermesi ve »adece
müslümanları kasdetmesidir.
Üsâme ibn-i Zeyd radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, içinde müslümanların putperest-lerin ve
yahudilerin karışık bulunduğu bir topluluğun yanından geçti ve onlara
selâm verdi."<44)
Bir müşrike gönderdiği mektupta selâm yazmak isteyenin, Herak-lius'a
gönderilen mektubu anlatan Ebu Süfyân hadisinde rivayet ettiğimiz gibi
yazması uygun olur. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu mektuba
şöyle başlamıştı: "Allah'ın kulu ve Rasulü Muham-med'den Rum'un büyüğü
Heraklius'a; selâm, hidâyete uyanların üzerine olsun. "<45'
HASTA BİR ZIMMİ'Yİ ZİYARET EDENİN SÖYLEYECEKLERİ
Bil ki, hasta zımmiyi ziyaret etmek meselesinde ashabımız ihtilaf
ettiler. Onlardan bir kısmı bunu müstehab saydı. Bir kısmı da men etti.
Eş-Şâşl bu ihtilafı zikrettikten sonra şöyle dedi: "Hasta kâfirin
ziyareti, genel olarak caizdir, demek bence işin doğrusudur. Bundaki se-vab
durumu ise, aradaki komşuluk ve akrabalık gibi hürmeti gerektiren
hususların nev'iine göredir." Ben derim: Eş-Şâşî'nin bu söylediği
güzeldir. Çünkü, Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik:
"Yahudi bir genç, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e hizmet
ederdi. Sonra hastalandı. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, onu
ziyaret etti, baş ucunda oturdu ve:
- Müslüman ol, dedi. Genç adam, yanında duran babasına baktı. Babası:
- Ebu'l-Kasım'a itaat et, dedi ve genç adam müslüman oldu. Ve Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun"
diyerek onun yanından ayrıldı."'46)
Said ibn-i Müseyyeb'in babası Müseyyeb ibn-i Hazen radıyallahu anh'den
şöyle dediğini rivayet ettik: "Ebu Talib'e ölüm yaklaştığı zaman
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona geldi ve:
- Amca "Lâilâhe illallah" söyle dedi..."(47>
Ben derim: Zımmi'yi ziyaret edenin, Islâmiyete karşı onun rağbetini
uyandırması, ona İslâmın güzelliklerini anlatması, onu müslüman-lığa
teşvik etmesi ve tevbenin fayda vermeyeceği bir hale gelmeden evvel
müslüman olmaya acele etmesi için onu tahrik etmesi gerekir. Eğer ona
dua ederse hidayet ve benzeri şeylerle dua etmelidir.
Bid'atçı ve büyük günah işleyip tevbe etmeyenlere gelince, bunlara selâm
vermemek ve selâmlarını almamak gerekir. Buharî ve diğer alimler böyle
dediler. Buhari bu mes'elede, rivayet ettiğimiz Ka'b ibn-i Malik
kıssasını delil gösterdi. Ka'b ibn-i Malik ve iki arkadaşı Tebük
seferine katılmamışlardı. Ka'b şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem, bizimle konuşmayı yasakladı ve ben, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem'e gelerek selâm veriyor ve kendi kendime, "Selâmımı
almak için dudaklarını kıpırdattı mı, yoksa bunu yapmadı mı?"
diyorum..."*48) Buharî şöyle dedi: "Abdullah ibn-i Amr: "İçki içenlere
selâm vermeyiniz" dedi."
Ben derim: Zalimlere selâm vermek zorunda kalan; mesela onlarla
karşılaştığı zaman selâm vermediği takdirde din veya dünyası için veya
başka şeyler için zarar doğacağından korkarsa onlara selâm
vatebilir. İmam Ebubekir ibn-i Arabi dedi ki, alimler şöyle söylediler:
"Bu durumda selâm verip selâmın Allah'ın bir ismi olduğunu kasdet-melidir.
Böylece selâmın manası: "Allah üzerinizde gözetleyicidir" demek olur."
Çocuklara ise selâm vermek sünnettir. Enes radıyallahu anh'den
rivayetimize göre, "Kendisi, çocukların yanından geçerken selâm verdi
ve: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı" dedi."<49)
Müslim'in Enes'den bir rivayeti de şöyledir: "Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem, çocukların yanından geçti ve onlara selâm verdi."
Yine Enes'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve •ellem,
oynayan çocukların yanından geçti ve onlara selâm verdi. "(5°) Bir
rivayette de: "Esselâmüaleyküm çocuklar! dedi.f51)
SELÂMIN BAZI EDEB VE MES'ELELERİ
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Binitli yaya yürüyene, oturana ve az
olanlar çok olanlara selâm verecektir."<52) Buharî'nin bir rivayeti de
şöyledir: "Küçük büyüğe, yürüyen oturana ve az çoğa selâm verecektir."
Ashabımız ve diğer alimler: "Sünnet olan bu zikredilen usuldür. Buna
muhalefet ederek yaya binitliye veya oturan bu ikisine selâm
verecektir."
Ashabımız ve diğer alimler: "Sünnet olan bu zikredilen usuldür. Buna
muhalefet ederek yaya binitliye veya oturan bu ikisine selâm verirse
mekruh olmaz." dediler. İmam Ebu Sa'd el-Mütevellî ve daha başkaları
bunu açıkladılar. Buna göre çok olanların az olanlara ve büyüğün küçüğe
selam vermeleri mekruh değildir ve bu, berikilerin geçip oturmak isterse
bunda ashabımızın iki görüşü vardır. Birine gö-ft, bunlara selâm vermek
sünneti, evvelkilere selâm vermekle hasıl Olmuştur; çünkü hepsi bir
topluluktur. Bunlara ayrı selâm verirse bu (•il nezaket işidir. Buna
göre, mesela mescid cemaatinden selâmını lnyan veya duymayan herhangi
birinin cevab vermesi hepsinden farzı düşürür. Diğer görüşe göre ise,
aralarında oturmak istediği zain ilk selâmını duymayanlara selâm vermek
sünneti bakidir. Ve bu-çjöre, sonrakilerin, evvelkilerin yerine ilk
selamın cevabını vermelin, onlardan farzı düşürmez."
İçinde kimse olmasa bile evine girdiği zaman insanın selâm vermesi
müstehabdır. Bu halde:
Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillahıssâlihıyn.
"(Selâm bize ve Allah'ın salih kullarına olsun]" desin. Evine girerken
söyleyeceklerini kitabın başında gördük. Bunun gibi, bir mescide veya
içinde kimse olmayan bir başkasının evine girdiği zaman da in-sanın,
selâm vermesi ve:
Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâadillâhis sâlihıyn, esselâmü aleyküm ehlel
beyti ve rahmetullahi ve berekâtüh.
"[Selâm bize ve Allah'ın salih kullarına olsun. Selâm, Allah'ın reh-meti
ve bereketi üzerinize olsun, ey bu yerdekiler!]" demesi müstehabdır.
Bir topluluk yanında oturmuşken, ayrılmak üzere kalkanın, onlara selâm
vermesi sünnettir. İyi isnadlarla Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den
rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Biriniz, bir meclise vardığı zaman selâm versin. Kalk-
mak istediği zaman da selâm versin. Çünkü, birinci selâm, ikinci se
lamdan daha evlâ değildir."<53>
Ben derim: Bu hadisin zahirine göre, cemaatin, selâm verip ayrıla nın
selâmını almaları vacibdir. İki imam; Kadı Huseyn ve arkadaşı El
Mütevelli ise şöyle dediler: "Cemaattan ayrılırken selâm vermek bir adat
olarak halk arasında yaygındır. Bu bir duadır. Onun için buna cevab
vermek müstehabdır, vacib değildir. Çünkü, selâm ayrılmak zamanında
değil, kavuşmak sırasında olur." Ashabımızın sonuncusu İmam Eş-Şâşî bunu
kabul etmedi ve: "Bu görüş fasiddir. Zira; oturmak sırasında olduğu gibi
ayrılmak sırasında da selâm vermek müstehabdır. Geçen hadis bunun
delilidir." Doğrusu da Eş-Şâşî'nin söylediğidir.
Bir veya bir kaç kişinin yanından geçen kimse, onların kibirden veya
kendisini ve yahutta selâmı mühimsememekten dolayı selâmını
almayacaklarını zannederse de selâm vermesi ve bu zan sebebiyle onu terk
etmemesi gerekir. Çünkü selâm vermek emredilmiştir ve geçen sadece selâm
vermekle memurdur, cevab almakla memur değildir. Kaldı ki, onlar belki
bu zannı yanlış çıkaracak ve selâm vereceklerdir. Fakat işin hakikatine
inemeyenlerin, "Bu durumda, geçenin selâm vermesi ötekilerin günaha
girmelerine sebep olur." demeleri ise açık bir bilgisizlik ve düpedüz
bir beyinsizliktir. Çünkü şeriatın emirleri bu türlü hayal ve zanlarla
mükelleflerden kalkmaz. Bu fasid hayale bakarsak, bilmeden kötülük
işleyeni, sözümüzle sakınmayacağını zannederek bu fiilinden dolayı
kınayıp uyarmamamız gerekecektir. Çünkü onu kınamamız ve yaptığının kötü
olduğunu ona anlatmamız, çekinmediği takdirde artık bilerek kötülük
işleyeceğinden günaha girmesine sebeb olur. Şüphesiz ki biz, bunu bahane
ederek kötülüğü nehyetmek işini terk etmeyeceğiz. Buna benzer daha çok
örnekler vardır. Allah daha iyi bilir.
Selâm verdiği ve bunu duyurduğu kimse, cevap vermesini farz kılan bütün
şartlar tahakkuk ettiği halde cevab vermezse onu cevab verme
mükellefiyetinden kurtarması ve "Onu, selâm almak hakkından ibra ettim
ve mes'uliyetinden kurtardım" veya "Onu, kendisine
helal ettim" gibi bir ifadeyi telaffuz ederek söylemesi müstehabdır. Bu
HM ile o adamın hakkı düşer. Fakat Allah'ın emrini çiğnemekten doğan
sorumluluk ise tabiatıyla boynunda kalır. Allah daha iyi bilir.
Abdurrahman ibn-i Şibi radıyallahu anh'den rivayetimize göre,
Rasululüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim, selâma
cevab verirse (sevabı) kendisinedir. Ve kim cevap vermezse o bizden d*gildir."(54>
Selâm verdiği kimse cevab vermeyince dokunmayan bir ifade ile ona:
"Selâma cevab farzdır. Farzın senden düşmesi için selâmımı alman
gerekmektedir." demek müstehabdır. Allah daha iyi bilir. BİR YERE GİRERKEN İZİN İSTEMEK HAKKINDA
Allah Teâlâ: "Ey iman edenler! Kendi (ev ve) odalannızdan başka (euler
ve) odalara sahipleriyle alışkanlık peyda etmeden (izin istemeden) ue
selâm vermeden girmeyiniz."^ Ve "Sizden olan (hür) ço-ı uklar buluğ
çağına ulaştığı zaman kendilerinden evvelkilerin (buluğa eren
büyüklerinin) izin istediği gibi izin istesinler."^) buyuruyor.
Ebu Musa El-Eş'arî radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasu-lüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek üç defadır.
(Bunlarla) Sana izin verildi ise iyi, yoksa dön."<57>
Sehl ibn-i Sa'd radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek (evin içine)
bakmak içindir."*58)
İzin istemenin üç defa olduğunu çok yollarla rivayet ettik. Sünnet olan,
önce selâm vermek, sonra da izin istemektir. Bunun için de, evin
dahilindekilere bakmamalı ve onları görmeyecek şekilde kapının önünde
durup "Es-selâmü aleyküm" diyerek selâm vermeli, bundan sonra da
"Girebilir miyim?" diye izin istemilidir. Kimse cevab vermezse, ikinci
ve üçüncü defa da izin istemeli, yine de kimse cevap vermezse
dönmelidir.
Salih bir isnadla değerli tabii Rib1 ibn-i Hıraş radıyallahu anh'den
şöyle dediğini rivayet ettik: Beni Amir'den bir adam bize şunu anlattı "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem bir evdeydi. O, (eve girmek isteyerek) izin
istedi ve:
- Girebilir miyim? dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem,
bir-hizmetçisine:
- Çık, ona izin istemek usulünü öğret ve kendisine "Es-Selâmü aleyküm,
girebilir miyim?" demesini söyle, buyurdu. Adam bunu işitti ve:
- Es-selâmü aleyküm, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, girmesi için izin verdi."*59)
Sahabi Kelede ibn-i Hanbel radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet
ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve selâm
vermeden içeri girdim. Bana:
- Dön ve: "Es-selâmü aleyküm, girebilir miyim?" de, buyurdu."'60)
Zikrettiğimiz bu hal, selâmın, izin istemekten önce olmasıdır ki,
sahih olan da budur. El-Maverdî, bu meselede üç görüş zikretti. Birisi
budur. İkincisi, izin istemenin selâmdan evvel olmasıdır. Kendisinin
beğendiği üçüncü görüş ise şöyledir: İzin isteyenin gözleri ev sahibine
ilişirse önce selâm verir ve eğer onu görmezse önce izin ister ve üç
defa izin istemesine rağmen, kendisine izin verilmediği takdirde,
içeridekilerin duymadılarını zannederse izin isteme sayısını arttırır
mı? İmam Ebu Bekir ibn-i Arabi bunda üç görüş nakletti. Birine göre,
arttırır. Birine göre, arttırmaz ve üçüncüye göre, daha evvelki
lafızlarla artık izin istemez, ancak isterse başka ifadelerle tekrar
izin istiyebilir. İbn-i Arabî şöyle dedi: "Bu görüşlerin en sahihi,
üçten fazla izin istenmemesidir." İbn-i Arabi'nin sahih gördüğü bu son
hüküm sünnetin de muktezasıdır. Allah daha iyi bilir.
Girmek için selâm vermek veya kapıyı çalmak suretiyle izin istendiği
zaman "Kimsin?" denilirse, "Filân oğlu filân", "Filân yerli filân",
"Sununla tanınan filân" veya tam tarifin hasıl olacağı daha başka bir
ifade kullanılması gerekir. "Ben.", "Hizmetçi", "Bir köle",
"Sevenlerinizden biri" gibi muğlak ve belirsiz şeylerle cevab vermek
mekruhtur.
Meşhur İsrâ hadisinde rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle dedi: "Sonra, Cebrail, beni yakın sema'ya çı-
Kardı ve (girmek için) izin istedi:
- Kim bu? denildi.
- Cebrail, dedi.
- Seninle beraber olan kim? denildi.
- Muhammed, dedi. Sonra, beni ikinci, üçüncü ve diğer göklere çıkardı ve
her gök katının kapısında: "-Kim bu?" diye sorulur ve o "Cebrail"
derdi."*6»
Ebu Musa hadisinde rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve
sellem, bahçe kuyusu başında oturmuşken Ebu Bekir geldi ve İtin istedi.
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Kim? diye sordu. O,
- Ebu Bekir, dedi. Sonra, Ömer geldi ve izin istedi. Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- Kim? diye sordu. O.
- Ömer, dedi. Sonra, Osman da böyle."*62)
Câbir radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve kapıyı çaldım.
- Kim bu? diye sordu.
- Ben, dedim. Galiba bu cevabtan hoşlanmadığı için, "Ben, ben!"
dedi."*63»
Hitab ettiği kimse başka şekilde onu tanımadığı takdirde, tanınacağı bir
şeyle kendini vasfetmesinde ve künyesini söylemek veya "Ben müftü
filanım", "Ben kadı -veya- şeyh filanım" demek gibi kendini methetme ve
yüceltme ifade eden şeyler söylemesinde bir mahzur yoktur.
Cİmmü Hâni' binti Ebi Talib -ismi Fahıte veya Fatıma ya da Hind'dir-
radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim, yıkanmaktaydı ve Fatıma onu
örtüyordu.
- Kim bu? dedi.
- Ben Cİmmü Hâni' dedim."*64)
(61) Buhari ve Müslim. (62)Buharî ve Müslim.
(63) Buhari ve Müslim.
(64) Buhari ve Müslim.
Ebu Zer -ismi Cündüb veya Büreyr'dir- radıyallahu anh'den şöyle dediğini
rivayet ettik: "Gecelerden biri (evden) çıktım, sonra Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in yalnız yürümekte olduğunu gördüm Onu
takib ederek ay ışığında yürümeye başladım. Döndü ve beni gördü:
- Kim bu? dedi.
- Ebu Zer, dedim."(65>
Ebu Katâde el-Hâris ibn-i Rib'î radıyallahu anh'den, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'in bir çok mu'cizesini ve çeşitli ilimleri
ihtiva eden Midae hadisinde şöyle dediğini rivayet ettik: "Sonra,
Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, başını kaldırdı ve:
- Kim bu? diye sordu.
- Ebu Katâde, dedim."*66)
Bu geçenlerin benzerleri çoktur. Bu zikrettiklerimizde de görüldüğü
gibi, kendini bu türlü takdim etmek, nefsini övmek ve övünmek için
değil, sadece ihtiyaçtan dolayıdır ve bu sebepten cevaz verilmiştir.
Ebu Hüreyre -ismi Abdurrahman ibn-i Sahr'dır- rivayet ettiğimiz hadisde
kullanılan künye de bu sözünü ettiğimize yakın bir ihtiyacın eseridir.
Ebu Hüreyre şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet vermesi için Allah'a
dua et, dedim" Hadisi anlatan Ebu Hüreyre sonunda şöyle dedi "Döndüm ve:
Ya Rasulallah! Allah, duanı kabuletti ve Ebu Hüreyre'nin annesine
hidayet verdi, dedim."<67)
SELÂMLA İLGİLİ BAZI MESELELER
Ebu Sa'd EI-Mütevellî şöyle dedi: "Hamamdan çıkarken, "Hamamın hoş
olsun" diye selâmlamanın aslı yoktur. Fakat hamamdan çıkan bir adama Ali
radıyallahu anh'in: "Temiz olasın, necis olmaya-sın" dediği rivayet
edilmiştir." Ben derim: Hamam selâmı hakkında sahih bir rivayet yoktur.
Ancak sevgi ve yakınlık duyarak veya muhatabın sevgisini kazanmak için,
"Allah sana nimetini devam ettirsin" gibi bir dua etmekte mahzur yoktur.
Karşılaştığı adam kendisini, "Allah, sabahını hayırlı eylesin", "Allah,
sana kuvvet versin." "Allah, seni garib semesin" gibi, halkın
kullanmasını âdet haline getirdiği bir ifade ile selâmlarsa ona cevap
vermesi gerekmez. Fakat, buna karşılık ona dua ederse iyi olur. Ancak,
»elamı terkettiği için onu azarlamak veya onu ve diğerlerini şer'i
selâma alıştırmak maksadını güderse hiç bir şeyle mukabele etmez. İntan,
birisinin elini öpmek istediği zaman bu, onun zühdü, doğruluğu, ilmi,
şerefi, takvası ve bunlara benzer dinî maksadlar için ise mekruh değil,
müstehabdır. Fakat, onun zenginliği, dünyası, serveti, kudreti, dünya
ehli yanındaki şöhreti ve bunlar gibi gayeler için ise şiddetle
mekruhtur. Ashabımızdan el-Mütevellî "Bu caiz değildir" diyerek haram
olduğuna işaret etti.
Zari radıyallahu anh'den (kendini Abdü'l-Kays heyeti içindeydi) şöyle
dediğini rivayet ettik: "Bineklerimizden inmek için acele ediyor ve
gelip Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in elini ve ayağını
öpüyorduk."*68)
ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan bir kıssa rivayet ettik, onda şöyle
dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaşık ve elini
öptük."*6*»
Adamın; şefkat, merhamet, iyi kalblilik ve akrabalık sevgisiyle küçük
çocuğunun veya kardeşinin yanağından veya başka bir yerinden öpmesi
sünnettir. Bununla ilgili sahih ve meşhur hadisler çoktur. Bunda çocuğun
erkek eya kız olması müsavidir. Bu zikrettiğimiz iyi niyetlerle dostunun
çocuğunu ve diğer küçük çocukları öpmek de böyledir. Fakat, şehvetle
öpmek ittifakla haramdır. Bu hükümde baba ve başkaları farksızdır. Hatta
bunlara şehvetle bakmak da hem yakına, hem yabancıya ittifakla haramdır.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, Hasen ibn-i Ali'yi öptü. Yanında bulunan
Akra ibn-i Habis:
- Benim, on çocuğum vardır, hiç birini öpmedim, dedi. Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı, sonra:
- Merhamet etmeyene merhamet edilmez, dedi."<7°)
Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem'e bazı bedeviler gelmişlerdi. Bunlar:
- Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? dediler. (Ashab):
- Evet, dediler. Onlar:
- Fakat, vallahi, biz onları öpmüyoruz, dediler. Rasulüllah sallalla hu
aleyhi ve sellem:
- Allah Teâlâ, sizden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim,
buyurdu."< >
Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem, oğlu İbrahim'i aldı, öptü ve kokladı.* )
Bera ibn-i Âzib radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğin irivayet ettik:
"Ebu Bekir radıyallahu, anh, ilk olarak Medine'ye geldiği zaman onunla
birlikte (evine) girdik. Kızı Aişe radıyallahu anha, hummaya yakalanmış
yatıyordu. Ebu Bekir yanına geldi:
- Kızım, nasılsın? dedi ve yanağından öptü."* )
Sahih isnadlarla sahabi Safvan ibn-i Assai radıyallahu anh'den şöyle
dediğini rivayet ettik: "Bir yahudi, arkadaşına:
- Haydi şu Nebi'ye gidelim, dedi ve ikisi Rasulüllah sallallahu aleyhi
ve sellem'e gelerek ona dokuz açık ayet* > sordular. Safvan hadisi
anlatarak sonunda şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'in
elini ve ayağını öperek:
- Senin peygamber olduğuna şahidlik ederiz, dediler."* )
Sahih bir isnadla İlyas ibn-i Dağfel'den "Ebu Nedre'nin Hasen ibn-i
Ali'nin yanağından öptüğünü gördüm." dediğini rivayet ettik.* )
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Kendisi, oğlu
Salim'i öper ve:
- Bir ihtiyarı öpen ihtiyara taaccüb ediniz, derdi."
ümmetin zahid ve abidlerinden biri olan değerli üstad Sehl ibn-i
Abdillah Et-Tüsterî radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Kendisi, Ebu
Davud es-Sicistanî'ye gelir ve:
- Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerini söylediğin
dilini çıkar, öpeyim, der ve onu öperdi." Selefin bu yoldaki fiilleri
has-redilemeyecek kadar çoktur. Allah daha iyi bilir.
Teberrük (uğur ve bereket) için, salih bir ölünün yanağından öpmekte ve
seferden döndüğü zaman veya benzeri bir münasebetle bir arkadaşın
yanağından öpmekte mahzur yoktur.
Aişe radıyallahu anha'dan, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in
vefatı ile ilgili uzun hadisde şöyle dediğini rivayet ettik: "Ebu Bekir
girdi, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü açtı ve u/crine
kapanarak öptü ve ağladı."* )
Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Zeyd ibn-i
Harise, Medine'ye vardığı zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem
benim evimdeydi. Zeyd geldi ve kapıyı çaldı. Rasulüllah sallallahu
aleyhi ve sellem (uzun) elbisesini (yerde) çekerek onu karşıladı ve
kucaklayarak öptü."* )
Çocukların, seferden dönenlerin ve benzerlerinin dışında, birisini
kucaklamak ve öpmek mekruhtur. Bunların mekruh olduğunu Ebu Muhammed El-Bağavî
ve ashabımızdan daha başkaları kesinlikle söylediler. Enes radıyallahu
anh'den rivayet ettiğimiz hadis de buna delalet etmektedir.
Enes şöyle dedi: "Bir adam:
- Ya Rasulallah! Birimiz kardeşi veya dostu ile karşılaşır. Ona
eğilebilir mi? dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Hayır, buyurdu.
- Sarılıp onu öpebilir mi? dedi.
- Hayır, buyurdu.
- Elinden tutup musafaha(tokalaşma) edeilir mi? dedi. Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem:
- Evet, dedi."*7»)
Öpmek ve kucaklamakla ilgili olarak söylediklerimizi yani, seferden
dönüş ve buna benzer bir olay münasebetiyle kucaklayıp öpmenin zararsız
olması ve bunların dışında hafif mekruh olması güzel yüzlü emred (henüz
sakal ve bıyığı çkmamış genç çocuk) in dışındakiler içindir. Bunu ise,
ister seferden dönsün ve isterse başka bir münasebetle olsun öpmek
haramdır ve zahir olan, onu kucaklamak da onu öpmek gibi ona yakın bir
haramdır. Bu hükümde, öpen ve öpülenin, ikisinin salih veya ikisinin
fasık veya birisinin salih olması farksızdır. Bizce sahih olan görüşe
göre, şehvetsiz ve fitneden uzak bile olsa güzel emred'e bakmak da
haramdır. Kadın hükmünde olduğu için o da kadın gibi namahremdir.
AKSIRANA DUA ETMEK
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ, aksırmayı sever
ve esnemekten nefret eder. Biriniz aksırdığı zaman Allah Teâlâ'ya hamd
ederse "Elhamdülillah" (derse) onu duyan
her müslümanın, "Yerhamükellah" (Allah
sana merhamet etsin) demesi gerekir. Esnemek ise şeytandandır. Biriniz
esneyeceği zaman yapabildiği kadar ona mani olsun; çünkü, biriniz
esnerken şeytan, ona güler. Alimler şöyle dediler: "Bu hadisin manası
şudur: Aksırmanın sebebi iyidir. Çünkü onun sebebi, yemek sadeliğinden
ve gıda azlığından ileri gelen cisim hafifliğidir. Bu ise sevilen bir
durumdur. Zira bununla, şehvet zayıflar ve taat kolaylaşır. Esnemek ise
bunun aksinedir. " Allah daha iyi bilir.
Okunuşu: Allâhümme ente rabbiy lâ ilahe illâ ente
halâkteniy, ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü, eûzü
bike min şerri mâ sana'tü, ebûu leke bim'metike aleyye, ve ebûu bizenbiy,
fağfirliy zünûbî, feinnehu lâ yağ-fîrüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ
erhamerrâhımiyn. Anlamı:
Allah'ım! Rabbim sensin, TANRI yoktur. Yanlız sen varsın, beni sen
yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim
ahdü vaad üzere sabitim. (Allah'ım) işlediğim kusurların şerrinden sana
sığınırım, bana ihsan buyurduğun ni'metini Zât-ı Ulûhiyetine itiraf
ederim. Günahımı da itiraf ederim. Binâenaleyh gü-nahlarımı bağışla.
Çünkü "Rahmet"inle günahları bağışlamak sana aittir ya erhamerrahimin!..
Bilgi:
Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Bu Seyyîdül İstiğfar'ı kim inanarak ve idrak ederek, 108 karşılığım
Allah'tan bekleyerek, gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete
gider... Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da
cennet ehlinden olur."
Böyle bir değer elimize verilmişken, bunun kadri kıymetini bilmezsek,
elbette başımıza geleceklere katlanmaktan başka bir şey kalmaz geride...
Okunuşu:
Allâhümme lekel hamdu lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdûke âmentü bike
muhlisan leke fiydiynî inniy esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va'dike
mesteta'tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfırüke bizunûbilletiy
lâ yağfirühâ illâ ente.
Bilgi:
"Vallahi de billahi de, her kim bu istiğfarı sabah akşam üçer kere
okursa, o mutlaka cennete girer."
Bu işaretiyle bizi uyaran Rasûlullâh Aleyhisselâm, dikkat buyrula ki
sözüne büyük bir yeminle başlıyor.
İşte bu yüzden, "Seyyîdül İstiğfar" dan sonra ikinci sırada hemen bu
istiğfara yer verdik... Sabah-akşam üçer kere okusak ne kaybımız olur
ki? Ya kazancımız!..
Okunuşu:
Rabbi inniy zalemtu nefsiy zulmen kebiyra, ve lâ yağfiruz zunûbe illâ
ente, fağfirliy mağfîreten min indike, verhamniy, inneke entel ğafûrur
rahim.
Anlamı:
Rabbim, nefsime büyük zulümde bulundum, (nefsimin hakikatinin hakkını
veremedim), bu suçumu da senden gayrı bağışlayacak yoktur. İndinden
gelen bir bağışlayıcı-lıkla beni bağışla, merhamet et, şüphesiz ki sen
bağışlayıcı ve Rahiymsin.
Bilgi:
Hazreti Ebû Bekir Sıddîk (Allah razı olsun ondan) sordu Rasûl
Aleyhisselâm'a:
"Ya Rasûlallâh, namazdan çıkmadan evvel ne okuyayım?"
Namazlarda, selâm vermeden evvel okuması için Efendimiz Rasûlullâh
Aleyhisselâm da Hazreti Sıddîk'a bu istiğfarı öğretti.
Hazreti Sıddîk da namazlarda selâm vermeden önce bu duayı okurdu...
"Ebû Bekir'in imam terazinin bir kefesine, bütün müminlerin imam da
terazinin öbür kefesine konsa; Ebû Bekir'in imam ağır basar." buyuran
Rasûlullâh (s.a.v.)'in öğrettiği bu istiğfardaki incelik nedir acaba?
Bu istiğfarda geçen "min indike" yani "indinden" hitabı işin "sır"
noktasını meydana getirmektedir...
Tasavvufta, "maiyet sim" denilen hususa işaret eden "ind" tâbiri
Türkçe'ye "katından" diye çevrilmektedir ki, bu asla yeterli olmayıp;
bilakis konunun inceliğini örtmektedir.
Zahir vardır, bâtın vardır, Ledünn vardır...
Ledünn kelimesiyle işaret edilen her şey, o kişinin Zâtından açığa çıkan
Allah'ın kudretine işaret eder ki; buna şöyle de diyebiliriz... Hikmet
sisteminde açığa çıkan kudret sırrı!..
"Dünya" hikmet yurdudur. Her şey bir sebeple, bir vesile ile oluşur. "Âhiret"
denilen ölüm ötesi yaşam ise kudret yurdudur; orada hikmet kuralları
dünya fizik kanunları geçerli olmaz...
İşte mukarreblere dünyada ikram kabilinden gelen "Ledünn" nimeti ile
kudret sırları seyredilir.
istiğfarda da bağışlamanın "Allah" indinden talep edil- 111 mesi demek;
beşerî kusurların örtülerek, hakikat nurlarının "nefs"inde ortaya
çıkmasını talep etmek demektir. Kalem, bundan ötesini satırlara dökmeye
yetmiyor. Bağışlayın. Elbette arif olan anlayacaktır işaretimizi...
Okunuşu: Allâhümmağfırliy hatıy etiy ve cehliy ve israfiy
fiy emri; ve ma ente â'lemu bihî minniy... Allâhümmağfırliy hezliy ve
ciddiy ve hataiy ve amdiy ve küllü zâlike indiy.
Anlamı:
Allah'ım, hatalarımı, cehaletimi, emrinde haddi aşmamı bağışla ve benden
daha iyi bildiğin hatalarımı da. Allah'ım, latifeyle yaptığımı, ciddi
olarak yaptığımı, bilmeyerek veya kasten yaptığım yanlış hareketlerimi
de bağışla. İtiraf ediyorum ki bunların hepsi de bende mevcut!
Rasûlullâh Aleyhisselâm'm ashabından Ebû Musa el Eşarî (r.a.),
Efendimiz'in böyle istiğfar ettiğini bize naklediyor.
"...Allah senin geçmiş ve (fethe rağmen oluşacak) 112 gelecek tüm
zenbini (bedenselliğini doğal getirişi perdeli-liklerini) mağfiret eder
(örter) ve sana olan nimetini tamamlar..." âyeti Kur'ân-ı Kerîm'in Fetih
Sûresi'nde (48.Fetih: 2) yer alırken; gene de Rasûlullâh (s.a.v.)
Efendimiz bu şekilde istiğfara devam ediyor... Acaba niçin? Bunu biraz
düşünmemiz gerekmez mi?
Konunun derinliklerini bir yana bırakırsak, en azından, sınırlı ve
kusurlu varlıklar olarak, "halifetullâh" olmaya yakışmayan davranışlar
içindeyiz... Ve en tabii yaşantımız içinde dahi, yani yukarıda sayılan
hâllerde dahi, hakikatimizin hakkını edâ edememek yüzünden nefsimize
zulmet-mekteyiz. Ve unutmayalım ki, sadece dünyada birtakım çalışmalar
yaparak ölüm ötesi sonsuz yaşamın sonsuz güzelliklerini elde etme
imkânına sahip olabileceğiz.
Öyleyse, elden geldiğince, dünyada bırakıp gideceğimiz ve bir daha hiç
aklımıza gelmeyecek şeyler için tüm beynimizi harcayacağımıza,
hâllerimizin ardına geçip, öze yönelelim; ve noksanlarımızı idrak
edelim.
Okunuşu:
Estağfirullahelleziy lâ ilahe illâ Hû, el Hayyul Kayyummu ve etubu ileyh.
Anlamı:
Bağışlanma diliyorum. Allah'tan ki, tanrı yoktur, Hay ve Kayyum olan
sadece O vardır. Tövbem O'nadır!
Bilgi:
Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim, Tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan O vardır. Bağışlanmayı Allah'tan
dilerim, tövbem O'nadır...' derse, savaştan kaçmış bile olsa günahları
bağışlanır."
Burada çok önemli olan husus ikidir. İstiğfarda "tsm-i Â'zâm"
kullanılması ve bu tür istiğfarın büyük günahları dahi affettireceği.
Dualarda "İSMİ Â'ZÂM" kullanılmasının hikmetini, "İSMİ Â'ZÂM" bahsinde
nasip olduğu kadar anlatmaya çalışacağım.
Savaştan kaçma olayının dahi bu şekildeki istiğfarla affedilmesi olayına
gelince...
Savaştan kaçma, Hazreti Rasûlullâh Aleyhisselâm'm bildirdiği üzere yedi
büyük günahtan birisidir.
Buyuruyor ki Rasûlullâh: "Helak eden yedi şeyden sakının..."
Soruluyor nedir onlar, diye:
"Allah'a şirk koşmak;
Allah'ın haram kıldığı inşam öldürmek;
BÜYÜ ve sihir yapmak;
Faiz yemek;
Yetim malı yemek;
Savaştan kaçmak;
İffetli kadma zina iftirası atmak." açıklaması yapılıyor Efendimiz'den...
Görülüyor ki, büyük günahlardan bağışlanma dahi söz konusudur. Ve
bağışlanmak için; HRİSTİYANlarm günah çıkartmak için papazlara muhtaç
oluşu gibi bir muhtaciyet gerekmeden; sadece Allah'ın "Azamet ve
Kibriyâ"sma yönelip, kusurunu, suçunu itiraf ile O'ndan bağışlanma niyaz
etmek yeterli olmaktadır.
Öyleyse, ne kadar büyük suç işlemiş olursak olalım, asla umutsuz
olmayalım ve Allah'a yönelip tövbe etmeyi ertelemeyelim!
Okunuşu: Allâhummağfîrliy zenbiy küllehu ve dikkahu ve
cillehu ve evvelehu ve âhırehu vealâ, niyyetehu ve sırrahu!..
Bilgi:
Rasûlullâh (s.a.v.)'in en sık okuduğu "istiğfarlardan biridir bu yazmış
olduğum...
İstiğfar yapılırken, ne derece geniş kapsamlı tutulmasına örnek olması
yönünden son derece dikkat çekicidir... Daha önce de belirttiğim gibi,
bu duaları sadece papağan gibi tekrar etmekten kesinlikle kaçınmalı;
Hazreti Rasûli Ekrem'in neye, ne şekilde bir yaklaşım içinde olduğuna;
hangi hususlara nasıl önem verdiğine azami dikkat göstermeliyiz.
hadisler için Allah ebeden razı olsun.ayetlerin sure adını ve ayet numarasını verirseniz daha çok istifade ederiz inşaallah.hadisleri cemaatada okumak istiyorum.hadislerin kaynağınıda bildirmem gerekiyor.Allah hayırlı hizmetlerinizi devam ettirsin inşaAllah.
Ekleyen:serap uçar | 25:03:11
Selam
S.A elvela bu güzel siteyi yapanada emeği geçenden'de ALLAH'razı olsn devamını dilerim
Ekleyen:Ercan | 24:03:11
baş ağrısı
allahın selam ve bereketi üzerinze olsun
Ekleyen:murat koç | 24:03:11
hastalıgım için
sayın hocam nete gezinirken buldum sizin sitenizi .çok begendim biraz okumaya çalıştım bu kitabınız satılıyomu milmiyorum da.hocam benim sürekli okunmam lazım bunu biliyorum his ediyorum ve nasıl yapıcamıda bilmiyorum çok zor durumdayım bunuda biliyorum .sitenie girdim okudum duvaları inanın içim açıldı ALLAH RAZI OLSUNKİ SİZDEN DERİM BEN