Tüm Kategoriler
CİNSEL ÜRÜNLER CİNSEL ÜRÜNLER
YEŞİLEX AFRODİZYAK YEŞİLEX AFRODİZYAK
YEŞİLEX ÜRÜNLERİ YEŞİLEX ÜRÜNLERİ
BİTKİSEL KAPSÜLLER BİTKİSEL KAPSÜLLER
BİTKİSEL İLAÇLAR BİTKİSEL İLAÇLAR
AKCİĞER HASTALIKLARI AKCİĞER HASTALIKLARI
AKDENİZ ATEŞİ AKDENİZ ATEŞİ
ALERJİ PROBLEMİ ALERJİ PROBLEMİ
ALKOLÜ BIRAKMA ALKOLÜ BIRAKMA
ALT ISLATMA ALT ISLATMA
ANAL FİSSÜR ANAL FİSSÜR
ANEMİ ANEMİ
ANKİLOZAN SPONDİLİT ANKİLOZAN SPONDİLİT
ANTİOKSİDANLAR ANTİOKSİDANLAR
ARTRİT ARTRİT
ASTİM ASTİM
AŞIRI TERLEME AŞIRI TERLEME
AYAK BAKIMI AYAK BAKIMI
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ
BAL VE ARI ÜRÜNLERİ BAL VE ARI ÜRÜNLERİ
BALLI KARIŞIMLAR BALLI KARIŞIMLAR
BANYO ÜRÜNLERİ BANYO ÜRÜNLERİ
BASUR (HEMOROİT) BASUR (HEMOROİT)
BAŞ DÖNMESİ BAŞ DÖNMESİ
BEBEK VE ÇOCUK BEBEK VE ÇOCUK
BEHCET BEHCET
BEL FITIGI BEL FITIGI
BEL SOĞUKLUĞU BEL SOĞUKLUĞU
BEYİN HASTALIKLARI BEYİN HASTALIKLARI
BİTKİSEL ÇAYLAR BİTKİSEL ÇAYLAR
BİTKİSEL SULAR BİTKİSEL SULAR
BİTKİSEL YAĞLAR BİTKİSEL YAĞLAR
BOY UZATMA BOY UZATMA
BOYUN FITIĞI BOYUN FITIĞI
BÖBREK HASTALIKLARI BÖBREK HASTALIKLARI
BÖBREK TAŞI BÖBREK TAŞI
BÖBREK YETMEZLİĞİ BÖBREK YETMEZLİĞİ
BRONŞİT & SOLUNUM BRONŞİT & SOLUNUM
CİLT ÜRÜNLERİ CİLT ÜRÜNLERİ
CİNSEL SOĞUKLUK CİNSEL SOĞUKLUK
DAMAR TIKANIKLIĞI DAMAR TIKANIKLIĞI
DERİ HASTALIKLARI DERİ HASTALIKLARI
DİŞ VE AĞIZ BAKIMI DİŞ VE AĞIZ BAKIMI
EGZAMA EGZAMA
ERKEN BOŞALMA ERKEN BOŞALMA
FELÇ FELÇ
FİBROMİYALJİ FİBROMİYALJİ
GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ GÖĞÜS BÜYÜTÜCÜ
GÖZ SORUNLARI GÖZ SORUNLARI
GRİP GRİP
GUATR GUATR
GUT HASTALIĞI GUT HASTALIĞI
GÜL HASTALIĞI GÜL HASTALIĞI
HEPATİT B_C HEPATİT B_C
HİPERTROİT HİPERTROİT
HORMONAL BOZUKLUK HORMONAL BOZUKLUK
İŞTAH AÇICI İŞTAH AÇICI
İYİLEŞMEYEN YARALAR İYİLEŞMEYEN YARALAR
K.B.B.  HASTALIKLARI K.B.B. HASTALIKLARI
KADIN HASTALIKLARI KADIN HASTALIKLARI
KALP-DAMAR HAS. KALP-DAMAR HAS.
KANSER KANSER
KARACİĞER HAS. KARACİĞER HAS.
KAS & KEMİK EKLEM HAS. KAS & KEMİK EKLEM HAS.
KAS GEVŞETİCİ KAS GEVŞETİCİ
KAŞINTI KAŞINTI
KEMİK ERİMESİ KEMİK ERİMESİ
KIL DÖNMESİ KIL DÖNMESİ
KISIRLIK KISIRLIK
KİLO ALDIRICI KİLO ALDIRICI
KİREÇLENME KİREÇLENME
KOLESTEROL KOLESTEROL
KREMLER KREMLER
KRONİK YORGUNLUK KRONİK YORGUNLUK
KULAK ÇINLAMASI KULAK ÇINLAMASI
KURT DÖKÜCÜ KURT DÖKÜCÜ
LİKEN PLANUS LİKEN PLANUS
MACUNLAR MACUNLAR
MANTAR MANTAR
MENİSKÜS MENİSKÜS
MİDE & BAĞIRSAK HAS. MİDE & BAĞIRSAK HAS.
MİGREN MİGREN
ORUÇ VE SAĞLIK ORUÇ VE SAĞLIK
ÖDEM HASTALIĞI ÖDEM HASTALIĞI
ÖZEL SETLERİMİZ ÖZEL SETLERİMİZ
ÖZEL ÜRÜNLER ÖZEL ÜRÜNLER
PAKET BİTKİLER PAKET BİTKİLER
PROSTAT PROSTAT
PSİKOLOJİK RAH. PSİKOLOJİK RAH.
ROMATİZMA HAS. ROMATİZMA HAS.
SAÇ BAKIMI SAÇ BAKIMI
SAFRA KESESİ SAFRA KESESİ
SARA HASTALIĞI SARA HASTALIĞI
SEDEF SEDEF
SİGARA BIRAKMA SİGARA BIRAKMA
SİNÜZİT SİNÜZİT
SİSTİT SİSTİT
SİYATİK SİYATİK
SPERM ARTTİRICI SPERM ARTTİRICI
SPORCU DESTEK SPORCU DESTEK
STRES & DEPRESYON STRES & DEPRESYON
SÜT ARTTIRICI SÜT ARTTIRICI
ŞEKER HASTALIĞI ŞEKER HASTALIĞI
TÜY DÖKÜCÜ TÜY DÖKÜCÜ
UÇUK UÇUK
UNUTKANLIK UNUTKANLIK
UYKU SORUNLARI UYKU SORUNLARI
VARIKOSEL VARIKOSEL
VARİS HASTALIĞI VARİS HASTALIĞI
VİTAMİNLER VİTAMİNLER
VİTİLİGO VİTİLİGO
YANIK YANIK
YAŞLILIK YAŞLILIK
YORGUNLUK GİDERİCİ YORGUNLUK GİDERİCİ
YÜKSEK TANSİYON YÜKSEK TANSİYON
ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
ZİHİN AÇICI ZİHİN AÇICI
ZONA ZONA

Şifalı Dualar


Hastalık, sıkıntı ve dertlerden "dua" ile kurtulmak için, Şifalı Dualar bölümümüzde, çeşitli kaynaklardan derlediğimiz en etkili duaları bir araya topladık.Bu güzel dualar ile tüm sıkıntılarınıza şifa bulmanız dileğiyle.

                                      
''Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever.”
                                                                              Hz.Muhammed (S.A.V)



OKUNMA SAYISI: 36128


Alfabetik Sırayla Şifalı Dualar  

A B C-Ç D E F G H I-İ K-L M N O-Ö P R S Ş T
U-Ü V Y Z

S
SÜBHANEKE SALLİ-BARİK
SÜLEYMAN A.S DUASI SARA VE CİN TUTANA KARŞI OKUNACAK AYETİ KERİME
SÜNNET NEDİR? SARA VE DELİLİĞE KARŞI OKUNACAK DUA
SÜT VE SU İKRAM EDENE KARŞI EDİLECEK DUA SAVAŞTAN DÖNEN KİMSEYE KARŞI YAPILACAK DUA
SIKINTI VE DİLEK DUASI SECDE SURESİ
SIKINTI VE KORKUDAN KURTULMAK İÇİN SECDE SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETİNE DAİR HADİSLER
SIKINTI VE KEDERLİ ZAMANLARDA OKUNACAK DUA SECDE SURESİNİN MANASI
SIKINTILARDAN KURTULMAK İÇİN SEFERDE BİR ŞEHRE GİRERKEN OKUNACAK DUA
SABAH NAMAZININ FARZI NASIL KILINIR? SEFERDE CİN VE ŞEYTAN GÖRÜP BAYILANA OKUNACAK DUA
SABAH NAMAZININ SÜNNETİ NASIL KILINIR? SEFERDEN DÖNEN KİMSEYE YAPILACAK DUA
SABAH NAMAZININ SÜNNETİNDEN SONRA OKUNACAK DUALAR SEFERE ÇIKAN KİMSEYLE VEDALAŞIRKEN OKUNACAK DUA
SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİN FAZİLETİNE DAİR SEMADA BULUT GÖRÜLÜNCE OKUNACAK DUA
SABAHLARI VE AKŞAMLARI OKUNMASI FAZİLETLİ OLAN DUALAR SEMAYA BAKINCA OKUNACAK DUA
SAFFAT SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETİNE DAİR HADİSLER SENE BAŞINDA OKUNACAK DUA
SALAT-I TEFRİCİYYE SENENİN SONUNDA YAPILACAK DUA
SALAT-I VİTİR'İN FAZİLETİNE DAİR HADİS-İ ŞERİFLER SEVAPLARI ÇOĞALTMAK
SALAT-I ŞERİFE GETİRENE NE GİBİ MÜJDELER VARDIR? SEVİLMEYEN BİR ŞEY GÖRÜLDÜĞÜNDE OKUNACAK DUA
SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENIN FAZİLETİ SOFRA DUASI
SALAVAT-I ŞERİFE HAKKINDA BİR KISSA SOKAK VE PAZARA ÇIKAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA
SALAVAT-I ŞERİFE (YETMİŞ BİN SALAVAT GÜCÜNDE) SU İÇTİKTEN SONRA OKUNACAK DUA
SALAVAT-I ŞERİFE (YÜZ BİN SALAVAT GÜCÜNDE)
SIKINTI VE ÜZÜNTÜ GELİNCE DUA
SİZLER DE RABBİNİZE BÖYLE DUA EDİNİZ
SİZLER DE RABBİNİZE BÖYLE DUA EDİNİZ
SALAVAT-I ŞERİFE
SIRATI GEÇERKEN UĞRAYACAĞIMIZ KARAKOLLAR
SALAT DUASININ TÜRKÇESİ  
SECDE ZİKİRLERİ HAKKINDA  
SABAH NAMAZINDAN SONRA ALLAHÜ TEÂLÂYI ZİKRETMEK  
SEFERE ÇIKANIN ZİKİR DUALARI   
SELAM VERMEK,AKSIRANA DUA ETMEK VB. KONULAR  
SEYYİDÜL İSTİĞFAR  
   

 SÜBHANEKE

 
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik, ve tebârakesmük, ve teâlâ ceddük, ve lâ ilahe ğayruk.

Manası:
Ya Allah! Sana layık olmayan şeylerden Sen'in pak oiduğyna itikad eder, Sana hamd ile başlar, Seni hamd ile teşbih ederim. Senin güzel isimlerinin hayır ve bereketi çoktur. Senin büyüklüğün Sen'don başkalarının büyüklüklerinin fevkindedir. Sen'den başka ibadet edilecek bir ilah yoktur.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SÜLEYMAN A.S DUASI

Süleyman (a.s.) dedi ki:
Rabbığfır lî ve heb lî mülken lâ yenbeğî li ehadin min ba'dî, inneke entel vehhâb.

"Ey Rabbim! Beni yarlığa, bana öyle bir mülk ve saltanat yer ki o, benden başka hiç bir kimseye layık olmasın. Şüphesiz bütün mur adları ihsan eden sensin. "

Allah Teala Süleyman (a.s.)'ın duasını kabul edip şöyle buyurdu:

"Biz de ona (Süleyman'a) rüzgarı musahhar ettik ki, bu onun emriyle, onun dilediği yere yumuşacık akar giderdi.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SÜNNET NEDİR?

Sünnet neye denir?
C- Peygamberimiz (s.a.v.)'in farz ve vacibten başka işlediği ve emrettiği şeylere sünnet denir.
S- Ne gibi?
C- Cemaatla namaz kılmak, çocukları sünnet ettirmek, selamlaşmak gibi hallerdir.
S- Kıldığımız namazlarda kaç türlü sünnet vardır?
C- iki çeşit sünnet vardır. Birine sünneti müekkede, diğerine sünneti gayri müekkede denir.
S- Sünneti müekkede hangi namazlardır?
C- Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri'nin farzlardan başka terk etmeden kıldıkları ve ümmetine de kılmayı emir buyurdukları namazlardır.
S- Sünneti gayri müekkede hangi namazlardır?
C- Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in bazen terk ettikleri namazlardır. İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünnetleri gibi.


Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SÜT VE SU İKRAM EDENE KARŞI EDİLECEK DUA


Allâhümme at'ım men at'amenî veskı men sekânî.

Manası:
Bana yedirene yedir, içirene iç ir, Allah'ım.

"Peygamberimiz (s.a.v.) süt ikram edene (bu şekilde) dua buyurmuşlardır."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SIKINTI VE DİLEK DUASI

İmam-ı Şafii (rahimehüllâh) diyor ki: "Bir işle karşılaştım. İçimi yaktı. Hem öylesine üzüldüm ki onun derecesini Allah'tan başkası bilmez. Ertesi gece biri rüyamda bana şöyle hitab etti: 'Ey İdrisoğlu Muhammed, şu duayı oku:

Allâhümme innî lâ emlikü li nefsi darran ve lâ nef an ve lâ mevten ve lâ hayâten ve lâ nüşûran ve estetıy'u en ecide illâ mâ a'taytenî ve lâ ettekıy illâ mâ vekaytenî. Allâhüme veffıknî li mâ tühıbbü ve terdâ minel kavli vel ameli fi âfiyeh.

Sabah olunca bunu tekrarladım. Akşama doğru Allah işimi kolaylaştırdı. Sıkıntıdan beni kurtarıp dileğimi verdi. Gafil olmayın. Siz de üzüntüden kurtulmak için bu duayı okuyun."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SIKINTI VE KORKUDAN KURTULMAK İÇİN


Bismil ilâhil hâlikıl ekber. Ve hüve hırzün mâniun mimmâ ehâfîi minhü ve ahzer. Lâ kudrate li mahlûkın mea kudratil hâlık. Yülcimühû bi licâmi kudratih. Ihmiy hamiysâ. Itmiy tamiysen ve kânellâhü kaviyyen aziyzâ. Hâ miym ayn siyn kâf hımâyetünâ. Kâf hâ yâ ayn sâd kifâtünâ. Fe se yekfıykehümüllâhü ve hüves semiy'ul aliym, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym.


İbrahim Düsûkî hazretleri buyurdu:
"Bu mübarek duayı sadakada okursan her türlü tedirginlikten ve korkulardan kurtulursun.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SIKINTI VE KEDERLİ ZAMANLARDA OKUNACAK DUA


Lâ ilahe illallâhül azıymül haliym. Lâ ilahe illallâhü rabbül arşil azıym. Lâ ilahe illallâhü rabbüs semâvâti ve rabbül ardı ve rabbül arşil keriym.

"Peygamber Efendimiz sıkıntılı zamanlarında bu duayı okurlardı."

Allâhü Allâhü rabbî lâ üşrikü bihî şey'â.

"Bütün işlerde Allah'a sığınır ve O'na hiçbir şeyi eş koşmam."
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sıkıntılı zamanlarınızda bu duayı okursunuz."
"Kederli ve sıkıntılı zamanlarında Ayet'el-Kürsi ve Sure-i Bakara'nın son iki ayetini kim okursa, Allah Teala ona yardım eder, sıkıntıdan kurtarır."



Lâ ilahe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimiyn.

Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) anlatıyor: "Ben Resulüllah'tan işittim: "Öyle bir dua biliyorum ki, kim onu sıkıntılı zamanlarında okursa, sıkıntı ve keder ondan kalkar. O da kardeşim Yunus'un, balığın karnında okuduğu bu duadır."



Ene abdükebnü abdikebnü emetike fî kabdatik, nâsıyeti bi yedike mâdın, fîyye hukmüke adlün, fiyye kadâüke, es'elüke bi küllisinin hûve leke semmeyte bihî nefseke ev enzeltehû fî kitâbike ev allemtehû ehaden min halkıke eviste'serte bihî fî ılmil ğaybi ındeke en tec'alel kur'ane nura sadrî ve rabiy'a kalbî ve cilâe huznî ve zehâbe hemmî.

Manası:
"Allah'ıml Ben senin kulunum ve kulunun oğlu ve cariyenin oğluyum. Nasiyem yed-i kudretindedir.
Hükmün bende caridir. Kazan hakkımda adalettir. Senin olan, senin kendine tesmiye ettiğin veya kitabında inzal buyurduğun veya kullarından birine bildirdiğin veya kendi ilminde veya ilmi gaybında Zat-ı Ecelli Alâ'na tahsis buyurduğun her isim ile senden dilerim ki; Kur'an'ı göğsümün nuru, kalbimin baharı, hüznümün cilası, sıkıntı ve kederimin zehabı Masın."

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu:
"Kime bir merak veya bir hüzün isabet eder de bu duayı okursa, Allah Teala onun merakını giderir, sıkıntısının yerine ferahlık verir."

Ashab:

"Ya Resulallah, bu kelimeleri öğrenmeli mi?" deyince, Resulüllah (s.a.v.):
"Evet, bunları işiten herkesin öğrenmesi lazımdır." buyurdular.

Bismillâhil kebiyri neûzü billâhil azıymi min şerri ırkın ne'ârin ve min şerri harrin nâr.

Razı ol! Ey Hayy ve Kayyûm olan Allah'ım! Bizlere selam

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SIKINTILARDAN KURTULMAK İÇİN


Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin salâten tünciynâ bihâ min cemiy'ıl ehvâli vel âfât vetakdıy lenâ bihâ cemiy'al hâcât ve tütahhirunâ bihâ min cemiy'ıs seyyiât ve terfeunâ bihâ ındeke a'led deracât ve tübelliğunâ bihâ aksal ğâyâti min cemiy'ıl hayrâti fil hayati ve ba'del memat.


"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat eyle! Öyle ki sen bu salat ile bizi her türlü tehlike, korku ve afetlerden kurtarır, her türlü ihtiyacımızı bu sebeple giderir, günahın her türlüsünden bizi bu yüzden temizler, nezd-i ilahindeki en yüksek derecelere bizi bu sebeple yükseltir ve bizi gerek hayattayken ve gerekse öldükten sonra hayırların her çeşidinde varılabilecek en uç noktaya ulaştırırsın!"

* Her mühim işin gerçekleşmesi, sıkıntının bertaraf edilmesi için bin defa okunmalıdır. Suda boğulmaktan korunmak için gemiye binmeden önce okunmalıdır.

Beş yüz defa okuyan dilek ve maksadına ulaşır. Dünyevi ve uhrevi arzuların gerçekleşmesi için gece yarısı bin defa okunmalıdır.
Bu salavat-ı şerifenin fazileti o kadar yücedir ki, İmam-ı Nebhânî:
"O kadar sırları vardır ki, biz bunları cahillerin eline geçer korkusu ile açıklamadık. " diyor.


Sıkıntı ve kederden korunmak için okunacak diğer bir salavat-ı şerife de aşağıda gelen salavattıı Samimiyetle okuyan kimse, Allah'ın izni ile sıkıntıdan kurtulur:


Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedinin nebiyyil ümmiyyit tâhiriz zekiyyi salâten tehullü bihel ukadü ve tefükkü bihel kürab.

"Allah'ım! Efendimiz, ümmî, temiz, tertemiz Peygamber Muhammed'e salat eyle ki sen bu sebeple düğümleri çözer, üzüntüleri dağıtırsın!"
***
Aşağıda gelecek salavat-ı şerife sıkıntı, musibet anında okunur. Her çeşit sıkıntıdan kurtulmak için gece yarısı iki rekat namaz kılınır. Kıbleye karşı dönerek bu mübarek salavat-ı şerife (100) defa okunursa Allah Teala o kimseden her sıkıntı ve belayı kaldırır. Bir yere Efendimiz (s.a.v.)'in ruhaniyeti gelirse hiç orada sıkıntıdan eser kalır mı?
Salavat-ı şerife budur:


Allâhümme saİli ve sellim alâ seyyidinâ ve mevlânâ muhammedin salâten tehüllu bihâ ukdetî ve tüferricü bihâ kürbetî ve tünkızünî bihâ min vahletî ve tükıylü bihâ usratî ve takdıy bihâ haceti.

"Allah'ım! Efendimiz, önderimiz Muhammed'e salat ve selam eyle ki sen müşkillerimi bu salaî yüzünden çözer, sıkıntılarımı bu yüzden açar, düştüğüm bataklıktan beni bu sebeple kurtarır, yanılıp sürçtüğümde beni bu yüzden bağışlar ve ihtiyaçlarımı bu salat sebebiyle giderirsin!"

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SABAH NAMAZININ FARZI NASIL KILINIR?

S- Sabah namazının sünnetini kıldıktan sonra farzını nasıl kılarsın?
C- Kamet getirdikten sonra: "Niyet ettim bu sabah namazının iki rekat farzını kılmaya" dedikten sonra "Allâhü ekber" diyerek ellerimi kaldırırım. Sonra ellerimi bağlarım. Bundan sonra, sabah namazının sünnetini nasıl kıldıysam bunu da aynen öyle kılarım.
S- Kamet nasıl getirirsin?
C- Allâhü Ekber (4 defa)
Eşhedü en lâ ilahe illallah (2 defa)
Eşhedü enne muhammeder rasûlüllâh (2 defa)
Hayye ales salâh (2 defa)
Hayye alel felah (2 defa)
Kad kâmetis salâh (2 defa)
Allâhü ekber (2 defa)
Lâ ilahe illallah (1 defa)
S- İmam olduğun zaman bu kameti kendin mi getirirsin?

C- Müezzin varsa o getirir. Müezzin yoksa kameti de ben getiririm.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SABAH NAMAZININ SÜNNETİ NASIL KILINIR?


Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: "Niyet ettim bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya", diye niyet edilir. Hemen eller yukarıya kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Ondan sonra eller bağlanır ve "Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük" okunur. Arkasından "Eûzübillahimineşşeytani'r-racim Bismillahirrahmanirrahim" diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra "Amîn" denir ve bir mikdar daha Kur'an okunur (1). Arkasından "Allahu Ekber" deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa "Sübhane Rabbiye'l-Azîm" denir. Sonra "Semiallahülimen hamideh" denilerek ayağa kalkılır. Ayakta "Allahümme rabbena ve lekelhamd" denilir (2). Ondan sonra "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır. Secde halinde de üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denir. Sonra "Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir tesbih miktarı durulur. Yine "Allahu Ekber" denilerek ikinci secdeye varılır. Bunda da üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.

Bu ikinci secde arkasından "Allahu Ekber" denilerek ikinci rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur'an okunur. Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna "Ka'de = oturuş" denir. Burada "Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina" diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sağ tarafa ve yine "Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah" diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı namaz bitmiş olur (3).

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SABAH NAMAZININ SÜNNETİNDEN SONRA OKUNACAK DUALAR

Allahümme rabbe cibrîle ve isrâfîle ve mîkâiyle ve muhammedinin nebiyyi sallellahü aleyhi ve selleme eûzü bike minen nâr.
Manası: Cibril'in, İsrafil'in, Mikail'in ve Muhammed'in (s.a.v.) Rabbi olan Allah'ım, cehennemden sana sığınırım.
"Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, sabah namazının sünnetinden sonra, bu duayı üç defa okurlardı."
Estağfirullâhellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyh.

"Sabah namazının farzından evvel bu istiğfarı üç defa okuyan kimsenin denizlerin köpüğü kadar günahı olsa Allah Teala affeder."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİN FAZİLETİNE DAİR

Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:
"Sabah namazının farzından evvel iki rekat
sünnet kılmak dünya ve onun içindekilerden daha
hayırlıdır."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SABAHLARI VE AKŞAMLARI OKUNMASI FAZİLETLİ OLAN DUALAR


Allâhümme ente rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûü leke bi nı'metike aleyye ve ebûü bi zenbî fağfir lî, fe innehû lâ yağfiruz zünûbe illâ ente.


Manası:
Ey Allah'ım, Sen benim rabbimsin. Sen'den başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın. Ben de Senin kulunum. Zat-ı Ecelli Ala'na verdiğim sözde elden geldiği kadar sebat etmeye çalışıyorum. Yaptığım günahların şerrinden Sana sığınırım. Sana karşı yaptığım günahları itiraf ediyorum, ya Rabbi! Verdiğin nimetlere de şükrederek mu'terifim. YaRabbi, beni mağfiret et. Çünkü senden başka günahları affedecek ilah yoktur. Sa'dad b. Evs (r.a.)'dan: Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurdular: "Her kim Seyyidül İstiğfar'ın sevap ve faziletine kalben inanarak, sabah okuyup da akşam olmadan ölürse o kimse cennet ehlidir. Gece okur da sabah olmadan ölürse yine Cennet ehli zümresindendir."

Allâhümme lekel hamdü lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdüke âmentü bike muhlisan leke dînî, innî esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfiruke bi zünûbilletî lâ yağfıruhâ illâ ente.
Manası:
Ey Allah'ım! Sana hamd olsun. Senden başka ilah yoktur. Sen benim Rabbimsin, ben de Senin kulunum. Ve ben Sana samimi olarak iman ettim. Sabah ve akşam Sana söz verdiğim ve vaad ettiğim halde hasbel beşer yaptığım fena amelimden Sana tevbe eder, "estağfirullah" derim. O günahlarım ki Sen'den başka onları kimse affedemez.
Ümmet el-Bahili (r.a.)'dan:
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz yemin etmek adetleri olmadığı halde, bu istiğfar hakkında yemin ederek şöyle buyururlardı:
"Her kim bu istiğfarı sabah ve akşam üçer defa okur da o gün ölürse muhakkak cennete girer."
Not: (Asbahtü) kelimesinin, akşamlan (Emseytü) diye okunmasına dikkat edilmelidir.


Allâhümme innî asbahtü üşhidüke ve üşhidü hamelete arşike ve melâiketeke ve cemiy'a halkıke enneke entellâhü lâ ilahe illâ ente ve enne muhammeden abdüke ve rasûlük.

Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:

"Her kim bu duayı sabahladığı vakit okursa o gün işlediği hataları affolunur. Akşam okursa geceleyin işlediği hataları ve günahları bağışlanır."



Allâhümme ente halaktenî ve ente tehdînî ve ente tut'ımünî ve ente teskıynî ve ente tümîtünî ve ente tuhyînî.

Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Kim sabah ve akşamladığı vakit bu duayı yedişer defa okur da Allah Teala'dan bir istekte bulunursa kabul edilir. Allah Teala Musa (a.s.)'a bu kelimeleri öğretmiştir. Sabah ve akşam bu duayı yedişer defa okur, Allah'tan her istediği ona verilirdi."


Sübhânellâhi ve bi hamdihî lâ kuvvete illâ billahi mâ şâellâhü kâne ve lem yese* lem yekûn a'lemü ennallâhe alâ külli şey'in kadiyr. Ve ennallâhe kad ehâta bi külli şey'in ılmâ.

Allah Resulü (s.a.v.) buyuruyorlar ki: "Her kim bu teşbihi sabahleyin okursa akşama kadar, akşam okursa sabaha kadar Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri bütün musibet ve serlerden o kimseyi muhafaza eder."

"Bir kimse sabah ve akşam yüzer defa "sübhânellâh" derse Cenabı Ecelli Ala yüz hac yapmış kadar sevap ihsan eder. Sabah ve akşam yüzer defa "elhamdü lillâh" derse o gün rızayı bari için yüz at yüklemiş veya yüz defa savaşa girip düşmanla çarpışmış kadar ecre nail olur. Sabah akşam yüzer defa "lâ ilahe illallah" derse, İsmail (a.s.) soyundan yüz köleyi hürriyete kavuşturmuş kadar ecir verilir. Sabah akşam yüzer defa "Allâhü ekber" derse, o gün bu zikri okuyan kimseden daha çok sevap kazanan kimse bulunmaz. Ancak bu zikri daha fazla okuyan kimse müstesna."


Sübhânellâhi ve bi hamdihî.

Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:
"Bir kimse sabah ve akşam bu teşbihi yüzer defa okursa hiç bir kimse onun bu teşbihi okumasından daha faziletli bir zikir getiremez. Meğer ki, o kimse bu teşbihi daha çok okumuş olsun."

"Ey Abdullah b. Hubeyb! Sabah ve akşamladığın vakit, Kul hüvallâhü ehad... Kul eûzı: bi rabbil felak... Kul eûzü bi rabbin nâs... surelerini üçer defa oku. Bunlar dünyevi ve uhrevi her şeyine kâfi gelir."

Eûzü bi kelimâtillâhit tâmmâti min şerri mâ halak.

Manası:
Mahlukatın şerrinden Cenabı Hakk'u: Kur'an'ına sığınırım.
* Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'e bir kimse sele. ve: "Ya Resulellah, dün gece beni ısıran akrepten ızdırap çektim." dedi.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SAFFAT SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETİNE DAİR HADİSLER

Sübhâne rabbike rabbil izzeti amma yasıfûn. Ve selâmün alel murseliyn. Vel hamdü lillâhi rabbil âlemiyn.
Manası:
İzzet sahibi Rabbin müşriklerin O'na layık olmayan vasıflarından münezzehtir. Selam Resullerin üzerine olsun. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdve sena olsun.
*Resulü Ekrem Efendimiz bu ayetin fazileti hakkında şöyle buyuruyor:
"Her namazın arkasından bu ayetleri okuyan kimseye tam ölçekle sevap verilir."
"Kıyamet günü tam ölçekle sevap almak isteyen kimse oturduğu meclisten kalkmadan (bu ayetleri) okusun."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SALAT-I TEFRİCİYYE

Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ muhammedinillezî tenhallü bihil ukadü ve tenfericü bihil kurabil ve tukdâ bihil havâicü ve tünâlü bihir reğâibü ve husnül havâtim i ve yüsteskal ğamâmü bi vechihil keriymi ve alâ âlihî ve sahbihî fî külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lûmin lek.

"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e en mükemmel bir şekilde salat ve noksansız selam eyle ki düğümler onun hürmetine çözülür, hüzün ve kederler onun hürmetine dağılır, ihtiyaçlar onun hürmetine giderilir, arzulara ve iyiliklere onun sebebiyle nail olunur Bulutlar onun mübarek hatırı için yağmurlanır. Ona, âline ve ashabına sana topyekün malum olanlar sayısınca her an ve her nefes salat ve selam olsun!"

Fazileti:
İmam-ı Kurtubî diyor ki:
"Bu salavat-ı şerifeyi kim her gün kırk bir, yüz veya daha fazla okursa, Allah onun gam ve kederlerini, sıkıntı ve üzüntülerini giderir, işlerini kolaylaştırır, iç alemini de nurlandırır."
Hizbül Ebrar sahibi diyor ki:
"Bu salavat-ı şerifenin faydasını; erkek, kadın, büyük, küçük kime haber verdimse, devam edenlerin hepsinin maksadlarına nail olduklarını gördüm.
1- Ashab-ı manasıptan niceleri amellerine nail oldular.
2- Şifasından aciz kalınan nice hastalar bu salavatın bereketi ile şifa buldular.
3- Müderris bir alimin, yirmi senedir yakalandığı sar'a hastalığından, bu salavat-ı şerifeye 550 devam etmesi sayesinde kurtulduğuna şahit olmuşumdur.
4- Bu salavat-ı şerifeye devam edenler, her türlü iç ve dış düşmanların şerrinden Allah'ın izni ile kurtulurlar."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SALAT-I VİTİR'İN FAZİLETİNE DAİR HADİS-İ ŞERİFLER

Resulü Ekrem buyurdu:
"Her kim ayın üç gününü oruçlu olarak geçirir, seferde ve hazarda da vitir namazını kılar, terk etmezse, onun için şehit ecri verilir."
Yani Cenabı Peygamber'in ismi anıldığı zaman salavatı şerife getirmeye mecbursun. Eğer Cenabı Peygamber'in bir mecliste ismi çok işitilirse, ulemanın çoğu "bir defa getirirse mesuliyetten kurtulur." dediler.
Bunu İmam-ı Tahâvî kabul etmiyor, diyor ki:
"Cenabı Peygamber'in her ismini işiten salavatı şerife getirmelidir, çünkü vaciptir. Namaz içerisindeki salavatı okumak sünnettir. Günde yüz defa getirmek ise müstehaptır. Ne kadar çok getirirsen o kadar makbuldür."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SALAT-I ŞERİFE GETİRENE NE GİBİ MÜJDELER VARDIR?

Cenabı Peygamber (s.a.v.) buyuruyorlar:
"Kıyamette bana en layık ümmetim üzerime en çok salavatı şerife getirendir."
Cenabı Peygamber (s.a.v.) evvela yanına salavatı şerifeyi çok getireni kabul eder.
Cenabı Hakk Celle Hazretleri buyuruyor:
"Bana en layık olan kulum Kur'anı Kerim'i çok okuyandır."
İnsanı Allah'a götürecek Kufan'dan daha büyük bir ibadet yoktur. Hele namazda olursa. Ama sen, "ben Kur'an okumayı bilmiyorum" dersen, Fatiha'yı, Kul hüvallâhü ehad'ı durmadan oku!"
Cenabı Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:
"Bir adam salavatı şerife getirirse farkına varır, ona cevap veririm. Ve aleyküm selam derim; sevabını da ayrıca alır."
Cenabı Peygamber (s.a.v.) insana yedi yerde şefaat edecektir:
Dünyada insanın başı dertte ve sıkıntıda kaldı mı rüyada Cenabı Peygamber evine gelir. Cenabı Peygamber bir kimsenin evine gelecek olursa muhakkak ki o kimseyi kurtarmaya gelmiştir.Ölürken, bazı kimseler ayaklarını toplarlar. Etrafında bulunanlar: "Ayağını niye topluyorsun, sen hastasın?" derler. O adam: "Huzur-u Saadet'te nasıl ayağımı uzatayım?" der. Demek ki Cenabı Peygamber Efendimiz vefat edecek olan o kimsenin yanında bulunuyorlar.
Kabirde,
Kabirden kalkarken,
Kıyamet gününde,
Sırat üzerinde,
7- Cennete giren kimsenin makamını  yükseltmek için şefaat edecektir.

Salavatı şerife getirmenin en kıymetli vakitleri cuma gecesi ile cuma günüdür. Onun için bu vakitlerin kıymetini bilmelidir. Bazı alimler der ki:
"Bu vakitlerde salavatı şerife getirmekten daha büyük bir ibadet yoktur."

Yine Cenabı Peygamber, salavatı şerife getirmenin fazileti hakkında:
"İki arkadaş birbirlerini severler, birbirleri ile karşılaştıkları vakit musafaha yaparlar, üzerime salavatı şerife getirirlerse oradan ayrılmadan Allah Teala ikisini de affeder. " buyuruyor. Musafaha, el sıkışmak demektir. Bu konuda Kur'an-ı Kerim'de de ayet vardır.


Allah Celle Celâlühû buyuruyor:
 Ey insan!
üç şey senin üzerine vaciptir:
1-Malın zekatını vermek.
2-Akrabalarını ziyaret etmek.
3.-Ev halkının ve misafirlerinin ihtiyaçlarını karşılamak.
Sana vacip kıldığım şeyleri yapmazsan, ben de seni aleme ibret olacak şekilde cezalandırırım.
Ey insan! Ev halkının haklarını gözettiğin gibi komşularının da haklarını gözetmezsen, sana rahmet nazarıyla bakmam ve iltifat etmem. Duan da kabul olunmaz.
Ey insan! Sana haram ettiğim şeylere bakma. Çünkü senin vücudundan kurtların yiyecek olduğu ilk şey gözlerindir.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SALAVAT-I ŞERİFE GETİRMENIN FAZİLETİ

 Efendimiz Aleyhisselam buyurdu:
- İsmimi duyunca salavat getirmeyen, insanların en cimrisidir.
- Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir.
- Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişmanlık duyacaklardır.
- Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun sürünsün.
- Üç kişi yüzümü göremeyecektir. Ana babasına isyan eden, sünnetimi terk eden, üzerime salavat getirmeyen.
- Adımı işitip de salavat getirmeyen, sonu mutsuz kimsedir.
- Üzerime salavat getirmeyi unutan, cennetin yolunu da unutmuştur.
- Adımı duyup da salavat getirmeyen, bana cefa etmiştir.
- Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.
- Üzerime salavat getirirseniz Allah da sizin üzerinize salavat getirir.
- Bana salavat getirin. Nerede olursanız olun salavatımz bana ulaşır.
* Allah Teala buyurdu:
"Bir defa salavat getirene Ben ve meleklerim on defa salavat getiririz."
-Cuma günü ve geceleri üzerime (100) defa salavat getirenin Allah Teala otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz hacetini kabul eder.
- Dua ile sema arasında bir engel vardır. Üzerime salavat getirilince engel açılır, dua yerine ulaşır.
- Sünnetimi ihya eden, üzerime salavat getiren, darda kalanlara yardımda bulunanlar kıyamet gününde arşın gölgesinde olacaklardır.
- Sırat üzerinde kalmış, hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip o durumdan onu kurtardı.
- Dün gece acayip bir şey gördüm. Adamın biri Sırat üzerinde düşüp kalkıyordu. O anda üzerime getirdiği salavat geldi. Elinden tuttuğu gibi Sırat'tan geçirdi.
- Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz.
- Kıyamet günü büyük ecir almak isteyen, üzerime salavat getirsin.
- Cuma günü üzerime (80) kere salavat getirenin seksen senelik günahı affolunur.
- Üzerime salavat getirilmeden yapılan hiçbir dua kabul olunmaz.
- Karşılaşan iki mii'min salavat getirerek ıııusafaha ederlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır.
40«
- Üzerime (100) defa salavat getirene, Allah (c.c.) bin defa rahmet nazarı ile bakar. İştiyakla daha fazla getiren için kıyamet gününde şefaat ve şahitlik ederim.
- Üzerime bir günde (1000) defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez.
- Cuma günü üzerime (100) defa salavat-ı şerife getiren kimse kıyamette öyle bir nur ile gelecektir ki, eğer o nur bütün mahşer ehline taksim edilse hepsine yeterdi.
- Ömrünü boş yere heba eden kişi kaybettiği zamanı telafi etmesi için salavat-ı şerife ile meşgul olmalıdır. Eğer bütün ömrünü ibadetle geçirmiş olsan ve sonra bir defa salavat-ı şerife getirsen, getirdiğin salavat bütün ibadetlerinden daha ağır gelirdi. Çünkü sen kendi gücün nisbetinde salavat getirmektesin. Allah Teala da Rububiyyeti hesabıyla senin bir salavatına karşılık sana on salavat getirmektedir. Yani Allah Teala sana on defa rahmet nazarıyla bakmaktadır. Allah Teala'nın kuluna nazar-ı rahmeti; insin, cinnin ibadetinden daha hayırlıdır. Çünkü Allah (c.c.) kuluna bir defa rahmeti ile nazar edince o kul azaba duçar olmaz.
- Allah Teala, Musa (a.s.)'ya:
"Ey Musa, bana hamd ediciler olmasaydı semadan bir damla yağmur indirmez, yerden de hır nebat bitirmezdim. Ey Musa, göz nurunun göz in yakınlığından daha yakın olmamı ister "
400
"İsterim ya Rabbi!"
"Öyle ise Resulüm Muhammed (s.a.v.)'e çokça salavat getir." buyurdu.
* Hazreti Musa (a.s.) denizden geçeceği vakit asası ile denize on defa vurdu, fakat deniz ikiye ayrılmadı.
Allah Teala, Musa (a.s.)'ya: "Muhammed ve ehl-i beytine salavat getir." buyurdu.
Musa (a.s.) salavat getirip asasını denize vurunca deniz ikiye ayrıldı.
- Allah Teala, perşembe günü ikindi vakti, melekleri salavat-ı şerife getirenlerin ismini yazmak üzere yeryüzüne gönderir. Cuma günü ve gecesi salavat getirmeyi ihmal etmemelidir.
* Salavat-ı şerife dünya ve ahirette insanın derecesini yüceltir. Onu büyük bir nur sahibi kılar. Kazancı en bol bir ticaret kaynağıdır. Ehlulllah, hep bu sayede ehlullah olmuşlardır.
* Şeytanlar çok ibadetlere el uzatır, lakin salavat-ı şerife öyle değildir. Ona katiyyen dokunamazlar. Çünkü, ruhaniyyet-i Peygamberi salavat-ı şerife getirilen yerlerde bulunur. Salavat-ı şerife dünya ve ahiret işlerinin cümlesine kâfidir. Salavat-ı şerifelerin en faziletlileri Cenabı Peygamberimizin öğrettikleridir. Salavat-ı şerife getirmenin faziletine dair bir kaç hadisi şerif mealini sır al iv alım:
- Kim üzerime bir defa salavat getirirse Allah Teala o kimsenin on günahını giderir. On sevap yazar ve on derecesini yükseltir. On köleyi hürriyete kavuşturmuş kadar ecre nail olur.
- Bana bir defa salavat getirene Allah Teala on defa rahmet eder; on defa getirene Allah Teala yüz defa rahmet eder; yüz defa getirenin iki gözü arasına münafıklıktan ve cehennemden berî olduğuna dan berat yazılır. Kıyamet gününde ise Allah Teala onu şehitlerle birlikte iskan eder.
- Yeryüzünde Allah'ın vazifeli melekleri vardır. Onlar ümmetimin getirdikleri selamı bana ulaştırırlar.
- Kim bana günde yüz defa salavatı şerife getirirse, Allah Teala onun yetmişi ahiretine, otuzu dünyasına ait olmak üzere yüz hacetini ihsan eder.
- Her kim üzerime bir defa salavat getirirse, Allah Teala ona on defa rahmeti ile tecelli eder.
- Kıyamet gününde insanların bana en yakın olanları, üzerime en çok salavat getirenleridir.
- Kabrimi bayram yerine çevirmeyin, üzerime salavat getirin. Zira nerede olursanız olun getirdiğini/ salat ü selamlar bana ulaşır.
- Yanında anıldığım halde üzerime salavat getirmeyen kimsenin yüzü yere sürtülsün, hakarete uğrasın.
Allâhümme sallı alâ seyyidinâ muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasûliken nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim tesliymen bi kadri azameti zâtike fi külli vaktin ve hıyn.
"Allah'ım, senin kulun, Peygamberin, ümmi bir Rasulün olan Efendimiz Muhammed'e, onun âline, ashabına, zâtının azametinin sonsuzluğu nisbetinde her vakit ve her zaman salat eyle, kamil manada esenlikler ver!"
2- Bu salavat-ı şerifeyi de bir defa okumak diğer salavatlardan yüzbin defa okuma tesir ve gücündedir.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SALAVAT-I ŞERİFE HAKKINDA BİR KISSA

Süfyan-i Sevrî anlatıyor:
Hacca gittiğimde bir gencin Kabe'nin örtüsüne asılarak, Peygamber (s.a.v.) üzerine candan salat ü selam getirmekte olduğunu görünce:
"Burası Beyt-i Haram'dır. Her yerin kendine has bir duası vardır. Sense devamlı olarak salavtüselam getiriyorsun. Bunun sırrı acaba nedir?" diye sordum.
Şu cevabı verdi:
"Babamla birlikte hac yoluna koyulmuştuk. Babam yolda vefat etti. Yüzü simsiyah olmuştu. Başı da adeta hınzır başını andırıyordu. Bir anda üç bela ile karşılaşmıştım: Babamın vefatı, yüzünün simsiyah oluşu ve başının hınzır başına benzeyişi... İnsanlara, utandığımdan durumunu bildiremedim. O anda gözlerime uyku bastı ve uyudum.
Rüyamda orta boylu, son derece güzel ve yakışıklı bir genç geldi. Babamın başucuna oturdu. Mübarek elini yüzüne sürdü. Yüzü derhal bembeyaz oldu. Başı da eski haline döndü.
Tam döneceği sırada:
"Allah'ın rahmeti üzerine olsun, acaba siz kimsiniz?" diye sordum:
"Tanımadın mı beni? Ben ademoğullarının ulusu, Allah'ın elçisi Muhammed'im. Ey genç, babana azal) melekleri gelip kendisini o hale soktuklarında, derhal bana getirilen salat ü selamı bana ulaştırmakla görevli olan melekler gelip bana durumu bildirdiler. Ben de bunun üzerine hemen gelip babanın durumunu bir anda düzeltiverdim. Baban içkici idi, ama aynı zamanda çokça salat ü selam getirirdi." buyurdu.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SALAVAT-I ŞERİFE (YETMİŞ BİN SALAVAT GÜCÜNDE)


Allâhümme salli ve sellim alâ seyyidinâ ve mevlânâ muhammedin bahri envârike ve ma'deni esrârike ve lisâni huccetike ve urûsi memleketike ve imâmi hadratike ve tırâzi mülkike ve hazâini rahmetike ve tariykı şeriy'atikel mütelezzizi bi tevhıydike insani aynil vücûdi ves sebebi fî külli mevcûdin ayni a'yâni halkıkel mütekaddimi min nûri dıyâike salâten tühıllii bihâ ukdetî ve tüferricü bihâ kürbetî ve tünkızünî bihâ min vahletî ve tükıylü bihâ asratî ve takdî bihâ hâcetî salâten türdıyke ve türdıyhi ve terdâ bihâ annâ yâ rabbel âlemiyne adede mâ châta bihî ılmüke ve alısâhü kitâhüke ve cera bihî kalemüke ve sehekal bihî meşîetüke ve hassasathü irâdetüke ve şehidet bihî melâiketüke ve adedel emtâri vel ahcâri ver rimâli ve evrâkıl eşcâri ve emvâcil bihâri ve miyâhil uyûni vel âbâri vel enhâri ve melâiketil bihâri ve cemiy'ı mâ haleka mevlânâ min evveliz zemâni ilâ âhırihî ve mâ medâ fiyhi minel leyli ven nehâri vel hamdü lillâhi vahdehül azîzil ğaffâr.

"Allah'ım! Senin nurlarının denizi, esrarının menbai, hüccetinin dili, mülk ve saltanatının damadı, yakınlarının önderi, mülkünün numunesi, rahmetinin hazinesi, şeriatının yolu, senin tevhidinden lezzet duyan, varlık aleminin göz bebeği, her şeyin yaratılış sebebi, mahlukatının en seçkini, senin ışığının nurunun önderi Efendimiz ve seyyidimiz Muhammed'e; müşkillerimi halledecek, üzüntümü sevince döndürecek, düştüğüm bataklıktan beni kurtaracak, tökezleyip düştüğüm yerden kaldıracak, ihtiyacımı giderecek, hem seni, hem de kendisini memnun edecek ve kendisini bizden razı edecek bir şekilde ve ilminin kuşattığı, kitabının saydığı, kaleminin yazdığı, önceden dilediğin, iradene tahsis ettiğin, meleklerinin gördüğü şeyler sayısınca, yağmurlar, taşlar, kumlar, ağaç yaprakları, deniz dalgaları, pınar, kuyu ve ırmak suları, deniz melekleri zamanın başlangıcından sonuna kadar senin yarattığın mahlukat ile gelmiş geçmiş gece ve gündüzler sayısınca salat ve selam eyle. Yalnızca Aziz ve Ğaffâr olan Allah'a hamd olsun. "

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SALAVAT-I ŞERİFE (YÜZ BİN SALAVAT GÜCÜNDE)

Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ muhammedinin nûriz zâtiyyi ves sirris sârî fî sâiril esmâi ves sıfat.

"Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e salat ve selam eyle, onu mübarek kıl ki, o mücessem bir nur ve diğer isim ve sıfatlara nüfuz eden bir sırdır!"
Fazileti:
1- Bu mübarek salavat-ı şerife yüz bin salavat gücündedir. Bir defa okuyan, yuzbin salavat okumuş gibi ecre nail olur. Sıkıntıların izalesi için okunması tavsiye edilmiştir.
Sabah ve akşam (11) defa okunmalıdır. Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Herhangi bir kimse bana selam verirse Allah mutlaka onu ruhuma ulaştırır ve ben de onun selamını alırım."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SALLİ-BARİK

Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli muhammed, kemâ salleyte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiyme inneke hamiydün mecid.

Manası:

Allah'ım! Muhammed Aleyhisselam'a ve O'nun âline, İbrahim Aleyhisselam'a ve O'nun âline rahmet ettiğin gibi rahmet et. Muhakkak Zatı Ecelli ve Ala'n O'nu öğmüşsün ve yüce kılmışsın.

Allâhümme bârik alâ muhammedin ve alâ âli muhammed, kemâ bârakte alâ ibrâhiyme ve alâ âli ibrâhiym, inneke hamiydün mecîd.

Manası:
Allah'ım! Muhammed Aleyhisselam'a ve O'nun âline, İbrahim Aleyhisselam'a ve âline hayır ve bereket verdiğin gibi hayır ve bereket ver. Muhakkak Zat-ı Ecelli ve Ala'n O'nu öğmüşsün ve yüce kılmışsın.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SARA VE CİN TUTANA KARŞI OKUNACAK AYETİ KERİME

Bismillâhirrahmânirrahıym.
E fe hasibtüm ennemâ halaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türceûn. Fe teâlellâhül melikül hakk, lâ ilahe illâ hû, rabbül arşil keriym. Ve men yed'u meallâhi ilahen âhara lâ bürhâne lehû bihî fe innemâ hısâböhû inde rabbih, innehû lâ yüflihul kâfirim. Ve kul rabbığfir verham ve ente hayrur râhımiyn.


* Abdullah b. Mes'ud (r.a.) sara ve cin tutan bir kimsenin kulağına bu ayeti kerimeleri okudu. Hasta hemen toparlanıp kendine geldi. Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.): "Onun kulağına ne okudun? " buyurdu. İbni Mes'ud: "Efehasibtüm ennemâ halaknâküm... ayetlerini okudum, dedi. Resulü Ekrem: "Eğer bir kimse bu ayetleri tam bir iman ve sadakada bir dağa okursa, dağ harekete gelirdi." buyurdu.


Bismillâhîrrahmânirrahıym. Ve kulil hamdü lillâhillezî lem yettehız veleden ve lem yekûn lehû şeriykün fil mülki ve lem yekûn lehû veliyyün minez zülli ve kebbirhü tekbiyrâ.

Fazileti:
"Allah Teala bu ayeti okuyana yerler ve dağlar gibi sevaptan ecir yazar."
"Bu ayet okunan eve hırsız veya bir âfât girmez."

* "Abdülmuttalib oğullarından konuşmaya başlayan her çocuğa Resulü Ekrem bu ayeti öğretirdi."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SARA VE DELİLİĞE KARŞI OKUNACAK DUA

Bismillâhirrahmânirrahıym. Ve nünezzilü minel kur'âni mâ hüve şifâün ve rahmetün lil mü'nıinîne ve lâ yeziydüz zâlimiyne illâ hasârâ.

Manası:
Ve biz Kur'an'dan mü'minlere şifa ve rahmet olan şeyi indirdik. O, zalimlerin ancak hasarını artırır.

* Yanında küçük çocuğu olan bir kadın
Resulü Ekrem'e gelip dedi ki:
"Yâ Resûlellah, çocuğumu sara hastalığı tutuyor. Onun için dua buyurunuz." Bunun üzerine Resulü Ekrem (s.a.v.) o çocuğa bu ayeti okudu ve çocuk da iyileşti.
* Hüccetü'l-İslâm İmam-ı Gazâlî bu ayeti okuyarak her hastalığa çare bulan bir kimse ile ilgili olarak şöyle bir hadiseyi anlatıyor:
"Bağdat'ta çeşitli hastalıklara okuyan veya Kur'an-ı Kerim'den bir şey yazan bir kimse vardı. Fakat her hastalığa karşı hep aynı şeyleri tavsiye ederdi. Bir gün kendisine: "Size çeşitli hastalıklar için müracaatta bulunulduğu halde hep aynı tavsiyelerde bulunuyorsunuz. Halbuki gelen hastaların hastalıkları hep ayrı ayrı şeyler. Bu nasıl oluyor?" dedim.
Cevaben şöyle dedi:
"Hastalık ne kadar çok olursa olsun, hepsinin ilacı aynıdır. Şifayı ihsan eden ancak Allah Teala'dır."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SAVAŞTAN DÖNEN KİMSEYE KARŞI YAPILACAK DUA

Elhamdü lillâhillezî nasarake ve eazzeke ve ekramek.

Manası: Hamd, sana yardım eden, seni aziz kılan ve sana nusreti ikram eden Allah'a mahsustur. Hazreti Aişe (r.anha) validemiz anlatıyor: "Resulü Ekrem (s.a.v.) bir savaştan dönmüştü. Zat-ı risâlet penâhilerini karşıladım ve (bu duayı) okudum."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SECDE SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahıym.
Elif lâm mîm. Tenziylül kitabi lâ raybe fıyhi min rabbil âlemiyn. Em yekûlûnefterâh, bel hüvel hakku min rabbike li tünzira kavmen mâ etâhüm min neziyrin min kablike leallehüm yehtedûn. Allâhüllezî halekas semâvâti vel arda ve mâ beynehümâ fi sitteti eyyâmin sümmestevâ alel arş, mâ leküm min dûnihî min veliyyin ve lâ şefiy', efelâ tetezekkerûn. Yüdebbirul emre mines semai ilel ardı sunime ya'rucü ileyhi fi yevmin kâne mıkdâruhû elfesenetin mimmâ teuddûn. Zâlike âlimül ğaybi veş şehâdetil aziyzür rahıym. Ellezî ahsene külle şey'in halekahû ve bedee halkal insani min tıyn. Sümme ceale neslehû min sülâletin min mâin mehiyn. Sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhıhî ve ceale lekümüs sem'a vel ebsâra vel ef ideh, kaliylen mâ teşkürûn. Ve kâlû e izâ dalelnâ fil ardı e innâ le fi halkın cediyd, bel hüm bi likâi rabbihim kâfirûn. Kul yeteveffâküm melekül mevtillezî vükkile biküm sümme ilâ rabbiküm türceûn. Ve lev terâ izil mücrimûne nâkisû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semı'nâ fercı'nâ na'mel sâlihan innâ mûkınûn. Ve lev şi'nâ leâteynâ külle nefsin hüdâhâ ve lâkin hakkal kavlü minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmeıyn. Fe zûkû bi mâ nesiytüm likâe yevmiküm hazâ, innâ nesiynâküm ve zûkû azâbel huldi bi mâ küntüm ta'melun. Innemâ yü'minü bi âyâtinelleziyne izâ zükkirû bihâ harrû
sücceden ve sebbehû bi hamdı rabbihim ve hüm lâ yestekbirûn. (Burası secde ayetidir. Secde yapılacaktır.) Tetecâfâ cünûbühüm anil medâciı yed'ûne rabbehüm havfen ve tamean ve mimmâ razeknâhüm yünfîkûn. Fe lâ ta'lemü nefsün mâ uhfîye lehüm min kurrati a'yünin cezâen bi mâ kânû ya'melûn. £ femen kâne mü'minen ke men kâne fâsikâ, lâ yestevûn. Emmelleziyne âmenû ve amilus sâlihâti fe lehüm cennâtül me'vâ, nüzülen bi mâ kânû ya'melûn. Ve emmelleziyne fesekû fe me'vâhümün nâr, küllemâ erâdû en yahrucû minhâ üıydû fiyhâ ve kıyle lehüm zûkû azâben nârillezî küntüm bihî tükezzibûn. Ve le nüziykannehüm minel azabil ednâ dûnel azabil ekberi leallehüm yarciûn. Ve men azlemü mimmen zükkira bi âyâti rabbihî sümme a'rada anhâ, innâ minel mücrimiyne müntekımûn. Ve le kad âteynâ mûsal kitabe fe lâ tekün fi miryetin min likâihî ve cealnâhü hüden li benî isrâiyl. Ve cealnâ minhüm eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû, ve kânû bi âyâtinâ yûkmûn. İnne rabbeke hüve yafsdü beynehüm yevmel kıyameti fiymâ kânû fini yahtelifûn. E ve lem yehdi lehüm kem ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fi mesâkinihim, inne fi zâlike le âyât, e fe lâ yesmeûn. E ve lem yerav ennâ nesûkul mâe ilel ardıl cüruzi fe nuhricü bihî zer'an te'külü minhü en'âmühüm ve enfüsühüm, e fe lâ yübsırûn. Ve yekûlûne metâ hâzal fethu in küntüm sâdikıyn. Kul yevmel fethi lâ yenfeulleziyne keferû iymânühüm ve lâ hüm yünzarûn. Fc a'rıd anhüm ventezır innehüm müntezırûn.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


    SECDE SURESİNİ OKUMANIN FAZİLETİNE DAİR HADİSLER

"Resulü Ekrem, Sure-i Secde ve Sure-i Mülk'ü okumadan yatmazlardı."
"Resulü Kibriya Cuma günleri sabah namazlarında Sure-i Secde ve (hel etâ alel insani hıynün mincd dehri) surelerini okurlardı."
* "Kurtarıcıyı okuyunuz. O: "Elif lâm miym tenziyl..." d ir."
* günahı çok olan biri bu sureyi okur, bundan başka bir şey okumazdı. Bu sure onun üzerine rahmet kanatlarını açarak Cenab-ı Ecelli Alâ'ya: "Yâ Rabbi, sen bunu affet, zira beni çok okuyordu" dedi. Bunun üzerine Cenabı Hakk bu sure-i celileye kendisini okuyan hakkında şefaat izni verdi ve buyurdu: "Sure-i Secde'yi okuyanın her bir hatası için bir sevap yazın ve bir derecesini yükseltin."
* "Sure-i Secde'yi okuyan kimseye, bu surenin harflerinin her birine mukabil on sevap verilir."
* Allah Resulü buyuruyor:
" Secde suresi kıyamet gününde mahşer yerine iki kanatlı olarak gelir. Bu sure-i şerifeyi okumayı adet
haline getiren kimseyi mahşer yerinin şiddetli
hararetine karşı gölgeler. Mahşer halkını sıcaktan kavuran ve herkesin tepesinin üzerine yaklaşan güneşe Secde suresi şöyle der:
"Ey güneş, benim sakladığım kimseye ışığını  iletmek için asla yol bulamazsın."
* " Bir kimse herhangi bir gecede Secde, Yasin ve Tebareke surelerini okur ve bu surelere Kamer suresini ilave ederse, bu sureler o kimse için şeytan ve şerrine karşı bir koruyucu siper durumuna geçer. Ayrıca o kimsenin derecesi de yükselir. Kıyamet gününde bu sureleri okuyan kimse, büyük iltifatlarla mahşer halkına gösterilir."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


    SECDE SURESİNİN MANASI

Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla..
1. Elif, Lâm, Mîm. (Mukattaa harfleri olan bu harfler, Allah ile Peygamberi arasında bir şifre olup, surenin özeti durumundadır.)
2. Bu Kur'an'ın, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda şüphe yoktur.
3. Yoksa "Onu Peygamber kendisi uydurdu." mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiç bir uyarıcı peygamber gelmemiş bir kavmi uyarman için Rabbin tarafından gönderilen hak bir Kitap'tır. Umulur ki doğru yolu bulurlar.
4. Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra Arş üzerinde saltanatını kuran Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçiniz vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
5. Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bu işler sizin saydığınız hesap ile bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar.
6. İşte görülmeyeni de görüleni de bilen, mutlak üstün ve merhamet sahibi olan O'dur.
7. O, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanı yaratmaya çamurdan başlamıştır.
8. Sonra insan neslini, hakir bir sudan meydana gelen nutfeden yaratmıştır.
9. Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
10. Müşrikler dediler ki: "Biz yerin içinde kaybolduktan sonra mı, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" Doğrusu onlar, Rabblerinin huzuruna varacaklarını inkar eden kafirlerdi.
11. De ki: "Sizin canınızı almaya vekil kılınan ölüm meleği Azrail, canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
12. Habibim! Suçluları, Rabblerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük, işittik, şimdi bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim. Doğrusu biz artık kesin olarak inandık." derlerken bir görsen!
13. Biz dilesek elbette herkese hidayet verirdik. Takat, cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair benden kesin söz çıkmıştır.
14. Bu gününüze kavuşmayı unutmanın cezasını şimdi görün. Doğrusu biz de sizi unuttuk.
Yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın." deriz.
15. Bizim ayetlerimize ancak o kimseler inanır ki, bu ayetlerle kendilerine öğüt verildiğinde,büyüklük taslamadan secdeye kapanırlar ve
Rablerini hamd ile teşbih ederler
16. Onların yakınları, döşeklerinden aralanıp Rabblerine korkarak, umutlanarak dua eder, yalvarırlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden Allah rızası için harcarlar.
17. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için nice sevindirici ve göz aydınlatıcı nimetler saklandığını hiç kimse bilemez.
18. Öyle ya, mü'min olan, yoldan çıkmış kimse gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar.
19. İman edip de, iyi işler yapanlara gelince, onlar için yaptıklarına karşılık olarak varıp kalacakları cennet konaklan vardır.
20. Yoldan çıkanlara gelince, onların varacakları yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve kendilerine: "Yalandır deyip durduğunuz cehennem azabını tadın." denir.
21. Andolsun ki biz, en büyük azabtan önce onlara en yakın azabdan da tattıracağız. Olur ki dönerler.
22.Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki biz, suçlulardan öc alacağız.
23. Andolsun ki, Musa'ya da Kitap verdik. Sen de ona kavuşacağından şüphe etme. Biz onu, İsrail oğullarına bir hidayet rehberi yaptık.
24. Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle
25. inandıkları zaman, onların içinden buyruğumuzla
26. doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik.
27. Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
28. Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Hâlâ dinlemeyecekler mi?
29. Kuru yerlere suyu gönderip onunla kendilerinin ve hayvanlarının yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Hâlâ görmeyecekler mi?
30. "Doğru söylüyorsanız bildirin bakalım bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.
31. De ki: "Fetih ve hüküm gününde inkarcılara o gün edecekleri imanları fayda vermeyecek ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır."
32. Habibim! Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar da beklemektedirler.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SEFERDE BİR ŞEHRE GİRERKEN OKUNACAK DUA

Hayra hâzihil karyeti ve hayra ehlihâ ve hayra mâ fîhâ ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fîhâ.

Manası: Ey yedi kat semanın ve semanın taşıdıklarının, yedi kat yerlerin ve yerlerin içine aldıklarının Rabbi, şeytanların ve şeytanların saptırdıklarının Rabbi, rüzgarların ve rüzgarların harekete getirdiği şeylerin Rabbi! Zât-ı Ecelli Ala'ndan bu beldenin hayrını ve ehlinin hayrını ve içindeki olanların hayrını isterim. Bu beldenin ve ehlinin içindekilerin şerrinden sana sığınırım.

* "Resulü Kibriya (s.a.v.) seferde şehir veya bir köy görüp de oraya girmeyi istediklerinde (bu duayı) okurlardı

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SEFERDE CİN VE ŞEYTAN GÖRÜP BAYILANA OKUNACAK DUA

Resulü Kibriya Efendimiz buyurdu: "Sizden biri seferde şeytan veya cin görüp de bayılırsa, onun kulağına ezan okuyun. (Onların şerrini ezanla giderin.) Çünkü şeytan (cin) ezanı işitince arkasını dönerek kaçar."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEFERDEN DÖNEN KİMSEYE YAPILACAK DUA

Elhamdü lillâhillezî sellemek.

Manası: Seni (buraya) selamet içinde getiren Allah'a hamd olsun.
* Seferden dönen kimseye karşı bu duayı okumak müstehaptır.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEFERE ÇIKAN KİMSEYLE VEDALAŞIRKEN OKUNACAK DUA

Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve havâtiyme amelik.

Manası: Dinini (evlad ü iyâlini) ve her türlü emanetini ve son kaderini, Allah'a emanet ederim.
"Resulü Ekrem (s.a.v.) bir kimseyi yolcu ederken (bu şekilde) duada bulunurlardı."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEMADA BULUT GÖRÜLÜNCE OKUNACAK DUA

Allâhümme innî eûzü bike min şerrihâ.

Manası: Onun şer ve afatından sana sığınırım Allah'ım.
"Peygamberimiz (s.a.v.) semada bulut gördüğü vakit işi bırakır, (bu duayı) okurlardı."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SEMAYA BAKINCA OKUNACAK DUA

Rabbena mâ halakte hazâ bâtılen sübhâneke fekınâ azâben nâr.

Manası: Ey bizim Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Zatı Ecelli Ala'nı noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.
* "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) semaya bakınca (bu duayı) okurlardı."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SENE BAŞINDA OKUNACAK DUA


Allâhümme entel ebediyyül kadiymül hayyül kayyûmül keriymül hannânül mennânü ve hâzihî senettin cedîdeh, es'elüke fîhel ismete mineş şeytânir raciymi ve evliyâihî vel avne alâ hâzihin nefsil emmârati bis sûi vel iştigâli bi mâ yükarribünî ileyke yâ zel celâli vel ikram.

Muharremin ilk gününde iki rekat namaz kılıp her rekatında Fatiha'dan sonra üç kere ihlas, bin kere şu ayet-i kerime okunur:
Ellezîne kale lehümün nâsü innen nâse kad cemeû leküm fahşevhüm ve zâdehüm imânen ve kâlû hasbünallâhü ve nı'mel vekiyl.

Daha sonra yüz kere şu dua okunur:
Yâ kâfiye mûsâ fıravne ve yâ kâfiye muhammedenil ahzâbe ikfınî mâ ehemmenî.
Allahü Teala onun bütün sene içindeki gam ve kederini giderir. Kim ki bunu herhangi mühim bir iş için yaparsa Allahü Teala onun için de kendisini muvaffak kılar.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SENENİN SONUNDA YAPILACAK DUA

Senenin son ayı olan Zilhicce ayında aşağıdaki duayı yedi kere kim okursa Allahü Teala onun geçmiş bütün günahlarını mağfiret eder. Şeytan da: "Eyvah!
Bir saat içinde bütün geçmiş günahları yok oldu. der. Dua şudur:

Allâhümme mâ amiltü min amelin fî hâzihis seneti m i m mâ neheytenî anhü ve lem terdahû ve nesîtühû ve lem tensehû ve halimte annî ba'de kudratike alâ ukûbetî ve deavtenî ilet tevbeti ba'de cerâetî aleyke fağfır lî yâ ğafûr.

Bir rivayette şöyle varid olmuştur: Zilhiccenin son gününde zevalden önce kim dört rekat namaz kılar, her rekatında yedi kere Fatiha ve İhlas suresi ile Kevser suresini on kere okur, sonra selam verir ve şu duayı okur:

Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şeriyke leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümiytü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi yedihil hayru ve hüve alâ külli şey'in kadîr.


Sonra üçyüz altmış kere şu istiğfarı okur:

Estağfirullâhel azıymellezî lâ ilahe illâ hüvel hayyel kayyûme ve etûbü ileyhi min cemiy'ı zünûbî ve seyyiâti a'm âlî.

Bu istiğfarın hemen peşinden on iki kere Peygamber Aleyhisselam'a salat ü selam getirir. Sonra yüz kere "Allâhümmağfîr lî" der. Sonra secdeye varıp yedi kere "Yâ Rabb" derse gökten ona bir melek nida ederek şöyle der:
- Müjdeler olsun. Allahü Teala bu sene işlemiş olduğun günahları bağışladı.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SEVAPLARI ÇOĞALTMAK

Yüce Allah Teala buyuruyor ki: "Muhakkak ki güzel ameller, kötü amelleri yok edip götürür."
Güzel ameller kötü amelleri yok ettiği gibi, mahşer yerinde de kötü amellere karşı ağır basarak kişiyi cehennemden kurtarır. Allahü Teala kullarına güzel amel kapılarını o kadar çok açmıştır ki, bu rahmet deryası karşısında insanın kayıtsız kalması gerçekten mümkün değildir. Zengin, fakir, kuvvetli, zayıf, alim, cahil, küçük, büyük, herkes için o kadar çok sevap kapısı açılmıştır ki, burada hepsini saymamız mümkün değildir. İyi amellerden bazılarının kendilerine has bir takım özellikleri vardır. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
1- Başkasına faydası olan bir insanın ameli,kendisinden başka kimseye faydası olmayan diğer bir kimsenin amelinden çok daha üstündür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Onların fisıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Meğer ki sadaka vermeyi, bir iyilik etmeyi veya insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki olsun."
2- Bir insanın mâlî veya bedenî bir ameli olmadan da sevap kazanması mümkün olduğu gibi,bir amelin sevabını iki defa kazanması da ihtimal dahilindedir. Bir insan gücü yettiği şeyi yapmaya niyet eder ve o fırsatı bulduğunda bu niyetini gerçekleştirirse, bundan dolayı o kimseye iki sevap verilir.Bazı insanlar, niyet ettiği şeyleri bulamazlar. Bazılarının da mâlî veya bedenî bakımdan bu niyetlerini gerçekleştirmelerinin imkanı yoktur. İşte böyle insanlar, bu niyetlerinin karşılığında bir sevap elde ederler.
3- İnsanların devamlı muhtaç olduğu ve yapmak zorunda olduğu bir takım şeyler vardır. Yemek yemek, su içmek, elbise giymek, hanımı ile zevciyet muamelesi yapmak gibi davranışları bu guruba dahil edebiliriz. Bu gibi önemsiz şeyleri büyük sevaplara ve kârlı amellere çevirmek mümkün olduğu gibi, günah dolu amellere çevirmek de mümkündür. Bunlar, bazen insana hiçbir faydası olmayan ameller durumuna da gelebilirler.
Yemek yemek ve su içmek, kişinin ibadet için güç kazanmak niyeti ile veyahut da ailesinin refahını sağlamak gayesi ile olursa insana sevap kazandırır. Güzel elbise giymek de böyledir. Kişinin bu davranışı Allah'ın nimetlerinin üzerinde görülmesi niyeti ile olursa, o kişiye sevap kazandırır. Bir kibir alameti olarak giyilen güzel elbise ise insana daima günah kazandırır. Eğer bütün bu davranışların yapılmasında, herhangi bir niyet sözkonusu değilse, kişiye sevap veya günah kazandırmayan boş davranışlar olarak adlandırılırlar,
4- Müslümanlar arasındaki selamlaşma; sevgiyi kuvvetlendirmek ve Allah'tan sevap arzulamak gayesi ile olursa meşrudur. Karşı taraftaki kimsenin gücenmemesi niyeti ile verilen selam, insana herhangi bir sevap kazandırmaz. Selamda asıl olan şey, verilen selama karşı Allah'tan sevap istemektir.
5- Zikirden maksat, bu zikri sadece dil ile değil, ibadet ve amel gerçekleştirmek yoluyla da yapılmasıdır.
Yüce Allah hepimizi razı olduğu şeyleri yapmaya muvaffak eylesin. Çirkin gördüğü şeylerden bizleri uzak eylesin. Amin.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEVİLMEYEN BİR ŞEY GÖRÜLDÜĞÜNDE OKUNACAK DUA


Allâhümme lâ ye'tî bil hasenâti illâ ente ve lâ yüzhibüs seyyiâti illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym.

Manası: Allah'ım! İyiliği, sevabı yaptıran, günahı affeden ancak Zatı Ecelli Ala'ndır. Günahtan korunmaya, Zatı Ecelli Ala'na ibadet etmeye kuvvet ve kudret ancak senin yardımınladır.
Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Sevmediğiniz bir şeyi gördüğünüz zaman (bu duayı) okuyunuz."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


    SOFRA DUASI

Resulüllah (s.a.v.) buyurdu:
"Bir adam evine girdiği vakit ve yemek yerken Allah Teala'yı anarsa şeytan, avanelerine: "Burada sizin için bannacak yer ve yiyecek yemek yoktur." der.

Elhamdü lillâhillezî at'amenî hazâ ve razekanîhi min gayri havlin minnî ve lâ kuvveh.

Manası:
Bana bunu yediren kuvvet ve kudretim olmadığı halde bana rızık veren Allah'a hamd olsun.
Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Her kim yemek yer de (bu duayı) okursa, geçmiş ve gelecek günahları affedilir."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


     SOKAK VE PAZARA ÇIKAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA

Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şeriyke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümiy tü ve hüve hayyün lâ yemûtü bi yedihil hayru ve hüve alâ külli şey'in kadiyr.

Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Kim sokak veya pazara çıktığı vakit bu zikri okursa, Allah Teala onun için bir milyon sevap yazar, bir milyon günahını bağışlar, affeder ve bir milyon derecesini yükseltir." (Cennette de onun için bir köşk bina edilir.)

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SU İÇTİKTEN SONRA OKUNACAK DUA


Elhamdü lillâhillezî at'amenî fe eşbeanî ve sekânî fe ervânî.


Manası:
Bana rızık verip doyuran, içirip suya kandıran Allah Teala'ya hamd ederim.

Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Kim yemek yer, doyarsa, su içer de kanarsa ve bu duayı okursa günahlarından annesinden doğduğu gibi kurtulur."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


SIKINTI VE ÜZÜNTÜ GELİNCE DUA
 

Bismillahirrahmanirrahim
Lâ üksimü biyevmilkıyâmeh (1). Ve lâ üksimü bin nefsillevvâmeh (2). Eyahsebül'insânü ellen necme'a ızâmeh (3). Belâ kâdiriyne alâ en nüsevviye benâneh (4). Bel yüriydül'insânü liyefcüra emâmeh (5). Yes'elü eyyâne yevmü'l-kıyâmeh (6). Feizâ berikalba-sar (7). Ve hasefelkamar (8). Ve cümi'aş'şemü velka-mar (9). Yekûlül'insânü yevmeizin eynelmefar (10). Kellâ lâ vezar (11). İlâ rabbike yevmeizinilmüstekar (12). Yünebbeül'insâü yevmeizin bimâ kaddeme ve ahhar (13). Belil'insânü alâ nefsihî basıyrah (14). Ve lev elkâ ma'âzîrah (15). Lâ tüharrik bihî lisâneke II-ta'cele bih (16). İnne aleynâ cem'ahû ve kur'âneh (17). Feizâ kara'nâhü fettebi'kur'âneh (18). Sümme inne aleynâ beyâneh (19).Kellâ bel tühıbbûnel'acileh (20). Ve tezerûnel'âhı-rah (21). Vücûhün yevmeizin nâdırah (22). İlâ rabbihâ nâzırah (23). Ve vücûhün yevmeizin bâsirah (24). Te-zunnu ey yüf'ale bihâ fâkırah (25). Kellâ izâ beleğatit-terâkıye (26). Ve kıyle men râk (27). Ve zanne enne-hülfirâk (28). Velteffetissâku bissâk (29). İlâ rabbike yevmeizinilmesâk (30). Felâ saddeka ve lâ salla (31). Ve lâkin kezzebe ve tevellâ (32). Sümme zehebe ilâ ehlihî yetemettâ (33). Evlâ leke fe'evlâ (34). Sümme evlâ leke fe'evlâ (35). Eyahsebül'insânü ey yütrake südâ (36). Elem yekü nutfeten mim meniyyin yümnâ (37). Sümme kâne alakaten fehalaka fesevvâ (38). Fe-ce'ale minhüzzevceynizzekera vel'ünsâ (39). Eleyse zâlike bikâdirin alâ en yuhyiyelmevtâ (40).


"Allah'dan başka hiçbir İlâh yoktur; ancak azamet ve ilim sahibi Allah vardır. Allah'dan başka hiçbir İlâh yoktur; yalnız arş-ı a'zâm zahibi Allah vardır. Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur. Ancak göklerin ve yerin sahibi arş-ı kerimin mâliki (ve her şeyin hâliki) bir Allah vardır" mealinde dua ederdi.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


    SİZLER DE RABBİNİZE BÖYLE DUA EDİNİZ

"Allah'dan Hazretl Ali (kerremallahu vechehu) Hazretleri'nin münacaatı

Ey ihsanı bol Allah'ım. Sana hamd ederim Ey yegâne mâbud, senin önünde eğilirim Yücesin.
Kullarından dilediğine sonsuz nimetler verirsin.
Dilediğini hüsrana duçar edersin.
Ey Yaradan'ım, Sana sığınırım.
Varlık ve darlık zamanında Sana müracaat ederim.
Her an sana yalvarırım.
Gerçi günahlanm çok, fakat senin affın ondan daha büyüktür. Ümitsizliğe sebep yok. Eğer sen de beni kapıdan kovarsan, kime sığınırım? Kimden medet beklerim? Bana başka kim şefaatçi olur?
Yâ Rab! Halimi görüyorsun, yoksulluğumu biliyorsun.
Gizli niyetimi biliyorsun.
Beni, senden ümit kesenlere katma, kusuruma bakma. Daha fazla bekletme. Ümitsizliğe atma.
Rahmetine güvenim tamdır, gönlümdeki aşk ateşini yandır.
Beni muhabbetine kandır. Sevgini eksik etme.
Senin azametin önünde boyun eğdim, dize geldim, secdeye kapandım. Beni Guffa'nına boğ, azabından esirge.
Allahım, dünyadan sıyrılıp huzuruna gelirken beni, ke-lime-i tevhidden ayırma.
Senin nârın da hoş, nurun da hoştur. Senin rahmetinden ümit Kesmek ne boştur.
Mal ve oğulların fayda vermediği o korkunç günde, senin affına nail olmak isterim. Bana affın yeter, lütfunu göster.
Sen bana yol gösterirsen hiçbir vakit yolumu şaşırmam.
Sen yol göstermezsen, dalâlette kalırım. Eğer senin affın yalnız iyilere mahsus ise, ya kötülerin bağışlayıcısı kim olacak? Herkesin ilahı Sen'sin.
Ben ümmetin en müttakisi olmadımsa, şeriri de sayılmam.
Senin affına sarılıyorum.
İtiraf ederim, günahım büyük, fakat senin affın ondan daha büyüktür.
Senin lütfunu hatırlayınca, kalbime teselli doluyor, günahlarımı düşündükçe gözlerimde yaş dökülüyor.
Sen, şanına layık olanı yap, beni affet.
Beni, senin fazi ü kereminden, lütfundan başka bir yere başvurmayacak bir tiynette yarattın.
Ne umarsam senden umarım.
En büyük endişem şudur: Beni Sen de kapından kovarsan, eli boş çevirsen, halim nice olur?

ALLAHIM!

Görüyorsun, gafiller uykuda. Ben ise gece karanlığında el açıp sana niyaz ediyorum.
Ey insanlara doğru yolu göstermek için Peygamber gönderen Allah! Resuli Haşmi hürmetine, Seni tesbih eden,takdis eyleyen hayırlı ümmet aşkına bizi iman'dan, İslam'dan, Kur'ân'dan, sırat-ı müstakimden ayırma. Müslüman olarak hasret.
Korktuklarımızdan emin eyle, umduklarımıza nail eyle.
Rasûlünden şefaat umarım.
Beni O'ndan mahrum etme.
Bizleri, beş büyük ahiret bayramı ile müşerref kıl.
Ahir ve akıbetlerimizi hayreyle.
Senden afvü mağfiret dilerim.
Başa gelen beladan hakka sığınmak için
Beni boş çevirme... Amin...

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


SALVAT-I ŞERİF

Bismillahirrahmanirrahim. Allahümme salli ala Muhammedinin nebiyyin adede men salla aleyhi minel ahyari. Ve adede men lem yusalli aleyhi minel esrari. Ve adede kataratil emtari ve adede evrak! es'ari. Ve adede enfasil müstağfirine bil eshar. Ve adede mâ kâne ve mâ yekûnu ilâ yevmil haşari vel kahhari. Ve salli aleyhima tekabbelleylü venneharü. Ve salli aleyhi muhtele felmelevanü. Ve teakalel ferdadanu. Ve adede emvacil hibari. Ve ade-derrimali ve kıfarı beliğ ruhehu ve ervaha ehli beytihi minnettehiyyete vetteslime ve alâ cemiil enbiyai vel-mürseline. Velhamdülillahi rabbil âlemine. Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammedin bi-adedi külli zerretin elfe elfe merretin. Allahümme salli alâ Muhammedin nebiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Sübbühün kuddusün rabbüna ve rabbülmelâ-iketi verruhi rabbiğfir verham ve tecavez amma talannü inneke entel eazzül ekremü

Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu:
"Kim yemek yer, doyarsa, su içer de kanarsa ve bu duayı okursa günahlarından annesinden doğduğu gibi kurtulur."

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SIRATI GEÇERKEN UĞRAYACAĞIMIZ KARAKOLLAR

Sevgili kardeşlerim, sırat köprüsünü geçer iken yedi karakol vardır. Bunları sizlere sıralayayım, sizler de bilmiş olasınız.
1. karakolda "İman" sorulur.
2. karakolda "Namaz" sorulur.
3. karakolda "Zekat" sorulur.
4. karakolda "Ramazan Orucu" sorulur. 5.4$arakolda "Hac" sorulur.

6. karakolda "Abdest" sorulur.
7. karakolda "Gusül'den" sorulur.
Sevgili kardeşlerim bu yedi karakol da sorulanları kay-nağından aynen aldığımızı belirterek acizane olarak siz okurlarıma aktarmağa çalıştım. Eğer ki bu yapılması gereken yedi şeyi yapmıyanların yolu bu ince hesap yerine gelmeden bittiğini fark ettiniz mi işte vay onların hallerine. (Kaynak; kenzi metfun 3. cilt, sayfa 148)

"Muhammed'ûn beşer lâ kel beşer. Bel Hûve kel yakutu beynel hacer."
Hz. Muhammed hiç bir insana benzemeyen bir insandır. Ve değerli taşların arasında bir yakut taşı gibidir.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


    SALAT DUASININ TÜRKÇESİ

Esirgiyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla Âlemlerin rabbine hamdolsun. Allanın elçisi Muhammede akraba ve yakınlarına salât ve selâm olsun. Allahım namazımızı, orucumuzu ve cümle ibadetlerimizi ve dua ve yalvarışlarımızı kabul eyle yârabbi. Kusurlarımızı düzelt ve onları yüzlerimize çarpma yârabbi. Allahım biz kendimize zulmettik, bize mağfiret eylemez ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz. Allahım bütün işlerde sonumuzu iyi eyle ve dünyada rezil olmaktan ahirette azab çekmekten bizi kurtar.
Allahım bizi dinimizi koru can çekişirken imanımızı selbetme ve bize merhamet etmeyeni musallat etme, dünya ve ahiretin en iyi rızıklarını İhsan eyle. Sen herşe-ye kadirsin. Allahım sen affedicisin. Affı seversin, beni affeyle. Yarabbi bana, anne ve babama ve bütün mü'minlere kıyamet gününde mağfiret eyle. Allahım dünya ve ahirette bize iyilik ver, cehennem azabından koru. Sonsuz ve sayısız lûtfunla bizleri korktuğumuz şeylerden kurtar. Allahım her sahada bilgimizi arttır, bizlere yetecek rızk, vücut sağlığı ve ölmeden önce tevbe, ölümde rahatlık ve öldükten sonra mağfiret ihsan eyle, ateşten kurtar ve cenneti nasip eyle. Dünya ve ahirette afiyet var. Allahım bizlere, ebeveynimize, kardeşlerimize, akrabalarımıza, analarımıza ve babalarımıza üzerimizde hakkı olanlara, hayır duaları tavsiye edenlere ve bütün mü'minlere rahmetinle mağfiret eyle ey merhamet edenlerin en merhametlisi... Bütün peygamberlere selâm olsun ve âlemlerin rabbi olan Allaha şükürler olsun.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


 SECDE ZİKİRLERİ HAKKINDA

İ'tidal zikirleri tamamlandıktan sonra secdeye varırken tekbir getirilir ve alın yere konuncaya kadar tekbir uzatılır. Bu tekbirin hükmünü, sünnet olduğunu, onun terkinde namazın bozulmayacağını ve sehiv secdesi yapılmayacağını daha evvel söyledik. Secde edildiği zaman secde zikirleri okunmalıdır. Bunlar çoktur. İçlerinden, rüku bahsinde geçen ve Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in namazını vasfeden hadisde Huzeyfe şöyle dedi: "Bir rek'atta Bakara, Nisa ve Âl-i İmran Sûrelerini okudu. Rahmet âyetlerine geldikçe ister, azab âyetlerine geldikçe istiâze ederdi. Sonra secde etti ve:
Sübhâne Rabbiyel a'lâ. [En yüce olan Rabbımı takdis ederim] dedi. (Bunu tekrar tekrar söylemek suretiyle) secdesini kıyamı kadar uzattı."*151)
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem rüku ve secdelerinde:


Sübhânekellahümme rabbenâ vebihamdik. Allahümmağfirlî.

[Seni takdis ederim Allahım, Rabbımız! Ve sana hamdederim. Al-lahım! Beni bağışla] zikrini çok söylerdi.*152)
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, rüku ve secdelerinde:



Sübbûhun kuddûsün, rabbül melâiketi verrûh.

[O çok teşbih ve takdis edilendir. (O) meleklerin ve ruh'un rabbı-dır.] derdi.*153)
Ali radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, secde ettiği zaman şöyle derdi:



Allahümme leke secedtü vebike âmentü veleke eslemtü secede vechi lillezî halakahu ve savverahu ve şakka sem'ahu ve basarahu tebarakallahu ahsenül halikıyn.
"[Allahım! Sana secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratana, ona şekil verene, onda göz ve kulak açana secde etti. Yaratanların en iyisi olan Allah mübarektir]"*154)
Rüku bahsinde geçen sahih hadisde Avf İbn-i Malik radıyallah anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, uzun bir rüku yaptı ve içinde:



Sübhâne zil'ceberûti vel melekûti vel kibriyâi vel azameti.

[Kuvvet, mülk, yücelik ve büyüklük sahibi Allah'ı takdis ederim] zikrini okudu. Sonra rüku'da da bunu söyledi"*155)
Sünen kitaplarında rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz secde ettiği vakit üç defa:


Sübhâne Rabbiyel a'Iâ desin ve bu en azıdır."
Aişe radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Bir gece Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem'i kaybettim ve aradım. Onu rüku -veya secde- etmekte olduğu halde gördüm ve:
Sübhâneke ve bihamdike lâ ilâha illâ
ente.
[Seni takdis ederim ve sana hamd ederim. Senden başka ilah yoktur] diyordu."('56) Ve Müslim'deki bir rivayette hadis şöyledir: "... Ellerim, dikilen ayak altlarına dokundu. Mesciddeydi ve şöyle diyordu:


Allahiimme eûzü birızâke min sehatıke vebimuâfatike miri uku-betike ve eûzü bike minke lâ uhsıy senâen aleyke, ente kemâ es-neyte alâ nefsik.
"[Allahım! Gazabından rızana, ukubetinden afiyetine ve senden sana sığınırım. Senin mehdini sayamam. Sen, kendini medhettiğin gibisin.]"
Ibn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "O halde rüku'a gelince, onda Rabbı ta'zim ediniz. Secdeye gelince onda da çok dua ediniz. Zira secde hali, sizin için (duanıza) icabet edilmeye lâyıktır"(157)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah
saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kulun, Rabbine en yakın
olduğu zaman secde ettiği zamandır. Onun için secdede çok dua edi-niz."058)
Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem secdesinde şöyle derdi:


Allahümmağfirlî zenbî küllehu dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve ahirahü ve alâ niyyetehu ve sırrahu.

"(Allahım! Bütün günahlarımı; küçüğünü, büyüğünü, öncekini sonrakini, açığını ve gizlisini affet.1'059)
Bil ki, bütün bu zikrettiklerimizi secdede toplamak müstehabdır. Bir vakitte buna imkân bulunamazsa daha evvel söylediğimiz gibi çeşitli vakitlerde bunu sağlamalıdır. Kısaltmak istenirse biraz dua ile birlikte tesbih<16°) okunmalıdır. Teşbih yukarıda geçti. Secdenin hükmü, Kur'ân okumanın mekruh oluşunda ve diğer teferruata, rüku zikirlerinde anlattığımız gibidir.
Namazda secdenin mi, kıyamın mı daha faziletli olduğunda alimler ihtilâf ettiler. Şafiî ve kendisine uyan alimlerin görüşüne göre kıyam efdaldir. Çünkü, Rasulüllah saliallahu aleyhi ve sellem; "Namazın en faziletli yönü kıyamı uzatrnaktır"(161> buyurdu. Çünkü, kıyamın zikri Kur'ân'dır, secdenin zikri ise tesbihdir. Kur'ân tesbihden efdaldir, o halde Kur'ân'ın okunduğu yer de efdaldir. Bazı alimler ise geçen hadisde Rasulüllah'ın: "Kulun, Rabbına ve en yakın olduğu zaman secde ettiği zamandır." sözünden dolayı secdenin efdal olduğu cihetine gittiler.Tirmizî şöyle dedi: "İlim adamları bunda ihtilaf ettiler. Bazıları, namazda kıyamı uzatmak, çok rüku ve secde etmekten efdadir, dediler. Bazıları da çok rüku ve secde etmek kıyamı uzatmaktan ef-daldir, dediler." Ahmed İbn-i Hanbel: "Bu konuda Rasulüllah'dan değişik iki hadis rivayet edilmiştir." dedi ve kendisi bunlar arasında bir tercih yapmadı. İshak da şöyle söyledi: "Gündüzde çok rüku ve secde, gecede ise kıyamı uzatmak efdaldir. Ancak gecede Kur'ân okuma âdeti olan kimsenin, rüku ve secdesinin çokluğu daha çok hoşuma gider. Çünkü o, çok rüku ve secde yaparak onun sevabını da alacak, sonra hizbini de okuyacaktır." Tirmizî şöyle dedi: "İshak böyle söyledi; çünkü, Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellem'in gece namazı ve bunun kıyamının uzunluğu vasfedilmiştir. Ama gündüz namazında Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellem'in, kıyamı bu türlü uzattığı nakledilmemiştir."
Tilavet secdesi yapıldığı zaman onda, namaz secdesi hakkında açıkladığımız zikirlerin okunması müstehab olduğu gibi fazla olarak şöyle söylenmesi de müstehabdır:

Allahümmec'alhâ Iî ındeke zühran ve a'zım lî bihâ ecran ve da anni bihâ vizran vetekabbelha minnî kemâ takabbelhâ min dâvude aleyhisselam.
"[Allahım! Bunu kendi yanında bana azık eyle, onunla mükafatımı büyüt, onunla günahlarımı benden indir ve Davud aleyhisselam'dan kabul ettiğin gibi onu benden kabul et.]" Şunu da söylemek müstehabdır: Sübhâne rabbinâ in kâne va'dil rabbinâ lemef'ula "Rabbımızı takdis ederiz. Rabbımızın va'di şüphesiz yerine getirilecektir." Şafiî, bu son kısmı da zikretti.
Aişe radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellem, tilavet secdesinde şöyle derdi:

Secede vechî lillezî halakahu ve şakka sem'ahü ve basarahu bi-havlihi ve kuvvetihi.
(162) Ebu Davud ve Ncsai
"[Yüzüm, onu yaratana, kendi güç ve kudreti ile onda kulak ve göz açana secde etti.]"(162) Hâkim:
Fetebârakallahu ahsenülhalıkıyn. "[Yaratanların en iyisi olan Allah mübarektir.]" kısmını ilave etti.
• Allahümmec'alhâ Iî ındeke zühran duasını ise
Tirmizî, Ibn-i Abbas'dan hasen bir isnad ile ve merfu olarak rivayet etti.
BAŞI SECDEDEN KALDIRIRKEN VE İKİ SECDE ARASINDA OKUNACAK ZİKİRLER
Başı secdeden kaldırmaya başladığı zaman tekbir getirmek ve dik oturuncaya kadar onu uzatmak sünnettir. Tekbirlerin sayısını ve uzatmaları hakkındaki ihtilafı ise daha evvel açıkladık. Dik oturup tekbir bitirildiği zaman Huzeyfe ve İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan rivayet ettiğimiz zikirlerin okunması da sünnettir. Huzeyfe, daha evvel de geçtiği gibi, Rasulüliah sallallahu aleyhi ve sellemin bir gece kıldığı namazını, onda: Bakara, Nisa ve Âl-i İmran'ı okuyup uzattığı kıyamını ve bunun kadar uzun olan rüku ve secdelerini anlattıktan sonra şöyle dedi:"... Ve secdeler arasında:
Rabbiğfirlî Rabbiğfirlî [Allahım! Bana mağfiret et. Allahım! Bana mağfiret et] diyordu ve uzun olan secdesi kadar, bu yerde oturdu." Ibn-i Abbas ise, teyzesi Meymune'nin evinde kaldığı geceyi ve Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in gece içindeki namazını anlattıktan sonra şöyle dedi:"... Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, başını secde'den kaldırdıktan sonra şöyle diyordu:


Rabbiğfirlî verhamnî vecbürnî verfa'nî verzüknî vehdinî. "[Rabbım! Beni affet. Bana merhamet et. Kayıplarımın yerini doldur. Beni yükselt. Bana rızık ver ve bana hidayet ver.]" Ebu Davud'un rivayetinde: ( ) Ve âfinî "[Ve bana afiyet ver.]" ziyadesi vardır.
İkinci secdeyi yapan, birinci secdede söylediklerinin aynısını söylemelidir. İkinci secdeden başını kaldırdığı zaman tekbir getirilmeli ve hareketli tamamen duracak şekilde istirahat için kısaca oturmalı, sonra ikinci rek'ata kalkmalı ve secdeden kalkarken başladığı tekbiri, ayakta düz dikilinceye kadar uzatmalıdır. Uzatma yeri ise (Allah) lafzının lam'ından sonradır. Ashabımızın görüşleri içinde en sahihi budur. Onların ikinci bir görüşüne göre, tekbir'i söylemeden secdeden

başı kaldırmalı ve istirahat için oturmalı, ve kıyama kalktığı zaman tekbir'i söylemelidir. Bir üçüncü görüşe göre ise, tekbir getirerek başı secdeden kaldırmalı ve oturduğu zaman tekbiri bitirmeli ve sonra oradan tekbirsiz kıyama kalkmalıdır. Burada ihtilaf etmedikleri husus, bu yerde ik itekbirin getirilmeyeceğidir. Ashabımızın, namazın bir cüz'ünün zikirsiz kalmaması için birinci görüşün en sahih olduğunu söylediler.
Bil ki istirahat oturuşu, Buharî'nin Sahih'inde ve diğer hadis kitaplarında rivayet edildiği üzere Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in fiili ile sabit olan sahih bir sünnettir. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih bir sünneti olduğu için mezhebimizde bu oturuş müstehabdır. Keza o, sonunda kıyama kalkacağı her ikinci secdeden sonra müstehabdır. Namazda yapılan tilavet secdesi için bu müstehab değildir. Allah daha iyi bilir.
İKİNCİ REK'ATİN ZİKİRLERİ
Bil ki, birinci rek'at için farz, sünnet ve diğer teferruat olmak üzere söylediğimiz zikirler vesaire, ikinci rek'atta da yapılmalıdır. İkinci rek'at birincisinden yalnız şu hususlarda ayrılır. Birincisi; ilk rek'atta ihram tekbiri vardır ve o rükündür. İkinci rek'atın başında ise böyle bir tekbir yoktur. Getirilen tekbir, secdeden kalkmak içindir ve sünnettir. İkincisi; ilk rek'atın hilafına burada istiftah duası sünnet değildir. Üçüncüsü, daha önce söylediğimiz gibi, ilk rek'atta ihlitafsız olarak istiâze edilir, ikinci rek'atta ise bu ihtilaflıdır; fakat en sahih görüşe göre istiâze edilir. Dördüncüsü; beğenilen görüşe göre ikinci rek'atta kıraat birinci rek'attaki kıraatten az olmalıdır. Bu hususta daha evvel açıkladığımız ihtilaf vardır. Allah daha iyi bilir.
SABAH NAMAZINDA KUNUT DUASI
Bil ki sabah namazında kunut okumak sünnettir. Çünkü sahih ha-disde Şenes radıyallahu anh'den: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, dünyadan ayrılıncaya kadar sabah namazında hep kunut okurdu." dediği rivayet edilmiştir.*163'
Bil ki, bize göre kunut, sabah namazında bir müekked sünnettir. Onu terkeden kimsenin namazı bozulmaz; fakat ister kasden ve ister unutarak terketmiş olsun sehiv secdesi yapar. Farz olan beş vakit namazlardan sabah namazından başkalarında kunut okunur mu? Bunda Şafiî'nin üç sözü vardır. Bunların en sahih ve meşhuruna göre, müslümanlar bir belaya uğrarlarsa okurlar, yoksa okumazlar. İkincisine göre, şartsız okuyabilirler, üçüncüsüne göre ise hiç okuyamazlar. Allah daha iyi bilir.
Bize göre kunut, ramazan ayının ikinci yansında vitir namazının son rek'atında da müstehabdır. Bütün ramazan ayında vitrin son rek'atında okunacağına dair bir ikinci görüş de vardır. Ebu Hanife'nin mezhebi olan üçüncü görüşe göre ise, vitrin son rek'atında bütün sene boyunca okunur. Bizim mezhebimizde yaygın olan birinci görüş-tür. Allah daha iyi bilir.
Bil ki bize göre, sabah namazında kunut'un yeri, ikinci rek'atta rü-ku'dan kalktıktan sonradır. İmam Malik rahımehüllah: "Rüku'dan evvel, kunut okur." dedi. Şafii kunutu rüku'dan evvel okursa en sahih görüşe göre bu sayılmaz fakat sayılacağına dair de bir görüş vardır. En sahihine göre, böyle yaparsa rüku'dan sonra tekrar kunut okumalı ve sehiv secdesi yapmalıdır. Sehiv secdesi yapması lazım gelmez de denilmiştir. Kunut'un lafzına gelince beğenilen, sahih bir isnad ile Hasen ibn-i Ali radıyallahu anhüma'dan rivayet edilen ku-nut'u okumaktır. Hasen şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bana, vitirde okuyacağım şu kelimeleri öğretti:

Allahümmehdinî fîmen hedeyte, ve'âfini fîmen âfeyte vetevelle-nîfîmen tevelleyte vebarik li ffmâ a'tayte ve kınî şerra mâ kazayte. Feinneke takzıy velâ yugzâ aleyke ve innehu lâ yezillü men vâleyte tebarekte rabbenâ ve teâleyte.

"Ailahım! Hidayet verdiklerinin içinde bana hidayet ver. Afiyet verdiklerinin içinde bana afiyet ver ve işlerini üzerine aldıklarının içinde işlerimi üzerine al. Bana verdiklerini bereketlendir ve takdir ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz ki sen, hükmedersin ve kimse sana hükmedemez. Velayetini üzerine aldığı kimse zillete uğramaz. Mübareksin Rabbımız! Ve yücesin.]"(•«) Tirmizî: "Bu, hasen bir ha-disdir, kunut mevzuunda Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bundan iyisinin rivayet edildiğini bilmiyoruz." dedi. Beyhekıy'nin zikrettiği rivayete göre Muhammed İbn-il Hanefiye -Ali İbn-i Ebi Talib'in oğludur- radıyallahu anh şöyle dedi: "Bu dua, babamın sabah namazında kunutta okuduğu duadır." Bu duadan sonra:

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sellim.
"(Allahım! Muhammed'e ve aline merhamet et ve onlara selamet ver.]" demek müstehabdır. Çünkü Nesaî'nin hasen isnad ile yaptığı rivayete göre, geçen hadis'de: Ve sallallahu alen-nebiy.. "[Allah, nebi'ye merhamet etsin.]" ziyadesi vardır.
Ashabımız, "Ömer ibn-il Hattab radıyallahu anh'den rivayet edilenle kunut okumak iyidir." dediler. Ömer, sabah namazında rüku'dan sonra şöyle kunut okudu:

Allahümme innâ nesteîynüke ve nestağfiruke velâ nekfüruke ve nü'minü bike ve nahle'u men yefcüruke. Allahümme iyyâke na'büdü veleke nusallî venescüdü ve ileyke nes'a ve nahfidu nercû rahmete-ke ve nahşâ azâibeke inne azabekel cidde bil küffari mülhık. Allahümme azzibil keferatellezîne yesuddûne an sebilike veyükezzibûne resuluke veyükaatilûne evliyâeke. Allahümmağfir lilmü'minîne vel mü'minâti vel müslimîne vel müslimât. Ve aslıh zâte beynihim ve ellif beyne kulûbihim vec'al fi kulûbihimül imâne vel hikmete ve seb-bithüm alâ milleti rasulillahi sallallahu aleyhi ve selleme ve evzi'hüm en yûfû biahdikellezî âhedtehüm aleyhi vensurhüm alâ adüvvike ve adüvvihim ilahel hakkı vec'alnâ minhüm.
"Allahım! Senden yardım isteriz ve senden mağfiret dileriz. Sana küfretmeyiz. Sana iman ederiz ve sana küfredenleri terk ederiz. Allahım! Yalnız sana ibadet ederiz. Yalnız sana namaz kılarız, secde ederiz

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


   SABAH NAMAZINDAN SONRA ALLAHÜ TEÂLÂYI ZİKRETMEK

Bilki gündüz yapılan zikrin en şereflisi sabah namazından sonraki zikirdir.
Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra oturup güneş doğuncaya kadar Allah Teâlâ'yı zikreder ve sonra da iki rek'at namaz kılarsa bundan kazanacağı sevap tam, tam, tam bir haca ve umre sevabı gibidir."*206)
Ebu Zer radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sabah namazından sonra ayakları iki katlı olduğu halde ve konuşmadan evvel kim on defa:
Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehül mülkü velehül ham-dü yuhyî ve yümîtü vehüve alâ külli şey'in kadîr.
[Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir ve eşi yoktur. Mülk O'nundur ve hamd O'nadır. Diriltir ve öldürür ve O her şeye muktedirdir.] derse kendisine on hasene yazılır, ondan on seyyie silinir ve o on derece yükseltilir ve o gün her kötülükten muhafaza içinde olur, şeytandan korunur ve o gün ona, Allah'a ortak uydurmaktan başka hiçbir günah yapışmaz. "(207)
Sahabi Müslim ibn-i Haris Et-Teymî radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, gizleyerek ona şöyle dedi:
- Akşam namazından selam verdikten sonra yedi defa  Allahümme ecirnî minennâr [Allahım! Beni ateşten koru] de. Çünkü bunu söyledikten sonra o gece ölsen ateşten (korunmana dair) sana ahitname yazılır. Sabah namazını kıldıktan sonra da böyle söyle. Zira o gün ölsen ateşten sana korunma taahhüdü yazılır. "(208)
Ümmü Seleme radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra:

"Hasen", bazı nüshalarda da "Sahih hadisdir." dedi.

Allahümme innî es'elüke ilmen nâfian, ve amelen mütegabbelen ve rizkan tayyiben.

(Allahım! Senden faydalı ilim, kabul olunan amel ve temiz rızık isterim.] derdi."(209)
Süheyb radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazından sonra dudaklarını bir şey okuyarak hareket ettiriyordu:
- Ya Rasulallah! dedim, bu söylediğin nedir? Şöyle dedi:

Allahümme bike uhaavilü vebike üsaavilü ve bike ükaatilü.
[Allahım! Senin (kuvvetin) ile hareket ediyorum. Senin (kuvvetin)le (düşmanlara) saldırıyorum ve senin için harbediyorum.](2,0>
Bu zikrettiğim tarzda hadisler çoktur. İnşaallah-u Teâlâ günün evvelinde söylenen zikirler bölümünde gözlerin aydınlanacağı kısımlar gelecektir.
"Şehru's-Sünne"de Ebu Muhammed el-Begavî'den rivayetimize göre Alkame ibn-i Kays şöyle dedi: "Bize ulaştığına göre, alimin sabah namazından sonra, uyumasından yer Allah'a şikayet edip fer-yad eder."
(209) İmam Ahmed, İbn-i Mace ve İbni Sünnî.
(210) îmam Ahmed.

SABAH VE AKŞAM OKUNACAK DUALAR

Bil ki bu bahis oldukça geniştir ve bu kitapta ondan geniş konu yoktur. Ben -inşaallah-u Teâlâ- bu bahsin kısa olan zikirlerinden bir kısmını zikredeceğim. Kim bunların hepsi ile amel etmeye muvaffak olursa bu, kendi üzerinde Allah Teâlâ'nın ni'met ve fazlıdır. Ne mutlu o kimseye... Kim hepsini yapmaktan âciz kalırsa bunların kısa olanlarından dilediği mikdar ile, hatta bir tek zikir ile de yetinebilir.
Bu bahiste asıl olan Allah Teâlâ'nın şu sözleridir: "Güneşin doğmasından ve batmasından önce Rabbını hamd ile teşbih et." <21I> "Akşam üstü ve sabah Rabbını hamd ile teşbih e(."<212)' "Rabbını gönülden ue korkarak, içinden hafif bir sesle sabah akşam an ve zikret."(213) "Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma."(2*AK "Allah'ın yüksek tutulmasına ue içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde, bazı adamlar, sabah akşam O'nu teşbih eder"<215) ve "Doğrusu biz, akşam üstü ve gün doğuşu onunla beraber teşbih eden dağlan, kuşlan da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik."^)
Şeddâd ibn-i Evs radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulül-lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İstiğfarın seyyidi (en büyüğü) şudur:

Allahümme ente rabbî lâ ilahe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü ebûü leke bini'metike aley-ye, ve ebûü bizenbî fağfirlî feinnehu lâ yağfirüz-zünübe illa ente, cüzü bike min şerri mâ sana'tü.

[Allahım! Sen Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın ve ben kulunum. Yapabildikçe ben, ahdin ve va'din üzerinde-yim. Bana olan ni'metlerini itiraf ediyorum ve günahlarımı da itiraf ediyorum. Beni affet. Şüphesiz ki günahları ancak sen affedersin. Yaptığım işlerin kötüsünden sana sığınırım] (Kişi) akşamladığı zaman bunu söyler ve (o gece) ölürse cennete girer. Sabahladığı zaman söyler ve (o gün) ölürse cennete girer."(217)

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sabahladığı ve ak-
şamladığı vakitlerde yüz defa: Sübhanallahi ve bihamdihi derse hiçbir kimse, kendisi kadar veya ondan fazla bunu
söylemedikçe kıyamet gününe ondan daha faziletli bir amel getirmez."*218) Ebu Davud'un rivayetinde:
Sübhanallahil azıym ve bihamdihi diye geçer.
Abdullah ibn-i Hubeyb radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bize namaz kıldırması için yağmurlu ve oldukça karanlık bir gece çıkarak Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmek istedik. Yanına vardığımızda bana:
- Söyle, dedi. Bir şey söylemedim. Yine:
- Söyle, dedi. Bir şey söylemedim. Tekrar:
- Söyle, dedi.
- Ya Rasulallah! Ne söyleyeceğim? dedim.
- Akşamladığın ve sabahladığın vakitlerde üç defa (İhlâs, Felâk ve Nâs) sûrelerini oku. Bu sana her şeyden kâfidir."*219)
Ebu Hüreyre, radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sabahladığı zaman şöyle söylerdi:



Allahümme bike asbahnâ vebike emseynâ vebike nahyâ vebike nemûtü ve İleyken nüşûr.

[Allahım! Senin (kudretin ve fazlın) ile sabahladık ve seninle akşamladık. Seninle diriliriz ve seninle ölürüz. Dönüş sanadır.] Ve akşamladığı zaman da şöyle derdi:

* * '
Allahümme bike emseynâ vebike nahyâ vebike nemûtü ve ileyken nüşûr.

[Allahım! Seninle akşamladık. Seninle diriliriz ve seninle ölürüz. Dönüş sanadır.
Ebu Hüreyre, radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, seferde iken seher olunca şöyle derdi:


Semia sâmiun bihamdillâhi ve husni belâihi aleynâ rabbena sa-ahibnâ ve efzıl aleynâ âizen billahi minen nâr.

[Duyan, Allah'ın hamdini ve üzerimizdeki denemesinin güzelliğini duysun. Rabbimiz! Bizimle beraber ol ve bize iyilik et. Ateşten, Allah'a sığınıyoruz.]!221)
Abdullah ibn-i Mes'ud radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, akşamladığı zaman şöyle derdi:

Emseynâ ve emsel mülkü lillâhi velhamdülllahi lâ ilahe illallahü vahdehu lâ şerike leh. Lehül mülkü ve lehül hamdü vehüve alâ külli şey'in kadîr. Rabbi es'elüke hayra mâ fi hâzihilleyleti ve hayra mâ ba'deha ve eûzü bike min şerri mâ fi hâzihilleyleti ve şerri mâ ba'de-ha, Rabbi eûzü bike minel keseli vel heremi vesûil kiberi eûzü bike min azâbin finnâri ve azâbin fil gabri.
[Akşamladık, mülk de Allah'ın olarak akşamladı. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir ve eşi yoktur. Mülk Onundur, hamd Onadır ve O her şeye muktedirdir. Allahım! Senden bu gece içindekilerin hayrını ve ondan sonrakilerin hayrını isterim. Bu gece içindekilerin şerrinden ve ondan sonrakilerin şerrinden sana sığınırım. Rabbim, Tembellikten, çok yaşlılıktan ve ihtiyarlığın fena halinden sana sığınırım. Ateşteki azabdan ve kabirdeki azabdan sana sığınırım] Sabahladığı zaman da yine bunu söylerdi. Ancak:
Asbahnâ ve asbahal mülkü Iillâh. [Sabahladık ve mülk de Allah'ın olarak sabahladı] der ve duayı sabaha göre söylerdi."* )
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve:
- Ya Rasulallah! Dün gece beni sokan akrepten neler çektim dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ona şöyle buyurdu:

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEFERE ÇIKANIN ZİKİR DUALARI 

Bil ki gece ve gündüzde, hallerin değişmesinde izahı geçen diğer durumlarda misafir olmayan için müstehab olan zikirler, misafir için de müstehabdır. Ancak, misafirin yapacağı bunlardan başka zikirler ve kaynak eserlerde dağınık vaziyettedirler. Ben, Allah'dan yardım dileyerek ve Ona dayanarak, asıl gaye olanlarını özetleyecek ve mü-nasib bölümlere ayıracağım.

İSTİHARE VE İSTİŞARE HAKKINDA
Bil ki, sefere çıkmak isteyenin iyi kalblilik, şefkat ve görgüsüne inandığı, dindarlık ve bilgisine güvendiği kimselere danışması müstehabdır. Allah Teâlâ: "İş hususunda onlarla istişare er"*1) buyuruyor. Meşveretin müstehab olduğuna dair deliller çoktur. İstişareden sonra seferin hayırlı olacağı görünürse bu hususta Allah Teâlâ'ya istihare etmeli, yani; hayırlı olanı ondan istemeli, bunun için de farz namazından başka olan iki rek'at namaz kılmalı ve kendi bölümünde gördüğümüz istihare duasını yapmalıdır. İstihharenin meşru oluşunun delili daha evvel Buhari'nin Sahih'inde rivayet ettiğimiz hadisdir. Orada, bu duanın edeb ve usûlünü ve istihare namazının şeklini gördük. Allah daha iyi bilir.

SEFER YAPMA KARARI KESİNLEŞTİKTEN SONRA OKUNACAK DUALAR

Yolculuk karan kesinleşince bazı hususları yerine getirmeye çalışmalıdır. Bunlardan olmak üzere, muhtaç olduğu şeyleri vasıyyet etmeli ve buna şahid tutmalıdır. Aralarında muamele veya arkadaşlık olanlardan helallik istemeli, anne ve babasının, şeyh ve hocalarının ve kendisinden iyilik ve şefkat gördüğü kimselerin rızasını almalı, Allah Teâlâ'ya tevbe etmeli, bütün günah ve muhalefetlerinden Ona istiğfar etmeli, Allah'dan, seferinde kendisine yardım etmesini istemeli ve yolculuğunda muhtaç olacağı şeyleri öğrenmelidir. Mesela, savaşçı ise savaşçıların bilmeye muhtaç olduğu savaş işlerini, duaları, ganimet meselelerini, savaştan kaçmanın büyük günah oluşunu ve diğer işle ilgili şeyleri öğrenmelidir. Hac veya umre yapan kimse ise, bunlarda yapılacak işleri, bunların şart, rükün ve sünnetlerini öğren-meli veya bunları açıklayan bir kitabı beraberinde götürmelidir. Bunları ryice öğrenmekle beraber, yanında bir kitabın olması da daha iyidir. Savaşçı ve diğerleri için de hüküm budur. Ticaret adamı ise muhtaç olacağı alış-veriş meselelerini, bunların sahih ve batılını, helal ve haramını, sünnet, mekruh ve mubahını ve birbirine tercih edileni öğrenmelidir. Gezici bir münzevi âbid ise din ve ibadet hususunda muhtaç olacağı şeyleri öğrenmeli ve bunları öğrenmek onun için en mühim hususu teşkil etmelidir. Avcı ise avcıların muhtaç olduğu şeyleri, hayvanlardan haram ve helal olanları, avlanmanın helal ve haram olduğu vasıta ve aletleri, kesimi şart olan hayvanları, köpeğin, okun ve diğer aletlerin öldürmesinin kâfi geldiği hayvalan öğrenmelidir. Çoban ise inzivaya çekilen hakkında söylediğimiz hususlardan muhtaç olduğu kısmı ve mesleği icabı mecbur olduğu, hayvanlara acımayı, onlara ve sahiblerine en iyiyi yapmayı, onları korumak için gereken dikkat ve uyanıklığı ve çeşitli sebeplerle, bazı zamanlarda kesmeye merbur olacağı hayvanları kesmek için sahihlerinden peşin izin al-mayı öğrenmelidir. Bir sultandan bir sultana veya ona benzer bir büyüğe giden bir elçi ise muhtaç olacağı; büyüklerle konuşma kaidelerini, muhaverelerde yöneltilen sorulara verilecek uygun cevabları, ziyafet ve hediyelerin helâl ve haram olanlarını ve taşıması vacib olan İyi niyeti muhafaza etmeyi, içindekilerini açığa çıkarmayı, aldatmaktan, kandırmaktan ve münafıklıktan.sakınmanın lüzumunu, emniyeti suistimal ve ihanet gibi haram olan işlere alet olmaktan kaçınmayı öğrenmelidir. Birisinin ticaret işinde vekil olan veya ortak kazançla çalışan işçi, ya da bunlara benzer birisi ise satın alması caiz olan ve olmayan şeyleri, satmasının caiz olacağı ve olmayacağı fiatları, içinde tasarruf etmesi caiz olan ve olmayan şeyleri, şahid tutmasının şart, vacib ve sünnet olduğu halleri, kendisine caiz olan ve olmayan yolculukları öğrenmelidir. Denizde yolculuk yapmak isteyenlerin, deniz seferi yapmanın caiz olacağı ve olmayacağı durumları öğrenmeleri gerekir.

Bütün bu bahisler fıkıh kitaplarında zikredilmiştir. Onları burada izah etmek kitabın gayesi ile mütenasib değildir. Çünkü benim maksadım yalnız zikirleri açıklamaktır. Zaruri olan şeyleri öğrenmek de zikir olduğu için bu bahislere kısa birer işaret yaptım. Allah'dan bana, sevdiklerime bütün müslümanlara muvaffakiyet ve hayırlı akıbet vermesini dilerim.

EVİNDEN ÇIKMAK İSTEYENİN OKUYACAĞI ZİKİR VE DUALAR

Yolculuk etmek üzere evinden çıkmak isteyen kimsenin, iki rek'at namaz kılması müstehabdır.
Sahabi Mukattam ibn-i Mıkdam radıyallahu anh'den rivayet edilen bir hadisde Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir kimse, sefere çıkmak üzere iken evde kılacağı iki rek'at namazdan daha hayırlı bir şey, aile halkı içinde kendi yerine bırakmamıştır. "(2>
(2) Tıbenni.
Ashabımızdan bazısı, bu namada, Fatiha'dan sonra birinci rek'atta Kafirun ve ikinci rek'atta İhlas surelerini okumanın müstehab olduğunu söylediler. Bazısı da birinci rek'atta Felak ve ikinci rek'atta Nâs sûrelerini okumalı dediler. Selâm verdikten sonra da Ayetü'l-Kürsî'yi okumalıdır. Çünkü, evden çıkacağı sırada bunu okuyana, dönünceye kadar hoşlanmayacağı bir şeyin isabet etmeyeceği rivayet edilmiştir. Kureyş suresini okuması da müstehabdır. İmam ve değerli üstad Şafiî mezhebinin fakihi, açık kerametlerin, parlak hallerin ve biribirini destekleyen marifetlerin sahibi Ebü'l-Hasen el-Kazvinî: "O, her kötülükten emniyet (vesilesi)dir." dedi.
Ebu Tahir ibn-i Cahşeveyh de şöyle dedi: "Bir yolculuğa niyet ettim. Fakat onun tehlikelerinden endişe ediyorum. Dua istemek maksadıyla El-Kâzvinî'ye gittim. Daha başlangıçta ve kendiliğinden, "Kim bir sefere niyet eder ve düşman ya da canavardan korkarsa Kureyş sûresini okusun. Çünkü o, her kötülükten emniyet vesilesidir." dedi. Onu okuyorum ve şimdiye kadar, korktuğum bir şeyle karşılaşmadım."
Bu sûreyi okuduktan sonra kişinin, ihlâs ve rikkat ile dua etmesi müstehabdır. Okuyacağı en güzel dualardan birisi şudur:


Allahümme bike estaıynü ve aleyke etevekkelü. Allahümme zellil lî suûbete emrî ve sehhil aleyye meşakkate seferî verzüknî minel-hayri eksera mimma atlübü vasrif annî külle şerrin rabbişrah li sad-rîve yessir lî emrî. Allahümme innî estahfizuke ve estevdiuke ve nef-sîve dînî ve ehlî ve ekaaribî ve külle mâ en'amte aleyye ve aleyhim bihi min âhıratin veddünyâ fahfaznâ ecmeıyne min külli sûin ya kerîm.

"[Allahım! Senden yardım istiyor ve sana güveniyorum. Allahım! İşimin güçlüklerini kolaylaştır, yolculuğumun meşakkatlerini hafiflet, hayırdan bana aradığım mikdardan fazlasını ver ve bütün kötülükleri benden çevir. Rabbım! Kalbime genişlik ve ve işimin zorluğunu kaldır. Allahım! Kendimi, dinimi, aile halkımı, akrabalarımı, bana ve onlara ahiret ve dünya ile ilgili olarak nimet ettiğin her şeyi korumanı istiyor ve sana emanet ediyorum. Ey Kerem sahibi! Hepimizi, bütün kötülüklerden koru.]"
Duaya Allah Teâlâ'ya hamd ve Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'e salât ve selâm etmekle başlayarak bunlarla bitirmelidir. Bunlardan sonra oturduğu yerden kalktığı zaman Enes radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz şu hadisdeki duayı okumalıdır: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir sefere çıkmak niyetiyle kalktığı zaman şöyle dua ederdi:


Allahümme ileyke tevveccehtü ve bike a'tesamtü; Allahümmekfi-nî mâ ehemmenî vemâ lâ ehtemmü lehu. Allahümme zevvednid takva, vağfirlî zenbî veccihnî lil hayri eynemâ teveccehtü.

"[Allahım! Sana yöneldim vesana sığındım. Allahım! Beni endişelendiren ve endişelendirmeyen işlerde, sen bana kâfi ol. Allahım! Takvayı bana azık kıl, günahlarımı affet ve ne tarafa yönelirsem beni hayra yönelt."

EVİNDEN ÇIKACAĞI ZAMAN OKUNACAK DUALAR
Genel olarak evinden çıkanın söyleyecekleri kitabın başında geçti. Bunlar misafir için de müstehabdır. Onun bu zikirleri daha çok yapması müstehabdır. Ayrıca, aile halkına, akrabalarına, arkadaşlarına ve komşularına veda etmesi, kendisine dua etmelerini istemesi ve kendisinin de onlara dua etmesi müstehabdır.

Ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Kendisine bir şey emanet edildiği zaman, Allah onu korur."buyurdu.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim sefere çıkmak isterse geride bıraktığı kimselere: "Sizi, yanında emanetler zayi olmayan Allah'a emanet ederim desin."W
Yine Ebu Hüreyre'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz, sefere çıkarken arkadaşlarına veda etsin. Çünkü, Allah Teâlâ onların duasını hayra vesile eyler."<«
Sünnet olan, veda ettiği kimse, ona Kaz'a'dan rivayet ettiğimiz (aşağıda gelecek olan) duayı yapmasıdır. Kaz'a şöyle dedi: "İbn-i Ömer radıyallahu anhüma, bana:
- Gel, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi seni uğurlayayım, dedi ve şöyle söyledi:

Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve havâtime amelike.
"(Dinini, emanetini ve amelinin sonuçlarını Allah'a emanet ediyorum.]"!6) İmam Hattabî şunları söyledi: "Bu duada geçen emanet, adamın aile halkı, geride bıraktığı kimseler ve güvendiği kimseye emanet ettiği malıdır. Duada dinin zikredilmesi, seferin meşakkat güçlük ihtiva etmesindendir. Çünkü bunlar bazı din işlerinin ihmal edilmesine yol açabilir."
Nafi'den rivayetimize göre, İbn-i Ömer şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, birisini uğurladığı zaman elinden tutar ve adam elini çekmedikçe o bırakmazdı ve veda duası olarak:



Estevdiullâhe dîneke ve emâneteke ve âhıra amelike derdi."Salim'den rivayetimize göre, "İbn-i Ömer, sefere çıkmak isteyen adama:
- Bana yakın gel, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bize yaptığı gibi seni uğurlayayım, der ve şöyle söylerdi: "Dinini, emanetini ve amelinin sonuçlarını Allah'a emanet ederim."(8>
Sahih bir isnadla sahabi Abdullah ibn-i Zeyd radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, orduyu uğurlamak isterken:

Estevdiullâhe dîneküm ve emâneteküm ve havâtime a'mâliküm.

"(Dininizi, emanetlerinizi ve amelinizin sonuçlarını Allah'a emanet ederim] derdi."<9>
Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bir adam, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek:
- Ya Rasulallah! Sefere çıkmak istiyorum, bana azık ver, dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Allah, takvayı sana azık eylesin, dedi. Adam:
- Artır. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ve günahlarını affetsin. Adam:
- Artır. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ve nerede olsan hayrı sana kolaylaştırsın."

YOLCULUK YAPACAK ADAMIN İYİ KİMSELERDEN ÖĞÜT İSTEMESİNİN MÜSTEHAB ÖLDÜĞÜ HAKKINDA


Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre: "Bir adam:
- Ya Rasulallah! Ben yolculuğa çıkmak istiyorum, bana öğüt ver. dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Allah Teâlâ'ya karşı takva'dan ayrılma ve her yüksek yerde tek-bir getir, dedi. Adam ayrıldığı zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem. "Allahım! Uzun yolunu kısalt ve seferini kolaylaştır" diye dua etti.

ONDAN EFDAL DE OLSA KALANIN MİSAFİRE, MUKADDES YERLERDE KENDİSİNE DUA ETMESİNİ İSTEMESİNİN MÜSTEHAB ÖLDÜĞÜ HAKKINDA


Ömer ibn-i Hattab radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Umre yapmak için Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den izin isterdim. İzin verdi ve:
- Kardeşim! Dua ederken bizi unutma, buyurdu. Bu söylediği öyle bir cümle ki, onun yerinde dünya benim olsa sevinmezdim."'

HAYVANINA (VEYA BİNİTİNE) BİNENİN OKUYACAĞI DUA


Allah Teâlâ: "Gemiler ve hayvanlardan size üzerlerine binip oturacağınız binekler yarattı. Bunlar, üzerlerine oturunca Rabbınızın nimetini anarak "Bunları buyruğumuza veren ne yücedir. Bizim takatimiz bunlara yetmezdi. Ve şüphesiz ki biz Rabbımıza döneceğiz" demeniz içindir."^3) buyurmuştur.
Sahih isnadlarla Ali ibn-i Rabia'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Ali ibn-i Ebi Talib radıyallahu anh'in yanında hazırdım. Binmesi için bir binek hayvanı getirildi. Özengiye ayağını koyduğu zaman: İpin Bismillah "[Allah'ın adıyla]" dedi. Hayvanın sırtında doğrulduğu zaman:

Elhamdülillâhillezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ iehü mugarri-nin. Ve innâ ilâ rabbinâ lemünkalibûn.
"[İtaat altına almaya gücümüzün yetmediği bunu (biniti) hizmetimize veren Allah'a hamdolsun. Şüphesiz biz Ona dönücüleriz]" dedi. Sonra üç kere: Elhamdülillah. "[Allah'a hamd olsun]" ve üç kere: » Allahu ekber "[Allah en büyüktür]" dedi. Daha sonra:

Sübhâneke innî zalemtü nefsî fağfirlî innehu lâ yağfiruzzunûbe illâ ente..


"[Seni takdis ederim. Şüphesiz ben kendime zulmettim, beni affet; çünkü günahları ancak sen affedersin]" dedi ve sonra güldü.
- Ya Emira'I-Mü'minin! Niçin güldün? diye sorulunca şöyle söyledi:
- Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in şu yaptığım gibi yaptığını, sonra güldüğünü gördüm ve:
- Ya Rasulallah! Neden güldün, dedim. Şöyle cevap verdi:
- Allah Teâlâ, kulunun, kendisinden başkasının günahları affede-meyeceğini bilerek "Günahlarımı affet! demesinden hoşlanır."*14)
Abdullah ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğa çıkmak üzere devesine binerken, üç kere tekbir getirir, daha sonra şöyle derdi:

Sübhânellezî sehhara lenâ hazâ vemâ künnâ lehü mukrinîn. Ve innâ ilâ rabblnâ lemüngalibûn. Allahümme innâ nes'elüke fi seferina hâzel birra vettakvâ ve minel ameli mâ terzaa. Allahümme hevvin aleynâ seferenâ hazâ, ve atvı 'annâ bu'dehu. Allahümme entes sâ-hibü fis-seferi vel halifetü fil ehli. Allahümme innî eûzü bike min va'saisseferi ve keabetil manzari ve sûil münkalebi fil mâli vel ehli.

"(İtaat altına almaya gücümüzün yetmediği bunu (biniti) hizmetimize veren Allah'ı teşbih ederim. Şüphesiz biz, O'na dönücüleriz. Allah'ım!
Bu yolculuğumuzda birr ü takvaya ve razı olacağın amellere muvaffak kılmanı dileriz. Allahım! Bu yolculuğumuzu kolaylaştır ve uzunluğu kısalt. Allahım! Seferde yardımcımız ve ehl-i iyalimizin koruyucusu sensin. Allahım! Yolculuğun zorluklarından üzücü manzaralarından ve seferden dönüşte malımıza ve ailemize dair fena haller görmekten sana sığınırım.]" Seferden dönerken yine bunları söyler ve fazla olarak:

Âyibûne tâibûne âbidûne lirabbinâ hâmidûn.

"[Dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz ve Rabbımıza hamd edenleriz.]" derdi."(15) Ebu Davud şu ziyadeyi de rivayet etti: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve askerleri tepelere çıkarken tekbir getirirler, inerlerken de teşbih ederlerdi."

Abdullah ibn-i Serces radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sefere çıkarken onun zorluklarından, dönüşün üzücü oluşundan, işlerin düzeldikten sonra bozulmasından, mazlumun kötü duasından, ailede ve malda kötü manzaradan Allah'a sığınırdı."

Sahih isnadlarla Abdullah ibn-i Serces radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuğa çıktığı zaman şöyle dua ederdi:


Allahümme entes sâhıbü fisseferî vel halifetü fil ehli. Allahümme innî eûzü bike min va'sâisseferi ve keâbetil münkalebi ve minel havri ba'del kevni ve min da'vetil mazlûmi ve min sûil manzari fil ehli vel mâli.

"[Allahım! Seferde yardımcımız ve ehli iyalimizin koruyucusu sensin. Allahım! Yolculuğun zorluklarından, dönüşün üzücü oluşundan, işlerin düzelmişken bozulmasından, mazlumun bedduasından, ailede ve malda kötü manzaradan sana sığınırım.]"< )


GEMİYE BİNENİN OKUYACAĞI DUALAR

Allah Teâlâ: "(Nuh) dedi ki: "Binin (geminin) içerisine. Onun yürümesi de durması da Allah'ın adıyladır." ve "Gemiler ve hayvanlardan, üzerlerine oturasınız diye size binekler yarattı''< > buyuruyor.
Hüseyn ibn-i Ali radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre Rasu-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Gemiye) bindikleri zaman,


Bismillâhi mecrâha ve mürsâha, inne rabbî leğafûrurahıym.
"[Onun yürümesi ve durması Allah'ın ismiyledir. Rabbım şüphesiz ki affedici ve merhamet sahibidir.]"* ) ve:


Vemâ kaderullâhe hakka kadrihi "[Gerektiği kadar Allah'ı tanıya-madılar]"< ) âyetlerini okumaları ümmetim için boğulmaya karşı bir teminattır. "


YOLCULUKTA DUA ETMENİN MÜSTEHAB OLDUĞU HAKKINDA

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "üç dua mukbuldur, bunda şüphe yoktur. Mazlumun duası, misafirin duası ve anne-babanın çocukları üzerindeki duası."'

YOLCUNUN, TEPELERE VE BENZERİ YERLERE ÇIKTIĞI ZAMAN TEKBİR GETİRMESİ VE VADİLERE ENDİĞİ ZAMAN TEŞBİH ETMESİ HAKKINDA
Câbir radıyallahu anh'den, "Çıktığımız zaman tekbir getirir ve indiğimiz zaman teşbih ederdik." dediğini rivayet ettik.< >
"Hayvanına Binenin Söyleyecekleri Babı"nda gördüğümüz sahih hadisde İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve askerleri, tepelere çıktıkları zaman tekbir getirir ve indikleri zaman teşbih ederlerdi." dediğini rivayet ettik.< )
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan şöyle rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem hac veya umre'den döndüğü zaman, -Ravi dedi ki: İbn-i Ömer'in (gazadan) dediğini zannederim- her tepeye veya irtifaa çıktıkça üç defa tekbir getirir, sonra da şöyle derdi:

Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerîke leh, lehülmülkü ve lehül hamdü vehüve alâ külli şey'in kadîr. Âyibûne tâibûne âbidûne sâcidûne lirabbinâ hâmidûne, sadegallahu va'dehu ve nasara abdehu ve hezemel ahzâbe vahdeh.
"[Allah'dan başka ilâh yoktur. O birdir ve ortağı mevcud değildir. Mülk onundur ve hamd O'nadır. O, her şeye muktedirdir. Dönenleriz; tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, secde edenleriz ve Rabbımıza hamd edenleriz. Allah va'dini gerçekleştirdi, kuluna yardım etti ve düşmanları yalnız yendi.]"*26) Bu, Buharî'nin rivayet şeklidir. Müslim'in rivayeti de böyledir. Ancak onda, "Ravi dedi ki, İbn-i Ömer'in, "gazadan" dediğini zannederim" ifadesi yoktur. Ondaki ifade şöyledir: "Harb ve seriyelerden, hac veya umreden döndüğü zaman."
Ebu Musa El-Eş'arî radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Bir vadinin üstüne çıktığımız zaman tehlil "Lailahe illallah" ve tekbir "Allahu Ek-ber" derdik ve sesimiz yükselirdi. Bunun üzerine Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Ey Nas! Kendinize güçlük çektirmeyiniz. Siz bir sağır veya gaib'e çağırmıyorsunuz. O sizinle beraberdir ve şüphesiz O, işitici ve yakındır, buyurdu."*27)
"Öğüt İstemenin Sünnet Oluşu babı"nda gördüğümüz hadiste Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'a karşı takvayı esas tut ve her irtifa'da tekbir getir."*28)
Ve Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yüksek bir yere çıktığı zaman şöyle derdi:



Allahümme lekeşşerefü alâ külli şerefin velekel hamdü alâ külli haalin.
"[Allahım! Senin yüceliğin her yüksekliğin üstündedir ve her durumda hamd sana mahsusdur.]"*29)


TEKBİR VE BENZERİ ZİKİRLERİ SÖYLERKEN AŞIRI ŞEKİLDE SESİ YÜKSELTMENİN YASAKLANDIĞI HAKKINDA
Bunun hakkında, bundan önceki bölümde geçen Ebu Musa'nın hadisi vardır.


YÜRÜMEYİ KOLAYLAŞTIRMAK VE HIZLANDIRMAK, RUHLARA NEŞ'E VE RAHATLIK SAĞLAMAK İÇİN NAĞME İLE SÖZ SÖYLEMENİN
Bunun hakkında çok ve meşhur olan hadisler vardır.

HAYVANI KAÇAN KİMSENİN OKUYACAĞI DUA
Abdullah ibn-i Mes'ud radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Çölde, birinizin hayvanı kaçtığı zaman: "Ey Allah'ın kulları! Yakalayınız. Ey Allah'ın kulları! Yakalayınız" diye bağırsın. Çünkü, Allah Teâlâ'nın yeryüzünde yakalayıcı yaratığı vardır, onu yakalayacaktır."*30)
Şeyhlerimizden bir büyük alim, başından geçen bir kıssayı bana anlatarak dedi ki: "Binem hayvanım kaçtı -Katır olduğunu zannederim- Bu hadisi bilirdim. Onu okuduğum gibi Cenab-ı Hak hayvanı bize durdurdu."
Ben de bir defa bir kafile içindeydim. Kafileden bir hayvan kaçtı ve onu yakalayamadılar. Bu hadisi söyledim. Bu sözden başka hiç bir sebep olmadan hayvan olduğu yerde dundu.

İNATÇI HAYVAN ÜZERİNDE OKUNACAK DUA

Diğeri, hıfzı, dindarlık, takva, iffet ve ilimdeki kemali üzerinde ittifak edilen kıymetli üstad ve meşhur Basralı tabii Ebu Abdillah Yunus ibn-i -(Jbeyd ibn-i Dinar rahımehullah'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Serkeş bir hayvan üzerinde olan kimse, onun kulağına:


Efeğayra dinillâh! yebğûne ve lehu esleme men fissemâvâti vel arzı tav'an ve kerhen ve ileyli yürceûn.
"[Allah'ın dininden başka bir din mi arzu ediyorlar. Halbuki göklerde ve yerde kim varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döneceklerdir]"'31) ayetini okursa Allah Teâlâ'nın izniyle uysallasın"

GİRMEK İSTESİN VEYA İSTEMESİN (MA'MÜRE) BİR KÖY GÖRENİN OKUYACAĞI DUALAR

Suheyb radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallal-lahu aleyhi ve sellem, girmek istediği bir köyü gördüğü zaman şöyle derdi:

Allahümme rabbessemâvâtis seb'ı vemâ azlelne vel arzıynes seb'ı vemâ aglelne ve rabbeş şeyâtıyni vemâ azlelne, ve rabber rıyâhı vemâ zerayne, es'elüke hayra hâzihil karyeti ve hayra ehliha ve hayra mâ fiha ve neûzü bike min şerrihâ ve şerri ehlihâ ve şerri mâ fihâ.
"(Allahım! Yedi semanın ve bunların gölgelendirdiği şeylerin Rabbı! Yedi yerin ve bunların taşıdığı şeylerin Rabbı! Şeytanların ve onların sapıttırdığı kimselerin Rabbı! Rüzgarların ve onların saçtıkları şeylerin Rabbı! Senden, bu köyün hayrını, ahalisinin hayrını ve içindeki her şeyin hayrını isterim. Ve onun şerrinden, halkının şerrinden ve içindeki şeylerin şerrinden sana sığınırım.]"*33)



Allahümme innî es'elüke min hayri hâzihi ve hayri mâ cema'te fiha, ve eûzü bike min şerrihâ ve şerri mâ cema'te fiha. Allahümmerzüknâ hayâha ve e'ıznâ min vebâha ve habbibnâ ilâ ehlihâ ve habbib saalihıy ehlihâ ileynâ.

"[Allahım! Senden bu yerin hayrını ve içinde topladığın şeylerin hayrını isterim. Ve onun şerrinden ve içinde topladıklarının şerrinden sana sığınırım. Allahım! Bize onun sağlığını nasib et ve bizi onun salgın hastalıklarından koru. Bizi oradakilere sevdir ve oranın salih insanlarını bize sevdir.]"*34)

İNSANLARDAN VEYA BAŞKA ŞEYLERDEN KORKANIN OKUYACAĞI DUA
Daha evvel gördüğümüz gibi, sahih bir isnadla Ebu Musa el-Eş'ari radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir kavimden korktuğu zaman şöyle derdi:

Allahümme innâ nec'alüke fi nühûrihim ve neûzü bike min şuruhim.

"[Onların yakasını sana tutturruuz ve onların şerrinden sana sığınırı. ]"<35) Bununla birlikte Keder Duası'nı ve onunla beraber zikrettiğimiz diğer duaları okumak da müstehabdır.

YOLCUNUN, CİNLER KENDİSİNE GÖRÜNDÜĞÜ ZAMAN OKUYACAĞI DUA

Câbir radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Gıylan, size şekiller içinde göründüğü zaman, ezan okuyunuz."*36)
Ben derim: Gıylan, cin ve şeytanların bir sınıfı ve onların sihirbazlarıdır. Yani onların şerrini ezanla defediniz. Çünkü şeytan, ezanı duyunca kaçar. Buna benzer bir hadisi de "Arız Olan Haller Dolayısıyla Yapılacak Dua ve Zikirler Babı"nın başında, kendisine şeytan göründüğü zaman insanın söyleyecekleri bahsinde gördük ve dedik ki: Bu sırada Kur'ân okumakla meşgul olmak gerekir. Çünkü ayetler bunu emrediyor.
İNSANIN BİR YERE KONAKLADIĞI ZAMAN OKUYACAĞI DUALAR
Havle binti Hakîm radıyallahu anha'dan rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir yere konakladığı zaman

Eûzü bikelimâtillâhittâmmeti min şerri mâ halaka.
"[Yaratıklarının şerrinden Allah'ın tam olan kelimelerine sığınırım]" derse oradan kalkıp gidinceye kadar bir şey kendisine zarar ver-mez."<37)
Abdullah ibn-i Ömer ibn-i Hattab radıyallahu anhüma'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, yolculuk ederken akşam olunca şöyle derdi:

Ya arzu rabbî ve rabbükillahü, eûzü billahi min şerriki ve şerri mâ fîki ve şerri mâ hulika fîki ve şerri mâ yedibbü aleyki, eûzü bike min esedin ve esvede ve minel hayyeti vel akrabi ve min sâkinil beledi ve min vâlidin vemâ velede.

"Ey yer! Benim Rabbım ve senin Rabbın Allah'dır. Senin şerrinden, içindekilerin şerrinden, içinde yartılanların şerrinden ve üzerinde yü-rüyenlerin şerrinden Allah'a sığınırım. (Allahım!) Arslandan, insandan, yılan ve akrepten, bu yerin sakinlerinden, doğuran ve doğandan sana sığınırım.]"*38) El Hattabî şöyle söyledi: "Yerin sakinlerinden maksad, yerde yerleşen cinlerdir. Ve ihtimal ki, doğurandan maksad İblis, doğandan maksad şeytanlardır."

SEFERDEN DÖNENİN OKUYACAĞI DUALAR

Burada sünnet olan, tepelere çıktığı zaman misafirin tekbir getirmesi bahsinde yakında zikrettiğimiz İbn-i Ömer'in hadisindeki duanın okunmasıdır.
Ve Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulül-lah sallallahu aleyhi ve sellem ile ben ve Ebu Talha döndük. Safiyye de Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in terkisine binmişti. Medine'nin arkasına vardığımız zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem,

Âyibûne tâibûne âbidûne lirabbinâ hâmidûn.
"Dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz ve Rabbımıza hamd edenleriz" dedi ve Medine'ye girinceye kadar bunu söylemekte devam etti."

MİSAFİRİN SABAH NAMAZINDAN SONRA OKUYACAĞI DUALAR

Bil ki, sabah namazından sonra, başkasının söyleyeceklerini misafirin de söylemesi müstehabdır. Bunları daha evvel gördük. Bunlardan başka, Ebu Berze radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz duayı yapmak da müstehabdır. Ebu Berze şöyle dedi:
"Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, sabah namazını kıldıktan sonra, (Ravi dedi ki, Ebu Berze'nin seferde dediğini zannederim) ashabı duyacak kadar sesini yükselterek üç defa:



Allahümme faslıh lî diniyellezî ce'altehu ismete emri, allahümme aslıhlî dünyâyelletî ce'alte fiha meâşî.

"[Allahım! İşlerimin esası haline getirdiğin dinimi ilah et. Allahım! Geçimimi içine koyduğun dünyamı ıslah et] ve üç defa:


Allahümmaslıh li âhıratî, elletî ce'alte ileyha mercii.

"(Allahım! Bana dönüş yeri kıldığın ahiretimi ıslah et]" ve üç defa:

Allahümme eûzü birızâke min sühtıke, allahümme eûzü bike. "[Allahım! Gazabından rızana sığınırım. Allahım! Sana sığınırım]"
ve:
Lâ mania limâ a'tayte velâ mu'tıye limâ mena'te, velâ yenfeu zel ceddi minkel ceddü.
"[Verdiğine mani yok, men'ettiğini veren yok. Şöhret ve servet sahibine senin yanında bunlar fayda vermez]" derdi.'40)
KENDİ ŞEHRİNİ GÖRENİN OKUYACAĞI DUA
Bu durumda müstehab olan, bundan evvel geçen Enes'in hadisindeki duanın söylenmesi ve "Bir Köy Görenin Söyleyecekleri Babı"nda geçen duaların okunması ve:



Allahümmec'al lenâ biha garâran ve rızkan hasenen. "[Allahım! Burada bize istikrar ve güzel rızık ver]" denmesidir.

SEFERDEN DÖNÜP EVİNE GİRENİN OKUYACAĞI DUA

İbn-i Abbas radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, seferden dönüp evine girdiği zaman: Tevben tevben lirabbinâ evben lâ yüğadirü havben. "[Tevbe, tevbe, Rabbımıza tevbe ve rücû günah bırakmayacak olan tevbe]" derdi.


SEFERDEN DÖNENE EDİLECEK DUA


Seferden dönene:
Elhamdülillahillezî sellemeke, elhamdü lillahi ceme'aşsemle bike.
"[Seni koruyan, sana selâmet veren Allah'a hamd olsun. Bizi kavuşturan Allah'a hamd olsun]" demek veya bunlara benzer bir şey söylemek müstehabdır. Allah Teâlâ: "Şükrederseniz, size (ni'metini) artırırım''<42> buyuruyor. Bundan sonra gelecek Aişe'nin hadisi burası için de söz konusudur.

GAZADAN DÖNENE EDİLECEK DUA

Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir savaştaydı. Dönüp eve girdiği zaman onu karşıladım ve elinden tutarak:
Elhamdülillahillezî nasarake ve e'azzeke ve ekrameke. "(Sana yardım eden, seni aziz tutan ve sana ikram eden Allah'a hamd olsun]" dedim." <«)
HACDAN DÖNENE EDİLECEK DUA VE ÖNÜN EDECEĞİ DUALAR

İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir genç gelerek:
- Hac etmek istiyorum, dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, onu uğurlamak için beraberinde yürüdü ve:
Zevvedekallahüttakvâ ve vecceheke fil hayrı, ve kefâkel hemme.
"[Allah takvayı sana azık eylesin, seni hayra yöneltsin ve müşküllerinde sana tam yardım etsin]" dedi. Bu genç döndüğünde Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldi ve selâm verdi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:


Kabilallahu hacceke, ve ğafera zenbeke ve ahlefe nefekateke.


392
"(Allah haccııiı kabul, günahlarını affetsin ve sarf ettiğinin yerini doldursun]" diyerek ona dua etti."
Ve Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:

Allahümmağfir lil haacci ve Iimenistağfera lehül haaccü
[Allahım! Hac edene ve ona af dileyene mağfiret et]" dedi.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SELAM VERMEK,AKSIRANA DUA ETMEK VB. KONULAR

Allah Teâlâ: "Evlere girdiğiniz zaman, kendi adamlannıza Allah katından bereket, esenlik ve güzellik diyerek selam verin.'W- "Size selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele eden."W- "Evlerinizden başka evlere seslenip sahihlerine selâm vermeden girmeyiniz."^ )- "Çocuklannız erginlik çağına gelince, büyüklerinin izin istemesi gibi onlar da her defasında izin istesinler."^) , "İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi? Onlar İbrahim'in yanına girip: "Selâm sana" demişlerdi. İbrahim de: "Selâm size" demişti'i ) buyuruyor.

Bil ki selâmın aslı Kur'ân, sünnet ve icma ile sabittir. Fakat onun mes'eleleri ve detayları sayılamayacak kadar çoktur. Ben -Allah dilerse- asıl gaye olanlarını bir kaç bölümde özetleyeceğim. Tevfik, hidayet, doğruya yöneltmek ve korumak Allah'dandır.SELÂMIN FAZİLETİ VE

ONU YAYMANIN EMREDİLDİĞİ HAKKINDA

Abdullah ibn-î Amr radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Bir adam, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
- Müslümanlığın hangi türlüsü daha hayırlıdır, diye soru sordu. Ra-sulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- (Başkalarına) yemek yedirmen ve tanıdığın veya tanımadığın herkese selâm vermendir, diye cevap verdi."<6>
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ, altmış zira uzunluğunda olan Âdem'i kendi suretiyle yarattı ve yarattıktan sonra ona:
- Git, şu meleklere selâm ver ve onların vereceği karşılığı dinle; çünkü bu senin ve neslinin selâmı olacaktır, diye emretti. Adem:
Esselâmü aleykiim "(Size selâm olsun]" dedi, onlar: "ve rahmetüllah" kelimesini ilave ederek: 'fEsselâmü aleyke ve rahmetüllah. "(Allah'ın selâm ve rahmeti sana olsun]" dediler."'?)
Bera' İbn-i Azib radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, böze yedi şeyi emretti: "Hasta ziyareti, cenazelerle kabre kadar gitme, aksırana dua etme, zaife yardım, mazlumu koruma, selamı yayma ve yemini tutma."'8)
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İman etmedikçe cennete giremeyeceksiniz ve birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılama-yacaksınız. Yaptığınız zaman, birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söy-leyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız."W
İyi isnadlarla Abdullah ibn-i Selâm radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ey nâsi Selâmı yayınız, taam yediriniz, akrabaları gözetiniz ve insanlar uyurken namaz kılınız ki, selâmetle cennete giresiniz."'10)
Ebu ümâme radıyallahu anh'den, "Peygamberimiz selâmı yaymamızı emretti."'1') dediğini rivayet ettik.
Ishak ibn-i Abdillah Ebi Talha'dan rivayetimize göre, Tufeyl Ibn-i Übey Ibn-i Ka'b, ona şunu anlattı: "Ben Abdullah ibn-i Ömer'e gelirdim ve sabah birlikte çarşıya çıkardık. Çarşıya vardığımızda Abdullah bir eskici, bir dükkâncı, bir fakir görse veya herhangi bilinin yanından geçse selâm verirdi. Bir gün yine geldiğim zaman, çarşıya gitmek, üzere kendisine refakat etmemi istedi. Ona dedim ki:
- Çarşıda ne yapacaksın? Sen ki bir alış veriş yapmaz, fiatları sormaz, bir şeye fiat koymaz ve çarşıdaki oturma yerlerinde oturmazsın, Bizimle burada otur, konuşuruz. O bana:
- Ey göbek sahibi (Tufeyl göbekliydi)! Biz, ancak karşılaşacağımız kimselere selâm vermek için çarşıya uğrarız, dedi."<12>
Ishak ibn-i Abdillah'dan rivayetimize göre, Ammâr radıyallahu anh şöyle dedi: "üç şeyi; kendi nefsinden öc almayı, âleme selâm vermeyi ve az olan maldan dağıtmayı bir arada toplayan kimse imanın kemâlini de elde etmiştir."*13)
Bu hadisi Buharî'den başka kitaplarda de merfu (Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e ulaştırılmış bir söz) olarak rivayet ettik. Bu üç kelime içinde dünya ve âhiretin hayırları toplanmıştır. Çünkü, nefsinden öc almak demek, üzerindeki hakları ödemek demektir ve bu esas gereğince, Allah'ın haklarını ve emirlerini gözetmek, yasaklarından sakınmak, insanların haklarını vermek ve hakkı olmayan bir şeyi istememek ve nefsinin de hakkını düşünerek onu kötü durumlara sokmamak gerekir. Aleme selâm vermek ise bütün insanları selâmlamak demektir. Bu ise insanın , kimse üzerinde büyüklük taslamamasını ve kimse ile kendi arasında selâmı önleyen menfi bir hâlin ol-mamasını ve buna yer vermemesini gerektirir. Azdan infak ise, Allah Teâlâ'ya tam güven ve tevekkülün, müslümanlara şefkatin ve bunla, gibi güzel manaların ifadesi ve eseridir. Bizleri bütün bu vasıflara muvaffak etmesini kerem sahibi olan Allah Teâlâ'dan dileriz.

SELÂMIN ŞEKLİ HAKKINDA


Bil ki efdal olan, kendisine selâm verilen bir kişi de olsa selâm verenin çoğul zamiri ile:
EsselâmU aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtüh. "[Selâmet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun.]" demesi ve cevap verenin bir atıf (bağlama) vav'ı ilâvesiyle:
Ve aleykUmüsselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtüh.
"[Ve sizin üzerinize de selamet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri ol-sun]" demesidir. Bu şekilde selam vermenin efdal olduğunu söyleyenler arasında, imam ve baş kaadı Ebu'l- Hasen el-Maverdî ve ashabımızdan imam Ebu Sa'd El-Mütevelfi ve daha başkaları vardır.
Bunun delili ise Imran ibn-i Husayn radıyallahu anhüma'dan rivayet ettiğimiz hadisdir. imran şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bir adam geldi ve: EsselâmU aleyküm "[Üzerinize selam olsun]" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selâmımı aldı ve adam oturunca "ON" dedi, sonra bir adam daha geldi, ve: Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi "(Selâmet ve Allah'ın rahmeti üzerinize olsun]" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selamını aldı ve adam oturunca: "YİRMİ", dedi. Sonra bir adam daha geldi ve:
Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtüh. "[Selâmet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun]" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona cevab verdi ve adam oturunca: "OTUZ" dedi."
Ebu Davud'un Muaz ibn-i Cebel radıyallahu anh'den yaptığı bir rivayette fazla olarak şöyle denilmiştir: "Sonra bir adam daha geldi ve:

Esselâmü aleyküm ve rahmetüllahi ve berekâtühü ve mağfiretühü.
"(Selâmet, Allah'ın rahmeti, bereketleri ve maağfireti üzerinize ol-sun]" dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "KIRK" dedi ve lafızlar çoğaldıkça sevablar da böyle çoğalır, diye ilâve etti."
Zaif bir isnadla Enes radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet ettik: "Ashabın hayvanlarına çobanlık eden bir adam, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanından geçiyor ve:
Esselâmü aleyke ya rasulallah "(Sana selâm olsun Ya Rasulallah]" diyordu. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
Ve aleykesselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtühü ve mağfiretühü ve rızvânühü.
"[Ve sana da selâm. Allah'ın rahmeti, bereketleri, mağfireti ve rızası olsun]" diyerek ona cevap veriyordu.
- Ya Rasulallah! Buna, ashabından hiç birine vermediğin selâmı veriyorsun, denildi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- O, bu suretle on küsur adamın sevabını alırken kendisine bu selâmı neden vermeyeyim dedi."<l5>
(15) İbn-i Sünni
(14) Dıremi. Ebu Davud ve Tırmızi.
Ashabımız şöyle dediler: Selâm veren "Es-Selâmü aleyküm" derse selâm hasıl olur. "Es-Selâmü aleyke" veya "Selâmün aleyke" derse selâm yine hasıl olur. Cevaba gelince, onun en azı:

Ve aleykesselâm. "[Ve sana da selâm olsun]" veya:

Ve aleykümüsselam "[Ve size de selâm olsun]" demektir. Baştaki vav'ı atarak "Aleykümüsselam" derse cevab olarak kifayet eder. İmamımız Şafiî rahımehullah'ın "El-ümm" de kesinlikle söylediği ve ashabımızın çoğunun da hükmettiği sahih ve meşhur görüş budur. Ashabımızdan Ebu Sa'd El-Mütevellî "Et-Tetimme" adlı eserinde, bu sonuncunun cevab için yetmediğini söyledi. Fakat, bu zaif ya da yanlış bir hükümdür. Kitaba, sünnete ve imamımız Şafiî'nin nassına muhaliftir. Zira Kur'ân'da Allah Teâlâ: Kaalü selâ-men kaale selâm "Onlar: "Sana selâm olsun" dediler, o da "Size selam olsun" dedi."<16) buyuruyor. Bu âyetteki selâm şekli, gerçi bizden öncekilerin şeriatı ise de bizim şeriatımız onu kabul ve takrir etmiştir. Meleklerin Adem sallallahu aleyhi ve sellem'e verdikleri cevab hakkında, olan, Ebu Hurüyre'nin geçen hadisi bunu göstermektedir. Çünkü, onda Peygamberimiz "Allah Teâlâ: "Bu selâm senin ve neslinin selâmıdır" buyurdu." diye bize haber vermektedir. Ve şüphesiz ki bu ümmet de Âdem'in neslindendir. Allah daha iyi bilir.
H6)ZanyM: 23. (l7)Zany»: 23
Cevab olarak yalnızca "Aleyküm" demenin cevap olamayacağı hususunda arkadaşlarımız ittifak ettiler. Fakat vav ilavesiyle "Ve Aleyküm" sözü cevab olur mu? Ashabımızın bunda müsbet ve menfi olmak üzere iki görüşü vardır. Selâm veren: "Selâmün aleyküm" veya "Es-Selâmü aleyküm" derse, csevap veren bu iki halde de: "Selâmün aleyküm" veya "Esselâmü aleyküm" diyebilir. Allah Teâlâ: "Onlar "Selam" dediler, o da "Selam!" dedi'.""7) buyuruyor. El-Mütevelli; "Selam kelimesini "selâm" veya "es-selâm" şeklinde söylemekte muhayyersin" dedi. Ben de: Fakat elif ve lam ile (yani ikinci şekilde) söylemek evladır, derim.
Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bir söz söylerken iyi kavranması için üç defa tekrar tderdi ve bir topluluğa gelip selam verdiği zaman üç defa selâm ve-rlrdi."d8)
Ben derim: Bu hadis, topluluğun kalabalık olduğu hallere hamledilir. Bu mes'elenin izahı ve Maverdi'nin bu konudaki sözü inşaallah-u teâlâ ileride gelecektir.
Selam vermiş ve bu sünneti yapmış olmak için gereken en az miktar, selâm verdiği kimseye işittirecek kadar sesi yükseltmektir. Ona işittirmezse selâm vermiş sayılmaz ve kendisine cevap vermek vacib olmaz. Cevab verme farzının ödeneceğin en az mikdar da, selâm verene duyuracak şekilde cevap verenin sesini yükseltmesidir. Duyurmazsa farz ödenmiş olmaz. Bunları Maverdî ve daha başkaları zikrettiler.
Ben derim: Müstehab olan, kişinin, selâm verdiği kimse veya kimselerin kesinlikle işiteceği kadar sesini yükseltmesi, normal sesi ile onlara işittireceğinde tereddüt ederse sesini fazla yükseltmesi ve duymaları için gereken ihtiyat ve açıklığı göstermesidir. Fakat, uyuyanların da olduğu bir yerde selâm vermek durumunda ise müstehab olan, onları uyandırmaması ve fakat uyanık olanlara işittirecek şekilde sesini alçaltmasıdır.
Mikdad radıyallahu anh'den, uzun hadisinde şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in sütten payını kaldırırdık. Gece içinde geldiği zaman uyuyanı uyandırmayacak ve uyanık olanlara işittirecek şekilde selâm verirdi. (O gece) uykum gelmedi. İki arkadaşım ise uyumuşlardı. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem geldi ve her zamanki gibi selâm verdi.""9'
imam Ebu Muhammed Kaadı Huseyn, İmam Ebu Hasan el-Vahidî ve ashabımızdan daha başkaları şöyle dediler: "Cevabın, selâm verişinden hemen sonra olması şarttır. Kendisine selâm verilen, gecikir ve sonra cevap verirse bu cevab sayılmaz ve kendisi cevap vermemiş olmaktan dolayı günaha girer."



DİLLE SÖYLEMEDEN YALNIZCA EL VE BENZERİ İLE SELÂM İŞARETİ YAPMANIN MEKRUH OLDUĞU HAKKINDA

Amr ibn-i Şuayb ve babası yoluyla dedesinden rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kendisini bizden başkalarına benzeten bizden değildir. Kendinizi yahudilere ve hristiyanlara benzetmeyiniz. Yahudilerin selâmı parmakla işaret ve hristiyanların selâmı elle işarettir."*20)
Ben derim: Esma binti Yezid'den rivayet ettiğimiz; "Bir gün Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Mescide giderken bir kadın cemaati oturmaktaydı. Eliyle (onlara) selâm işareti yaptı."(21) hadisi, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hem söz, hem de işaretle selâm ettiğine hamledilir. Ebu Davud'un bu hadisi"... Size selâm verdi" şeklinde rivayet etmesi şunu göstermektedir.

SELAMIN HÜKMÜ HAKKINDA

(20) Tiımizî, Tirmizî, "İsnadı zaifdir" dedi.
(21) Tırmızî, Tirmizî, "Hasen hadisdir" dedi.
(22) Bu görü; Şafiî mezhebine göredir. Hanefî mezhebine göre kurban kesmek vacibdir. Bir aile halkı içinde birisinin kurban kesmesi kâfi değildir. Üzerine vacib olan her ferd ayrıca kesmekle mükelleftir.

Bil ki selâm vermek, sevilen bir sünnettir ve fakat vacib değildir. Selâm bir sünnet-i kifâyedir. Bunun için, selâm vermek durumunda olan birkaç kişi ise onlardan birinin selâm vermesi kâfidir. Ancak, hepsi selâm verseler daha îyi olur. Ashabımızın imamlarından Kadı Huseyn "Es-Siyer" kitabının şerhinde: "Bize kifayet üzere sünnet olan sadece selâmdır." dedi. Ben derim: Kadı'nın bu hasrı kabul edilmemektedir. Çünkü, yakında inşaallah-u teâlâ beyanı geleceği gibi ashabımız, "Aksırana dua etmekte kifayet üzere sünnettir." dediler. Ve ashabımızdan bir cemaat ve hatta hepsi: "Bir aile halkı için, kurban kesmek sünnet-i kifâyedir ve onlardan birisi kurban kestiği zaman bu (İslami) şiar ve sünnet, hepsi için hasıl olur." dediler.*22) Selâmın cevabına gelince, kendisine selâm verilen bir kişi ise, farz-ı ayn olarak, cevap vermesi gerekir. Bunlar birkaç kişi iseler ce-M' vermek bir farz-ı kifâye olarak hepsine aittir. Onlardan birisi cevap verirse günah diğerlerinden de kalkar. Fakat, hiç birisi cevap ver-/se hepsi günahkâr olurlar. Hepsinin cevap vermesi ise kemal ve imletin son şeklidir. Ashabımız böyle dediler ki, bu açık ve güzel bir görüştür. Kendisine selâm verilenlerden başkası cevap verirse farz • ulardan kalkmaz ve kendilerinin cevap vermesi vacibdir. Bu yaban-l mm cevabı ile kalsalar hepsi günahkâr olurlar.
Ali radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir cemaat geçerken içlerinden birinin selâm vermesi yetişir ve oturanlardan da birinin cevap vermesi kifayet eder."*23)
Zeyd ibn-i Eşlem radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Topluluktan birinin selam vermesi hepsi için kifayet eder."*24)
imam Ebu Sa'd el-Mütevelli ve daha başkaları şöyle dediler: "Bir adam perde veya duvar arkasından bir adamı çağırıp: "Esselâmü aleyke ey filân!" derse veya bir mektup gönderip içinde, "Es-selâmü aleyke ya filân" veya "Filâne selâm olsun" yazarsa ya da bir haberci gönderip "Filân'a selâm et" derse ses, mektup veya haberci ulaştığı zaman, kendisine selâm edilenen, cevap vermesi vacib olur." Vahidi ve ondan başkası da: "Mektuba selâm edilenin bunu aldığı zaman ce-vab vermesi vacibdir." dediler.
Aişe radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayetettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bana:
- Bu Cebrail'dir, sana selâm ediyor, dedi. Ben de:

Ve aleyhisselâmü ve rahmetüllahi ve berekâtüh.

"[Onun üzerine de selamet, Allah'ın rahmeti ve bereketleri olsun]' dedim."(25)
Kendisinden uzakta olana selâm göndermek müstehabdır.
Bir adam, birisi ile selâm gönderir ve, o selâmı ileterek "Filân sana
selâm ediyor" derse berikinin ara vermeden cevap vermesinin vacib
olduğunu daha önce söyledik. Müstehab olan da cevabı tebliğciye dc
teşmil ederek: Ve aleyke ve aleyhisselâm "[Ve sana
da, ona da selâm olsun]" demesidir.
Galib el-Kattân'dan, bir adamın şöyle dediğini rivayet ettik: Babam, dedemin şöyle dediğini bana söyledi: "Babam, beni Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e göndererek:
- Ona git ve kendisine selâm söyle dedi. Ona gittim ve:
- Babam sana selâm ediyor, dedim. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:

Aleykesselâmü ve alâ ebikesselâm.
"Sana selâm olsun ve babana selâm olsun" dedi."<26>
Ben derim: Gerçi bu hadis meçhul birinin rivayetidir. Fakat, daha evvel de söylediğimiz gibi, bütün ehl-i ilim tarafından faziletlere ait hadislerde müsamaha gösterilir.
Et-Mütevellî şöyle dedi: "Duymayan bir sağıra selâm vermek istendiği zaman, kendisi muktedir olduu için selâmı diliyle söylemeli ve sağırın anlaması için eliyle de işaret etmelidir. Bu suretle, cevabı hak eder. Bu ikisini birlikte yapmazsa cevaba müstehak olmaz. Bunun gibi, bir sağır kendisine selâm verirse cevap verirken, yine hem ağzıyla telaffuz etmeli, hem de sağır tarafından anlaşılıp farzın kalkması için eliyle işaret etmelidir. Dilsize selâm verdiği zaman, o eliyle işaret ederse cevap vermek farzı üzerinden kalkar; çünkü onun işareti telaffuz hükmündedir. Bu sebepten, dilsiz işaret ederek selâm verirse kendisine cevap vermek vacib olur."
El-Mütevelli şöyle dedi: "Çocuğa selâm verilirse, cevap vermek çocuk üzerine vacib olmaz. Çünkü, çocuk farz ve teklif ehli değildir."
Mütevellî'nin bu söylediği doğrudur. Fakat edebe riayeten ve müstehab olan, onun cevap vermesidir. Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Mütvelli şöyle dediler: "Çocuk bir büyüğe selâm verirse berikinin cevap vermesi vacib midir? Bunda, çocuğun İslâmiyetinin sahih olup almaması mes'elesine dayanan iki görüş vardır. İslâmiyeti sahihdir, desek,çocuğun selâmı büyüklerin selâmı gibidir ve cevabı vacibdir. İslâmiyeti sahih değildir, dersek, selâmına karşılık vermek vacib değildir,
lakat müstehabdır.
Ben derim: Bu iki görüşten sahih olanı, cevabın vacib olduğunu söyleyen görüştür. Çünkü, Allah Teâlâ:
"Size selâm uerildiği zaman ondan daha iyisiyle veya aynısıyla mukabele ediniz"1'27') buyuruyor. Adı geçen iki zatın; "Bu, çocuğun islâmiyeti mes'elesine dayanır" demelerine gelince, Eş-Şâşî: "Bu, fasid bir dayandırmadır." dedi. Hakikat olan da onun dediği gibidir. Allah daha iyi bilir. Erginlik çağında birisi içinde bir çocuk bulunan cemaate selâm verdiği zaman büyükler cevab vermezler de yalnız çocuk selâmını alırsa onlardan farz kalkar mı? Bunda iki görüş vardır ve bunların en sahih olanına göre -ki Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Müte-velli bunu söylediler- farz kalkmaz. Çünkü çocuk farz ehli değildir. Halbuki selâmın karşılığını vermek farzdır. Bu nedenle, cenaze namazında çocukla farz kalkamdığı gibi burada da kalkmaz. Arkadaşlarımızdan, "El-Müstazhirî" sahibi Ebu Bekir Eş-Şâşî'nin görüşü olan ikincisine göre farz kalkar. Nasıl ki erginlik çağında olanlar için, çocuğun ezan okuması sahihdir ve o okuduğu zaman artık onlardan ezan okumaları istenmez.
Ben derim: Cenaze namazı mes'elesinde, çocuğun namazıyla farzın kalkmayacağına dair bir kesinlik yoktur ve bu konuda ashabımız meşhur olan iki görüşe ayrıldılar. Arkadaşlarımız arasında bu iki görüşün en sahih olanına göre, farz kalkar. Şafiî de bunu kesinlikle söyledi. Allah daha iyi bilir.
Birisine selâm verdikten sonra kısa aralıklarla tekrar onunla karşı laşıan kimsenin, ikinci ve üçüncü defa ve daha fazla da olsa yine on<ı selam vermesi müstehabdır. Ashabımız bunda ittifak ettiler.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz ve kötü namaz kılana dair olan hadis bunu göstermektedir. Ebu Hüreyre şöyle dedi "Adam geldi ve namaz kıldı. Sonra Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek selâm verdi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, selâmını aldı ve ona:
- Dön, namaz kıl! Çünkü, sen namaz kılmadın, buyurdu. Adam döndü ve namaz kıldı, sonra gelerek selâm verdi ve bu hal üç kere tekerrür etti."<28)

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz (din) kardeşi ile karşılaştığı zaman ona selâm versin. Bundan sonra aralarında bir ağaç, bir duvar veya bir taş girer ve sonra tekrar karışlaşırlarsa ona yine selâm versin."*29)
Ve Enes radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabı, birlikte yürürlerken, aralarına giren bir ağaç ve bir tepeden dolayı sağa ve sola ayrılsalar, bunun (ağaç veya tepenin) arkasında kavuştukları zaman selâmlaşırlar-
İki kişi karşılaşırken ikisi de beraber veya birbiri arkasından selâm verirlerse, Kadı Huseyn ve arkadaşı El-Mütevellî'nin kavline göre, ikisi de selâm veren olmuş olur. Bunun için ikisinin de birbirinin selâmını alması vacibdir. Eş-Şâşî ise şöyle dedi: "Bu doğru değildir. Çünkü, her birinin verdiği selâm, cevab olmaya da yarar. O halde, bu selâmlardan birisi ötekinden sonra olmuşsa ona cevab yerine geçer. Fakat, ikisi bir anda vaki olmuşsa o takdirde birisi ötekine cevab olmaz." Doğrusu Eş-Şâşî'nin bu söylediğidir.
İki kimse karşılaştıkları zaman birisi, "Ve aleykümüs' selâm" derse, El-Mütevelli'nin kavline göre bu, selâm sayılmaz ve cevaba müstehak değildir. Çünkü bu ifade şekli selâm vermeye yaramaz. Ben ilerim: Fakat, vav ile başlamadan, "Aleyke's selâm veya "Aleykümüs »dam" derse, İmam Ebu Hasen el-Vahidî, mutad lafzın aksi de olsa bunun selâm olduğunu ve onunla, selâm verilen kimsenin cevap vermesinin vacib olduğunu söyledi. Açık olan budur ve İmamü'l-Hare-meyn de buna hükmetti. O halde buna cevab vermek vacibdir, çünkü bu selâm demektir. Fakat, "Bunun selâm oluşunda iki görüş vardır" demek de mümkündür. Nasıl ki, namazdan çıkarken, "Aleykümüs selâm" demesi halinde bununla namazdan çıkıp çıkamayacağı hususunda da ashabımızın iki görüşü vardır ve en sahihine göre çıkar. Bu türlü bir selâmın hiç bir surette cevab gerektirmeyeceğini söylemek de mümkündür. Çünkü, sahih isnadlarla sahabi Câbir ibn-i Selim'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve: "Aleykes selâm ya Rasulallah" dedim. Bana:
- Aleyke's selâm deme; çünkü bu, ölülere verilen selâm şeklidir, buyurdu."*3')
Ben derim: Bu hadis, bu lafzın selâm olmadığını ifade etmek için değil, fakat selâmın en iyi ve en üstün şeklini beyan etmek için varid olmuş olabilir. Allah daha iyi bilir.
İmam Ebu Hamid El-Gazatî ve "El-İhyâ" da şöyle dedi: "Bu hadis gereğince selâm verirken "Aleykümü's-Selâm" demek mekruhtur. Beğenilen görüş, bu sıyga ile selâm vermenin mekruh oluşudur. Fakat onunla selâm verilirse cevab vacibdir; çünkü o selâmdır."
Sünnet olan, selâmı her türlü konuşmadan evvel vermek ve ondan evvel bir şey söylememektir. Bununla ilgili sahih hadisler ve ümmetin selef ve halefinin buna göre amel ve tatbikatı meşhurdur ve bunlar bu hükmün dayanılan delilleridir. Fakat Câbir radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Selâm, kelamdan öncedir" buyurdu."*32) hadisi zaifdir. Tirmizî: "Bu münker bir hadisdir" dedi.

Selâm vermek, onu almaktan efdaldir. Sahih bir hadisde Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Karşılaşan iki kişinin en hayırlısı önce selâma başlayandır." buyurdu. Bu sebeple karşılaşanlardan her bir kimsenin, selâma önce başlamak için hırs göstermeleri gerekir.
İyi bir isnadla Ebu Ümâme radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İnsanların Allah'a en yakın olanı, onlarla karşılaşırken selâma evvel başlıyan-dır."<33) Tirmizî'nin Ebu Ümâme'den rivayeti ise şöyledir: "-Ya Rasulallah! îki kişi karşılaşınca hangisi selâma başlayacak? diye soruldu. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- İkisinden Allah Teâlâ'ya en yakın olanı, buyurdu."

SELÂM VERMENİN MÜSTEHAB, MEKRUH VE MUBAH OLDUĞU HALLER


Bil ki, daha evvel söylediğimiz gibi biz, selâmı yaymakla emrolun-muşuz. Ancak, bazı hallerde selâm vermenin ehemmiyeti artarken bazı hallerrde de bu azalır ve bazan da nehyedilmiş duruma gelir. Selâm vermenin ehemmiyet taşıdığı ve müstehab olduğu haller sayılamayacak kadar çoktur. Çünkü asıl olan selâm vermektir. Onun için, biz bunları sayma külfetine katlanmayacağız.
Bil ki, yaşayanlara da, ölülere de selâm vermek bu kısmın şumülü içine girer. Ve daha evvel, cenaze zikirleri bahsinde ölülere selâm durumunu görmüştük. Selâmın mekruh olduğu, ehemmiyetinin azaldığı veya mubah olduğu haller ise istisna teşkil etmektedir. Bu sebepten, bunların açıklanmasına ihtiyaç vardır.
(33) Ebu Davud.
Kendisine selâm verilecek kimse abdest bozmak, cinsel temas veya bunlara benzer işlerle meşgul ise ona selâm vermek mekruhtur ve verildiği takdirde cevab gerektirmez. Uyuyan veya uyuklayana selâm vermenin hükmü de aynıdır. Namaz kılmakda, ezan okumakda ve ikaamet getirmekde olanlara, hamamda olana ve selâm vermenin uygun görülmediği işlerle meşgul olanlara selâm vermek de böyledir. Yemek yerken, lokma ağzında olduğu sırada birisine selâm vermek de selâmın mekruh olduğu hallerdendir. Bütün bu durumlarda selâm verilse cevab gerekmez. Yemek üzerinde olduğu halde, lokma ağzın-ı.ı değilse selâm vermekte mahzur yoktur ve cevab vacibdir. Alış-ve-rly halinde ve diğer muamelelerde de selâm verilir ve cevab vacibdir. ı um'a hutbesi okunurken cemaate selâm verme mes'elesine gelince, ashabımız, bunun mekruh olduğunu söylediler. Çünkü, onlar hutbeyi dinlemek için susmakla emrolunmuşlardır. Buna muhalefet eder ve selâm verirse selâmı alınır mı? Ashabımızın bunda ihtilafı vardır. Kimisi, "Ona cevab verilmez; çünkü o kusur işlemiştir." dedi. Kimisi de şöyle söyledi: "Hutbeyi dinlemek için susmak vacibdir, dersek selâmı alınmaz. Bunun sünnet olduğunu söylersek hazır olanlardan birisi selâmını alır. Durum ne olursa olsun bir kişiden fazla, selâmına cevab vermeyecektir."
Kur'ân okumakla meşgul olana selam vermek meselesine gelince, El-Vahadî şöyle dedi: "Tilâvetle meşgul olduu için ona selâm vermemek evladır. Selâm verilirse onun işaretle cevab vermesi kâfidir. Lafızla cevab verirse istiâzeyi yenileyip sonra okumaya devam etmelidir. Fakat bu görüş kabul edilmemektedir. Zahir olan, ona selâm verilmesi ve onun da lafızla cevap vermesinin vacib oluşudur. İstiğrak içinde ve bütün kalbi ile yönelerek dua ile meşgul olanın hükmü de zikrettiğimiz üzere, kıraatle meşgul olanın hükmü gibidir, denilebilir. Bence en açık görüş, bu halde olana selâm vermenin mekruh olmasıdır. Çünkü onun bu yüzden uğrayacağı güçlük ve meşakkat, ağzında lokma olanın bundan dolayı çekeceği meşakkatten daha büyüktür. İhram içinde telbiye getirene de selâm vermek mekruhtur. Çünkü, onun telbiyeyi kesmesi mekruhtur. Maamafih, kendisine selâm verilirse diille, yani söyleyerek cevab vermesi gerekir. Şafiî ve Ashabımız rahımehulahh böyle dediler.
Selâm vermenin mekruh olduğu halleri gördük ve dedik ki, bu hallerde verilen selâm, cevaba müstehak değildir. Fakat, kendisine selâm verilen kimse, cevab vermek iyiliğinde bulunmak isterse bunu yapabilir mi ve bunu yapması müstehab sayılabilir mi? Bunda açıklama vardır. Def-i hacet ve benzeri işlerle meşgul olanın cevab vermesi mekruhtur. Bunu kitabın başında söyledik. Fakat, yiyen ve onun hükmünde olanların vacib olmayan yerde selâm almaları müstehabdır. Namaz kılmakta olanın ise: "Ve aleykümüs selâm" demesi haramdır ve haram olduğunu bildiği halde bunu söylerse namazı bozulur. Fakat bunu bilmezse, bizdeki görüşlerin en sahihine göre bozulmaz. Üçüncü şahıs zamiri ile "Ve aleyhisselâm" derse namazı bozulmaz. Çünkü bu hitap değil, bir duadır. Fakat namaz içinde müstehab olan, telaffuz etmeden yalnız işaretle cevab vermektir. Cevabı hemen vermeyip selâmı, namazdan ayrıldıktan sonra sözle alırsa bunun mahzur uyoktur. Müezzinin ise mutad lafız ile cevap vermesi mekruh değildir; çünkü bu azdır, ezanı bozmaz ve ona zarar vermez.

KENDİSİNE SELÂM VERİLEN VE VERİLMEYENLER VE SELÂMI ALINAN VE ALINMAYANLAR


Bil ki fısk veya bid'atçılık ile meşhur olmayan bir müslüman erkek selâm verir ve ona selâm verilir. Kendisinin selâm vermesi sünnet ve cevabının alınması vacibdir. Ashabımız, "Kadının kadınla durumu, erkeğin erkekle olan durumu gibidir." dediler. Kadının erkeğe karşı olan-durumuna gelince, İmam Ebu Sa'd El-Mütevelli bu konuda şöyle dedi: "Erkeğin karısı, cariyesi veya bir mahremi ise, kadının onunla durumu tıpkı bir erkeğin durumu gibidir. Herbirinin selâm vermesi sünnet ve ötekinin cevab vermesi vacibdir. Kadın yabancı olunca, fitneye sebep olmasından korkulacak şekilde güzel ise, erkek ona selâm vermez, verirse kadının cevab vermesi caiz değildir. O da erkeğe selâm vermez, verirse cevaba müstehak değildir ve erkeğin onun selâmını alması mekruhtur. Kadın, fitneye sebep olmayan bir ihtiyar ise, onun erkeğe selâm vermezi caizdir, ve erkeğin ona cevab vermesi vacibdir. Kadınlar topluluk halinde olunca erkek onlara selâm verebilir. Erkekler de çok sayıda iseler bir kadına selâm vermeleri caizdir. Bu iki halde de ne erkek ne de kadınlar için fitne korkusunun olmaması şarttır."
Esma binti Yezid radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir kadın topluluğu içinde iken yanımızdan geçti ve bize selâm verdi."<34' Tirmizî'nin rivayeti şöyledir: "Bir defasında, bir kadın cemaati oturmakta iken, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem mescide geçti ve eliyle selâm işareti
yaptı." I
Cerir ibn-i Abdillah radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, kadınların yanından geçti ve onlara selâm verdi."<35)
Sehl ibn-i Sa'd radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bizde bir kadın vardı" Ve bir rivayette: "Bizim bir ihtiyar kadın vardı. Pazı otunun köklerini alır, çömleğe atardı ve biraz da arpa öğütürdü. Cum'a namazını kılıp ayrıldığımız zaman (ona gelir) selâm verirdik. O da onu bize takdim ederdi."'36)
Cİmmü Hâni binti Ebi Talib radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Fetih günü, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem yıkanmakta iken yanına geldim, Fatıma onu örtüyordu ve ben selam ver-dlm..."(37)
Zimmet ehline <38) gelince, bunlara selâm vermek hususunda ashabımız ihtilaf ettiler. Çoğunluk, bunlara selâm vermenin caiz olmadığını söylediler. Diğerleri ise "Bu haram değildir, fakat mekruhtur." dediler. Onlar bir müslümana selâm verirlerse cevabta, o, "Ve aley-küm" demeli ve buna bir ilâve yapmamalıdır. Baş kaadı El-Maverdî, ashabımızdan bazısının şu görüşünü nakletti: "Onlara selâm vermek caizdir. Fakat, müslüman "Es-selâmü aleyke" demekle yetinmeli ve bunun çoğul şeklini, yani "Es-selâmü aleyküm" dememelidir." El-Maverdî, şu görüşü de nakletti: "Onlar selâm verirlerse cevab verirken müslüman: "Ve aleykümüs selâm" demeli ve fakat "ve rahmetul-lahi" lafzını söylememelidir." Bu iki görüş de delilsiz görülmüş ve reddedilmiştir.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yahudi ve hıristiyanlara

Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, "Ehl-i kitab (yahudi ve hıristiyanlar) size selâm ver diklen zaman (Ve aleyküm"= "size de" deyiniz." buyurdu.(40>
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Yahudiler size selâm verdikleri zaman: "Es-sâmu aleyke"(41> derler. Sen de onlardan birine cevab verirken: "Ve aleyke = Senin üzerine de" diye söyle."I42)
Bu meselede bunlara benzer daha çok hadis vardır. Allah daha iyi bilir.
Ebu Sa'd El-Mütevellî şöyle dedi: "Bir müslüman, birisine, müslü-man olduğunu zannederek selâm verir ve sonra kâfir olduğunu anlarsa selâmını geri istemesi ve ona: "Selâmımı bana geri ver" demesi müstehabdır. Bundan maksad, ona vahşet vermek, yalnızlığını hissettirmek ve aralarında ülfet ve yakınlık olmadığını göstermektir."
İbn-i Ömer radıyallahu anhüm'nın bir adama selâm verdiği ve kendisine: "Bir yahudidir" denilince onun peşine düşüp "Selâmımı bana iade et" dediği rivayet edilmiştir.
Ben derim: "Muvatta'da rivayetimize göre, İmam Malik'e:
- Yahudi veya hristiyana selâm veren, bunların kendi selâmını geri vermelerini istir mi? diye sorulmuş ve o:
- Hayır, demiştir." Bu, İmam Malik'in mezheb görüşüdür. Maliki alimi İbnü'l-Arabî de bu görüşü ihtiyar etti. Ebu Sa'd şöyle dedi: "Bir müslüman, bir zımmiye selâm vermek isterse bunu "selâm" lafzından başka bir şeyle, meselâ: dtjriû* Hedâkallah "Allah sana hidayet versin" veya: îvC*< En'amellahu sabâhake. "Allah sabahını mutlu kılsın" ifadeleriyle yapmalıdır." Ben derim: İhtiyaç olduğu zaman Ebu Said'in bu dediğini yapmakta mahzur yoktur. Ve bu halde mesela: "İyi sabahlar", "Mutlu sabahlar", "Afiyetli sabahlar" veya "Alsabahını sururlu -veya- saadetli -veya- neşeli kılsın"denilme!idir. ot, ihtiyaç olmadığı zaman selâm vermemek ve hiç bir şey söylemek en iyisidir. Çünkü, bu lafızlarla da olsa selâm vermek zimmı-n hoşuna gider, ona ünsiyet verir ve ona karşı bir sevgi ifadesi olur. Ilnlbuki, biz onlara sert davranmaya emredilmiş ve onlara sevgi gös-termekten nehyedilmişiz. Bunun için, selâm vermek suretiyle onlara sevgi göstermemeliyiz.<43> Allah daha iyi bilir.
Birisi, bir veya birkaç müslümanın ve kâfirlerin karışık bulunduğu bir cemaatin yanından geçerse sünnet olan, onlara selâm vermesi ve »adece müslümanları kasdetmesidir.
Üsâme ibn-i Zeyd radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, içinde müslümanların putperest-lerin ve yahudilerin karışık bulunduğu bir topluluğun yanından geçti ve onlara selâm verdi."<44)
Bir müşrike gönderdiği mektupta selâm yazmak isteyenin, Herak-lius'a gönderilen mektubu anlatan Ebu Süfyân hadisinde rivayet ettiğimiz gibi yazması uygun olur. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu mektuba şöyle başlamıştı: "Allah'ın kulu ve Rasulü Muham-med'den Rum'un büyüğü Heraklius'a; selâm, hidâyete uyanların üzerine olsun. "<45'

HASTA BİR ZIMMİ'Yİ ZİYARET EDENİN SÖYLEYECEKLERİ

Bil ki, hasta zımmiyi ziyaret etmek meselesinde ashabımız ihtilaf ettiler. Onlardan bir kısmı bunu müstehab saydı. Bir kısmı da men etti. Eş-Şâşl bu ihtilafı zikrettikten sonra şöyle dedi: "Hasta kâfirin ziyareti, genel olarak caizdir, demek bence işin doğrusudur. Bundaki se-vab durumu ise, aradaki komşuluk ve akrabalık gibi hürmeti gerektiren hususların nev'iine göredir." Ben derim: Eş-Şâşî'nin bu söylediği
güzeldir. Çünkü, Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Yahudi bir genç, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e hizmet ederdi. Sonra hastalandı. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, onu ziyaret etti, baş ucunda oturdu ve:
- Müslüman ol, dedi. Genç adam, yanında duran babasına baktı. Babası:
- Ebu'l-Kasım'a itaat et, dedi ve genç adam müslüman oldu. Ve Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun" diyerek onun yanından ayrıldı."'46)
Said ibn-i Müseyyeb'in babası Müseyyeb ibn-i Hazen radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Ebu Talib'e ölüm yaklaştığı zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona geldi ve:
- Amca "Lâilâhe illallah" söyle dedi..."(47>
Ben derim: Zımmi'yi ziyaret edenin, Islâmiyete karşı onun rağbetini uyandırması, ona İslâmın güzelliklerini anlatması, onu müslüman-lığa teşvik etmesi ve tevbenin fayda vermeyeceği bir hale gelmeden evvel müslüman olmaya acele etmesi için onu tahrik etmesi gerekir. Eğer ona dua ederse hidayet ve benzeri şeylerle dua etmelidir.
Bid'atçı ve büyük günah işleyip tevbe etmeyenlere gelince, bunlara selâm vermemek ve selâmlarını almamak gerekir. Buharî ve diğer alimler böyle dediler. Buhari bu mes'elede, rivayet ettiğimiz Ka'b ibn-i Malik kıssasını delil gösterdi. Ka'b ibn-i Malik ve iki arkadaşı Tebük seferine katılmamışlardı. Ka'b şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bizimle konuşmayı yasakladı ve ben, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek selâm veriyor ve kendi kendime, "Selâmımı almak için dudaklarını kıpırdattı mı, yoksa bunu yapmadı mı?" diyorum..."*48) Buharî şöyle dedi: "Abdullah ibn-i Amr: "İçki içenlere selâm vermeyiniz" dedi."
Ben derim: Zalimlere selâm vermek zorunda kalan; mesela onlarla karşılaştığı zaman selâm vermediği takdirde din veya dünyası için veya başka şeyler için zarar doğacağından korkarsa onlara selâm
vatebilir. İmam Ebubekir ibn-i Arabi dedi ki, alimler şöyle söylediler: "Bu durumda selâm verip selâmın Allah'ın bir ismi olduğunu kasdet-melidir. Böylece selâmın manası: "Allah üzerinizde gözetleyicidir" demek olur."
Çocuklara ise selâm vermek sünnettir. Enes radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Kendisi, çocukların yanından geçerken selâm verdi ve: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem de böyle yapardı" dedi."<49) Müslim'in Enes'den bir rivayeti de şöyledir: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, çocukların yanından geçti ve onlara selâm verdi."
Yine Enes'den rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve •ellem, oynayan çocukların yanından geçti ve onlara selâm verdi. "(5°) Bir rivayette de: "Esselâmüaleyküm çocuklar! dedi.f51)

SELÂMIN BAZI EDEB VE MES'ELELERİ
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Binitli yaya yürüyene, oturana ve az olanlar çok olanlara selâm verecektir."<52) Buharî'nin bir rivayeti de şöyledir: "Küçük büyüğe, yürüyen oturana ve az çoğa selâm verecektir."
Ashabımız ve diğer alimler: "Sünnet olan bu zikredilen usuldür. Buna muhalefet ederek yaya binitliye veya oturan bu ikisine selâm verecektir."
Ashabımız ve diğer alimler: "Sünnet olan bu zikredilen usuldür. Buna muhalefet ederek yaya binitliye veya oturan bu ikisine selâm verirse mekruh olmaz." dediler. İmam Ebu Sa'd el-Mütevellî ve daha başkaları bunu açıkladılar. Buna göre çok olanların az olanlara ve büyüğün küçüğe selam vermeleri mekruh değildir ve bu, berikilerin geçip oturmak isterse bunda ashabımızın iki görüşü vardır. Birine gö-ft, bunlara selâm vermek sünneti, evvelkilere selâm vermekle hasıl Olmuştur; çünkü hepsi bir topluluktur. Bunlara ayrı selâm verirse bu (•il nezaket işidir. Buna göre, mesela mescid cemaatinden selâmını lnyan veya duymayan herhangi birinin cevab vermesi hepsinden farzı düşürür. Diğer görüşe göre ise, aralarında oturmak istediği zain ilk selâmını duymayanlara selâm vermek sünneti bakidir. Ve bu-çjöre, sonrakilerin, evvelkilerin yerine ilk selamın cevabını vermelin, onlardan farzı düşürmez."
İçinde kimse olmasa bile evine girdiği zaman insanın selâm vermesi müstehabdır. Bu halde:


Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillahıssâlihıyn.
"(Selâm bize ve Allah'ın salih kullarına olsun]" desin. Evine girerken söyleyeceklerini kitabın başında gördük. Bunun gibi, bir mescide veya içinde kimse olmayan bir başkasının evine girdiği zaman da in-sanın, selâm vermesi ve:


Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâadillâhis sâlihıyn, esselâmü aleyküm ehlel beyti ve rahmetullahi ve berekâtüh.

"[Selâm bize ve Allah'ın salih kullarına olsun. Selâm, Allah'ın reh-meti ve bereketi üzerinize olsun, ey bu yerdekiler!]" demesi müstehabdır.
Bir topluluk yanında oturmuşken, ayrılmak üzere kalkanın, onlara selâm vermesi sünnettir. İyi isnadlarla Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Biriniz, bir meclise vardığı zaman selâm versin. Kalk-

mak istediği zaman da selâm versin. Çünkü, birinci selâm, ikinci se lamdan daha evlâ değildir."<53>
Ben derim: Bu hadisin zahirine göre, cemaatin, selâm verip ayrıla nın selâmını almaları vacibdir. İki imam; Kadı Huseyn ve arkadaşı El Mütevelli ise şöyle dediler: "Cemaattan ayrılırken selâm vermek bir adat olarak halk arasında yaygındır. Bu bir duadır. Onun için buna cevab vermek müstehabdır, vacib değildir. Çünkü, selâm ayrılmak zamanında değil, kavuşmak sırasında olur." Ashabımızın sonuncusu İmam Eş-Şâşî bunu kabul etmedi ve: "Bu görüş fasiddir. Zira; oturmak sırasında olduğu gibi ayrılmak sırasında da selâm vermek müstehabdır. Geçen hadis bunun delilidir." Doğrusu da Eş-Şâşî'nin söylediğidir.
Bir veya bir kaç kişinin yanından geçen kimse, onların kibirden veya kendisini ve yahutta selâmı mühimsememekten dolayı selâmını almayacaklarını zannederse de selâm vermesi ve bu zan sebebiyle onu terk etmemesi gerekir. Çünkü selâm vermek emredilmiştir ve geçen sadece selâm vermekle memurdur, cevab almakla memur değildir. Kaldı ki, onlar belki bu zannı yanlış çıkaracak ve selâm vereceklerdir. Fakat işin hakikatine inemeyenlerin, "Bu durumda, geçenin selâm vermesi ötekilerin günaha girmelerine sebep olur." demeleri ise açık bir bilgisizlik ve düpedüz bir beyinsizliktir. Çünkü şeriatın emirleri bu türlü hayal ve zanlarla mükelleflerden kalkmaz. Bu fasid hayale bakarsak, bilmeden kötülük işleyeni, sözümüzle sakınmayacağını zannederek bu fiilinden dolayı kınayıp uyarmamamız gerekecektir. Çünkü onu kınamamız ve yaptığının kötü olduğunu ona anlatmamız, çekinmediği takdirde artık bilerek kötülük işleyeceğinden günaha girmesine sebeb olur. Şüphesiz ki biz, bunu bahane ederek kötülüğü nehyetmek işini terk etmeyeceğiz. Buna benzer daha çok örnekler vardır. Allah daha iyi bilir.
Selâm verdiği ve bunu duyurduğu kimse, cevap vermesini farz kılan bütün şartlar tahakkuk ettiği halde cevab vermezse onu cevab verme mükellefiyetinden kurtarması ve "Onu, selâm almak hakkından ibra ettim ve mes'uliyetinden kurtardım" veya "Onu, kendisine

helal ettim" gibi bir ifadeyi telaffuz ederek söylemesi müstehabdır. Bu HM ile o adamın hakkı düşer. Fakat Allah'ın emrini çiğnemekten doğan sorumluluk ise tabiatıyla boynunda kalır. Allah daha iyi bilir.
Abdurrahman ibn-i Şibi radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasululüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim, selâma cevab verirse (sevabı) kendisinedir. Ve kim cevap vermezse o bizden d*gildir."(54>
Selâm verdiği kimse cevab vermeyince dokunmayan bir ifade ile ona: "Selâma cevab farzdır. Farzın senden düşmesi için selâmımı alman gerekmektedir." demek müstehabdır. Allah daha iyi bilir.
BİR YERE GİRERKEN İZİN İSTEMEK HAKKINDA
Allah Teâlâ: "Ey iman edenler! Kendi (ev ve) odalannızdan başka (euler ve) odalara sahipleriyle alışkanlık peyda etmeden (izin istemeden) ue selâm vermeden girmeyiniz."^ Ve "Sizden olan (hür) ço-ı uklar buluğ çağına ulaştığı zaman kendilerinden evvelkilerin (buluğa eren büyüklerinin) izin istediği gibi izin istesinler."^) buyuruyor.
Ebu Musa El-Eş'arî radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasu-lüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek üç defadır. (Bunlarla) Sana izin verildi ise iyi, yoksa dön."<57>
Sehl ibn-i Sa'd radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İzin istemek (evin içine) bakmak içindir."*58)
İzin istemenin üç defa olduğunu çok yollarla rivayet ettik. Sünnet olan, önce selâm vermek, sonra da izin istemektir. Bunun için de, evin dahilindekilere bakmamalı ve onları görmeyecek şekilde kapının önünde durup "Es-selâmü aleyküm" diyerek selâm vermeli, bundan sonra da "Girebilir miyim?" diye izin istemilidir. Kimse cevab vermezse, ikinci ve üçüncü defa da izin istemeli, yine de kimse cevap vermezse dönmelidir.
Salih bir isnadla değerli tabii Rib1 ibn-i Hıraş radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: Beni Amir'den bir adam bize şunu anlattı "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem bir evdeydi. O, (eve girmek isteyerek) izin istedi ve:
- Girebilir miyim? dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bir-hizmetçisine:
- Çık, ona izin istemek usulünü öğret ve kendisine "Es-Selâmü aleyküm, girebilir miyim?" demesini söyle, buyurdu. Adam bunu işitti ve:
- Es-selâmü aleyküm, girebilir miyim? dedi. Bunun üzerine Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, girmesi için izin verdi."*59)
Sahabi Kelede ibn-i Hanbel radıyallahu anh'den, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve selâm vermeden içeri girdim. Bana:
- Dön ve: "Es-selâmü aleyküm, girebilir miyim?" de, buyurdu."'60) Zikrettiğimiz bu hal, selâmın, izin istemekten önce olmasıdır ki,
sahih olan da budur. El-Maverdî, bu meselede üç görüş zikretti. Birisi budur. İkincisi, izin istemenin selâmdan evvel olmasıdır. Kendisinin beğendiği üçüncü görüş ise şöyledir: İzin isteyenin gözleri ev sahibine ilişirse önce selâm verir ve eğer onu görmezse önce izin ister ve üç defa izin istemesine rağmen, kendisine izin verilmediği takdirde, içeridekilerin duymadılarını zannederse izin isteme sayısını arttırır mı? İmam Ebu Bekir ibn-i Arabi bunda üç görüş nakletti. Birine göre, arttırır. Birine göre, arttırmaz ve üçüncüye göre, daha evvelki lafızlarla artık izin istemez, ancak isterse başka ifadelerle tekrar izin istiyebilir. İbn-i Arabî şöyle dedi: "Bu görüşlerin en sahihi, üçten fazla izin istenmemesidir." İbn-i Arabi'nin sahih gördüğü bu son hüküm sünnetin de muktezasıdır. Allah daha iyi bilir.
Girmek için selâm vermek veya kapıyı çalmak suretiyle izin istendiği zaman "Kimsin?" denilirse, "Filân oğlu filân", "Filân yerli filân", "Sununla tanınan filân" veya tam tarifin hasıl olacağı daha başka bir ifade kullanılması gerekir. "Ben.", "Hizmetçi", "Bir köle", "Sevenlerinizden biri" gibi muğlak ve belirsiz şeylerle cevab vermek mekruhtur.

Meşhur İsrâ hadisinde rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: "Sonra, Cebrail, beni yakın sema'ya çı-
Kardı ve (girmek için) izin istedi:
- Kim bu? denildi.
- Cebrail, dedi.
- Seninle beraber olan kim? denildi.
- Muhammed, dedi. Sonra, beni ikinci, üçüncü ve diğer göklere çıkardı ve her gök katının kapısında: "-Kim bu?" diye sorulur ve o "Cebrail" derdi."*6»
Ebu Musa hadisinde rivayetimize göre, "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, bahçe kuyusu başında oturmuşken Ebu Bekir geldi ve İtin istedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Kim? diye sordu. O,
- Ebu Bekir, dedi. Sonra, Ömer geldi ve izin istedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Kim? diye sordu. O.
- Ömer, dedi. Sonra, Osman da böyle."*62)
Câbir radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim ve kapıyı çaldım.
- Kim bu? diye sordu.
- Ben, dedim. Galiba bu cevabtan hoşlanmadığı için, "Ben, ben!" dedi."*63»
Hitab ettiği kimse başka şekilde onu tanımadığı takdirde, tanınacağı bir şeyle kendini vasfetmesinde ve künyesini söylemek veya "Ben müftü filanım", "Ben kadı -veya- şeyh filanım" demek gibi kendini methetme ve yüceltme ifade eden şeyler söylemesinde bir mahzur yoktur.
Cİmmü Hâni' binti Ebi Talib -ismi Fahıte veya Fatıma ya da Hind'dir- radıyallahu anha'dan, şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e geldim, yıkanmaktaydı ve Fatıma onu örtüyordu.
- Kim bu? dedi.
- Ben Cİmmü Hâni' dedim."*64)
(61) Buhari ve Müslim. (62)Buharî ve Müslim.
(63) Buhari ve Müslim.
(64) Buhari ve Müslim.
Ebu Zer -ismi Cündüb veya Büreyr'dir- radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Gecelerden biri (evden) çıktım, sonra Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yalnız yürümekte olduğunu gördüm Onu takib ederek ay ışığında yürümeye başladım. Döndü ve beni gördü:
- Kim bu? dedi.
- Ebu Zer, dedim."(65>
Ebu Katâde el-Hâris ibn-i Rib'î radıyallahu anh'den, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in bir çok mu'cizesini ve çeşitli ilimleri ihtiva eden Midae hadisinde şöyle dediğini rivayet ettik: "Sonra, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, başını kaldırdı ve:
- Kim bu? diye sordu.
- Ebu Katâde, dedim."*66)
Bu geçenlerin benzerleri çoktur. Bu zikrettiklerimizde de görüldüğü gibi, kendini bu türlü takdim etmek, nefsini övmek ve övünmek için değil, sadece ihtiyaçtan dolayıdır ve bu sebepten cevaz verilmiştir.
Ebu Hüreyre -ismi Abdurrahman ibn-i Sahr'dır- rivayet ettiğimiz hadisde kullanılan künye de bu sözünü ettiğimize yakın bir ihtiyacın eseridir. Ebu Hüreyre şöyle dedi:
- Ya Rasulallah! Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet vermesi için Allah'a dua et, dedim" Hadisi anlatan Ebu Hüreyre sonunda şöyle dedi "Döndüm ve:
Ya Rasulallah! Allah, duanı kabuletti ve Ebu Hüreyre'nin annesine hidayet verdi, dedim."<67)

SELÂMLA İLGİLİ BAZI MESELELER
Ebu Sa'd EI-Mütevellî şöyle dedi: "Hamamdan çıkarken, "Hamamın hoş olsun" diye selâmlamanın aslı yoktur. Fakat hamamdan çıkan bir adama Ali radıyallahu anh'in: "Temiz olasın, necis olmaya-sın" dediği rivayet edilmiştir." Ben derim: Hamam selâmı hakkında sahih bir rivayet yoktur. Ancak sevgi ve yakınlık duyarak veya muhatabın sevgisini kazanmak için, "Allah sana nimetini devam ettirsin" gibi bir dua etmekte mahzur yoktur.
Karşılaştığı adam kendisini, "Allah, sabahını hayırlı eylesin", "Allah, sana kuvvet versin." "Allah, seni garib semesin" gibi, halkın kullanmasını âdet haline getirdiği bir ifade ile selâmlarsa ona cevap vermesi gerekmez. Fakat, buna karşılık ona dua ederse iyi olur. Ancak, »elamı terkettiği için onu azarlamak veya onu ve diğerlerini şer'i selâma alıştırmak maksadını güderse hiç bir şeyle mukabele etmez. İntan, birisinin elini öpmek istediği zaman bu, onun zühdü, doğruluğu, ilmi, şerefi, takvası ve bunlara benzer dinî maksadlar için ise mekruh değil, müstehabdır. Fakat, onun zenginliği, dünyası, serveti, kudreti, dünya ehli yanındaki şöhreti ve bunlar gibi gayeler için ise şiddetle mekruhtur. Ashabımızdan el-Mütevellî "Bu caiz değildir" diyerek haram olduğuna işaret etti.
Zari radıyallahu anh'den (kendini Abdü'l-Kays heyeti içindeydi) şöyle dediğini rivayet ettik: "Bineklerimizden inmek için acele ediyor ve gelip Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in elini ve ayağını öpüyorduk."*68)
ibn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan bir kıssa rivayet ettik, onda şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaklaşık ve elini öptük."*6*»
Adamın; şefkat, merhamet, iyi kalblilik ve akrabalık sevgisiyle küçük çocuğunun veya kardeşinin yanağından veya başka bir yerinden öpmesi sünnettir. Bununla ilgili sahih ve meşhur hadisler çoktur. Bunda çocuğun erkek eya kız olması müsavidir. Bu zikrettiğimiz iyi niyetlerle dostunun çocuğunu ve diğer küçük çocukları öpmek de böyledir. Fakat, şehvetle öpmek ittifakla haramdır. Bu hükümde baba ve başkaları farksızdır. Hatta bunlara şehvetle bakmak da hem yakına, hem yabancıya ittifakla haramdır.
Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, Hasen ibn-i Ali'yi öptü. Yanında bulunan Akra ibn-i Habis:
- Benim, on çocuğum vardır, hiç birini öpmedim, dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı, sonra:
- Merhamet etmeyene merhamet edilmez, dedi."<7°)
Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e bazı bedeviler gelmişlerdi. Bunlar:
- Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? dediler. (Ashab):
- Evet, dediler. Onlar:

- Fakat, vallahi, biz onları öpmüyoruz, dediler. Rasulüllah sallalla hu aleyhi ve sellem:
- Allah Teâlâ, sizden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim, buyurdu."< >
Enes radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem, oğlu İbrahim'i aldı, öptü ve kokladı.* )
Bera ibn-i Âzib radıyallahu anhüma'dan şöyle dediğin irivayet ettik: "Ebu Bekir radıyallahu, anh, ilk olarak Medine'ye geldiği zaman onunla birlikte (evine) girdik. Kızı Aişe radıyallahu anha, hummaya yakalanmış yatıyordu. Ebu Bekir yanına geldi:
- Kızım, nasılsın? dedi ve yanağından öptü."* )
Sahih isnadlarla sahabi Safvan ibn-i Assai radıyallahu anh'den şöyle dediğini rivayet ettik: "Bir yahudi, arkadaşına:
- Haydi şu Nebi'ye gidelim, dedi ve ikisi Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek ona dokuz açık ayet* > sordular. Safvan hadisi anlatarak sonunda şöyle dedi: "Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sel-lem'in elini ve ayağını öperek:
- Senin peygamber olduğuna şahidlik ederiz, dediler."* )
Sahih bir isnadla İlyas ibn-i Dağfel'den "Ebu Nedre'nin Hasen ibn-i Ali'nin yanağından öptüğünü gördüm." dediğini rivayet ettik.* )
İbn-i Ömer radıyallahu anhüma'dan rivayetimize göre, "Kendisi, oğlu Salim'i öper ve:
- Bir ihtiyarı öpen ihtiyara taaccüb ediniz, derdi."
ümmetin zahid ve abidlerinden biri olan değerli üstad Sehl ibn-i Abdillah Et-Tüsterî radıyallahu anh'den rivayetimize göre, "Kendisi, Ebu Davud es-Sicistanî'ye gelir ve:
- Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerini söylediğin dilini çıkar, öpeyim, der ve onu öperdi." Selefin bu yoldaki fiilleri has-redilemeyecek kadar çoktur. Allah daha iyi bilir.
Teberrük (uğur ve bereket) için, salih bir ölünün yanağından öpmekte ve seferden döndüğü zaman veya benzeri bir münasebetle bir arkadaşın yanağından öpmekte mahzur yoktur.
Aişe radıyallahu anha'dan, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in vefatı ile ilgili uzun hadisde şöyle dediğini rivayet ettik: "Ebu Bekir girdi, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünü açtı ve u/crine kapanarak öptü ve ağladı."* )
Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediğini rivayet ettik: "Zeyd ibn-i Harise, Medine'ye vardığı zaman Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem benim evimdeydi. Zeyd geldi ve kapıyı çaldı. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem (uzun) elbisesini (yerde) çekerek onu karşıladı ve kucaklayarak öptü."* )
Çocukların, seferden dönenlerin ve benzerlerinin dışında, birisini kucaklamak ve öpmek mekruhtur. Bunların mekruh olduğunu Ebu Muhammed El-Bağavî ve ashabımızdan daha başkaları kesinlikle söylediler. Enes radıyallahu anh'den rivayet ettiğimiz hadis de buna delalet etmektedir.
Enes şöyle dedi: "Bir adam:
- Ya Rasulallah! Birimiz kardeşi veya dostu ile karşılaşır. Ona eğilebilir mi? dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Hayır, buyurdu.
- Sarılıp onu öpebilir mi? dedi.
- Hayır, buyurdu.
- Elinden tutup musafaha(tokalaşma) edeilir mi? dedi. Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem:
- Evet, dedi."*7»)

Öpmek ve kucaklamakla ilgili olarak söylediklerimizi yani, seferden dönüş ve buna benzer bir olay münasebetiyle kucaklayıp öpmenin zararsız olması ve bunların dışında hafif mekruh olması güzel yüzlü emred (henüz sakal ve bıyığı çkmamış genç çocuk) in dışındakiler içindir. Bunu ise, ister seferden dönsün ve isterse başka bir münasebetle olsun öpmek haramdır ve zahir olan, onu kucaklamak da onu öpmek gibi ona yakın bir haramdır. Bu hükümde, öpen ve öpülenin, ikisinin salih veya ikisinin fasık veya birisinin salih olması farksızdır. Bizce sahih olan görüşe göre, şehvetsiz ve fitneden uzak bile olsa güzel emred'e bakmak da haramdır. Kadın hükmünde olduğu için o da kadın gibi namahremdir.

AKSIRANA DUA ETMEK

Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den rivayetimize göre, Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ, aksırmayı sever ve esnemekten nefret eder. Biriniz aksırdığı zaman Allah Teâlâ'ya hamd ederse "Elhamdülillah" (derse) onu duyan her müslümanın, "Yerhamükellah" (Allah sana merhamet etsin) demesi gerekir. Esnemek ise şeytandandır. Biriniz esneyeceği zaman yapabildiği kadar ona mani olsun; çünkü, biriniz esnerken şeytan, ona güler. Alimler şöyle dediler: "Bu hadisin manası şudur: Aksırmanın sebebi iyidir. Çünkü onun sebebi, yemek sadeliğinden ve gıda azlığından ileri gelen cisim hafifliğidir. Bu ise sevilen bir durumdur. Zira bununla, şehvet zayıflar ve taat kolaylaşır. Esnemek ise bunun aksinedir. " Allah daha iyi bilir.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


  SEYYİDÜL İSTİĞFAR

Okunuşu:
Allâhümme ente rabbiy lâ ilahe illâ ente halâkteniy, ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü, eûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûu leke bim'metike aleyye, ve ebûu bizenbiy, fağfirliy zünûbî, feinnehu lâ yağ-fîrüzzünûbe illâ ente birahmetike yâ erhamerrâhımiyn.
Anlamı:
Allah'ım! Rabbim sensin, TANRI yoktur. Yanlız sen varsın, beni sen yarattın, şüphesiz senin kulunum ve gücüm yettiği kadar sana verdiğim ahdü vaad üzere sabitim. (Allah'ım) işlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım, bana ihsan buyurduğun ni'metini Zât-ı Ulûhiyetine itiraf ederim. Günahımı da itiraf ederim. Binâenaleyh gü-nahlarımı bağışla. Çünkü "Rahmet"inle günahları bağışlamak sana aittir ya erhamerrahimin!..

Bilgi:

Muhammed Mustafa (s.a.v.) buyuruyor ki:
"Bu Seyyîdül İstiğfar'ı kim inanarak ve idrak ederek, 108 karşılığım Allah'tan bekleyerek, gündüz okursa ve gece olmadan önce ölürse cennete gider... Ve gene, kim gece okur da, sabah olmadan evvel ölürse o da cennet ehlinden olur."
Böyle bir değer elimize verilmişken, bunun kadri kıymetini bilmezsek, elbette başımıza geleceklere katlanmaktan başka bir şey kalmaz geride...

Okunuşu:
Allâhümme lekel hamdu lâ ilahe illâ ente rabbî ve ene abdûke âmentü bike muhlisan leke fiydiynî inniy esbahtü (emseytü) alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü etûbü ileyke min seyyii amelî ve estağfırüke bizunûbilletiy lâ yağfirühâ illâ ente.

Bilgi:
"Vallahi de billahi de, her kim bu istiğfarı sabah akşam üçer kere okursa, o mutlaka cennete girer."
Bu işaretiyle bizi uyaran Rasûlullâh Aleyhisselâm, dikkat buyrula ki sözüne büyük bir yeminle başlıyor.
İşte bu yüzden, "Seyyîdül İstiğfar" dan sonra ikinci sırada hemen bu istiğfara yer verdik... Sabah-akşam üçer kere okusak ne kaybımız olur ki? Ya kazancımız!..

Okunuşu:

Rabbi inniy zalemtu nefsiy zulmen kebiyra, ve lâ yağfiruz zunûbe illâ ente, fağfirliy mağfîreten min indike, verhamniy, inneke entel ğafûrur rahim.
Anlamı:
Rabbim, nefsime büyük zulümde bulundum, (nefsimin hakikatinin hakkını veremedim), bu suçumu da senden gayrı bağışlayacak yoktur. İndinden gelen bir bağışlayıcı-lıkla beni bağışla, merhamet et, şüphesiz ki sen bağışlayıcı ve Rahiymsin.

Bilgi:
Hazreti Ebû Bekir Sıddîk (Allah razı olsun ondan) sordu Rasûl Aleyhisselâm'a:
"Ya Rasûlallâh, namazdan çıkmadan evvel ne okuyayım?"
Namazlarda, selâm vermeden evvel okuması için Efendimiz Rasûlullâh Aleyhisselâm da Hazreti Sıddîk'a bu istiğfarı öğretti.
Hazreti Sıddîk da namazlarda selâm vermeden önce bu duayı okurdu...
"Ebû Bekir'in imam terazinin bir kefesine, bütün müminlerin imam da terazinin öbür kefesine konsa; Ebû Bekir'in imam ağır basar." buyuran Rasûlullâh (s.a.v.)'in öğrettiği bu istiğfardaki incelik nedir acaba?
Bu istiğfarda geçen "min indike" yani "indinden" hitabı işin "sır" noktasını meydana getirmektedir...
Tasavvufta, "maiyet sim" denilen hususa işaret eden "ind" tâbiri Türkçe'ye "katından" diye çevrilmektedir ki, bu asla yeterli olmayıp; bilakis konunun inceliğini örtmektedir.
Zahir vardır, bâtın vardır, Ledünn vardır...
Ledünn kelimesiyle işaret edilen her şey, o kişinin Zâtından açığa çıkan Allah'ın kudretine işaret eder ki; buna şöyle de diyebiliriz... Hikmet sisteminde açığa çıkan kudret sırrı!..
"Dünya" hikmet yurdudur. Her şey bir sebeple, bir vesile ile oluşur. "Âhiret" denilen ölüm ötesi yaşam ise kudret yurdudur; orada hikmet kuralları dünya fizik kanunları geçerli olmaz...
İşte mukarreblere dünyada ikram kabilinden gelen "Ledünn" nimeti ile kudret sırları seyredilir.
istiğfarda da bağışlamanın "Allah" indinden talep edil- 111 mesi demek; beşerî kusurların örtülerek, hakikat nurlarının "nefs"inde ortaya çıkmasını talep etmek demektir. Kalem, bundan ötesini satırlara dökmeye yetmiyor. Bağışlayın. Elbette arif olan anlayacaktır işaretimizi...


Okunuşu:
Allâhümmağfırliy hatıy etiy ve cehliy ve israfiy fiy emri; ve ma ente â'lemu bihî minniy... Allâhümmağfırliy hezliy ve ciddiy ve hataiy ve amdiy ve küllü zâlike indiy.
Anlamı:
Allah'ım, hatalarımı, cehaletimi, emrinde haddi aşmamı bağışla ve benden daha iyi bildiğin hatalarımı da. Allah'ım, latifeyle yaptığımı, ciddi olarak yaptığımı, bilmeyerek veya kasten yaptığım yanlış hareketlerimi de bağışla. İtiraf ediyorum ki bunların hepsi de bende mevcut!

Rasûlullâh Aleyhisselâm'm ashabından Ebû Musa el Eşarî (r.a.), Efendimiz'in böyle istiğfar ettiğini bize naklediyor.
"...Allah senin geçmiş ve (fethe rağmen oluşacak) 112 gelecek tüm zenbini (bedenselliğini doğal getirişi perdeli-liklerini) mağfiret eder (örter) ve sana olan nimetini tamamlar..." âyeti Kur'ân-ı Kerîm'in Fetih Sûresi'nde (48.Fetih: 2) yer alırken; gene de Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz bu şekilde istiğfara devam ediyor... Acaba niçin? Bunu biraz düşünmemiz gerekmez mi?
Konunun derinliklerini bir yana bırakırsak, en azından, sınırlı ve kusurlu varlıklar olarak, "halifetullâh" olmaya yakışmayan davranışlar içindeyiz... Ve en tabii yaşantımız içinde dahi, yani yukarıda sayılan hâllerde dahi, hakikatimizin hakkını edâ edememek yüzünden nefsimize zulmet-mekteyiz. Ve unutmayalım ki, sadece dünyada birtakım çalışmalar yaparak ölüm ötesi sonsuz yaşamın sonsuz güzelliklerini elde etme imkânına sahip olabileceğiz.
Öyleyse, elden geldiğince, dünyada bırakıp gideceğimiz ve bir daha hiç aklımıza gelmeyecek şeyler için tüm beynimizi harcayacağımıza, hâllerimizin ardına geçip, öze yönelelim; ve noksanlarımızı idrak edelim.

Okunuşu:
Estağfirullahelleziy lâ ilahe illâ Hû, el Hayyul Kayyummu ve etubu ileyh.

Anlamı:
Bağışlanma diliyorum. Allah'tan ki, tanrı yoktur, Hay ve Kayyum olan sadece O vardır. Tövbem O'nadır!

Bilgi:
Rasûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim, Tanrı yoktur Hay ve Kayyum olan O vardır. Bağışlanmayı Allah'tan dilerim, tövbem O'nadır...' derse, savaştan kaçmış bile olsa günahları bağışlanır."
Burada çok önemli olan husus ikidir. İstiğfarda "tsm-i Â'zâm" kullanılması ve bu tür istiğfarın büyük günahları dahi affettireceği.
Dualarda "İSMİ Â'ZÂM" kullanılmasının hikmetini, "İSMİ Â'ZÂM" bahsinde nasip olduğu kadar anlatmaya çalışacağım.
Savaştan kaçma olayının dahi bu şekildeki istiğfarla affedilmesi olayına gelince...
Savaştan kaçma, Hazreti Rasûlullâh Aleyhisselâm'm bildirdiği üzere yedi büyük günahtan birisidir.

Buyuruyor ki Rasûlullâh: "Helak eden yedi şeyden sakının..."
Soruluyor nedir onlar, diye:
"Allah'a şirk koşmak;
Allah'ın haram kıldığı inşam öldürmek;
BÜYÜ ve sihir yapmak;
Faiz yemek;
Yetim malı yemek;
Savaştan kaçmak;
İffetli kadma zina iftirası atmak." açıklaması yapılıyor Efendimiz'den...

Görülüyor ki, büyük günahlardan bağışlanma dahi söz konusudur. Ve bağışlanmak için; HRİSTİYANlarm günah çıkartmak için papazlara muhtaç oluşu gibi bir muhtaciyet gerekmeden; sadece Allah'ın "Azamet ve Kibriyâ"sma yönelip, kusurunu, suçunu itiraf ile O'ndan bağışlanma niyaz etmek yeterli olmaktadır.
Öyleyse, ne kadar büyük suç işlemiş olursak olalım, asla umutsuz olmayalım ve Allah'a yönelip tövbe etmeyi ertelemeyelim!


Okunuşu:
Allâhummağfîrliy zenbiy küllehu ve dikkahu ve cillehu ve evvelehu ve âhırehu vealâ, niyyetehu ve sırrahu!..

Anlamı:
Allah'ım, günahlarımın hepsini, eskilerini, yenilerini, küçüğünü, büyüğünü, açıktan yaptıklarımı, kafamdan geçirdiklerimi mağfiret et (bağışla).

Bilgi:
Rasûlullâh (s.a.v.)'in en sık okuduğu "istiğfarlardan biridir bu yazmış olduğum...
İstiğfar yapılırken, ne derece geniş kapsamlı tutulmasına örnek olması yönünden son derece dikkat çekicidir... Daha önce de belirttiğim gibi, bu duaları sadece papağan gibi tekrar etmekten kesinlikle kaçınmalı; Hazreti Rasûli Ekrem'in neye, ne şekilde bir yaklaşım içinde olduğuna; hangi hususlara nasıl önem verdiğine azami dikkat göstermeliyiz.

Yorum Yaz                                                                                                                             Şifalı Dualar Yukarı...


YORUMLARINIZ

hadisler için Allah ebeden razı olsun.ayetlerin sure adını ve ayet numarasını verirseniz daha çok istifade ederiz inşaallah.hadisleri cemaatada okumak istiyorum.hadislerin kaynağınıda bildirmem gerekiyor.Allah hayırlı hizmetlerinizi devam ettirsin inşaAllah.

Ekleyen:serap uçar | 25:03:11

Selam

S.A elvela bu güzel siteyi yapanada emeği geçenden'de ALLAH'razı olsn devamını dilerim

Ekleyen:Ercan | 24:03:11

baş ağrısı

allahın selam ve bereketi üzerinze olsun

Ekleyen:murat koç | 24:03:11

hastalıgım için

sayın hocam nete gezinirken buldum sizin sitenizi .çok begendim biraz okumaya çalıştım bu kitabınız satılıyomu milmiyorum da.hocam benim sürekli okunmam lazım bunu biliyorum his ediyorum ve nasıl yapıcamıda bilmiyorum çok zor durumdayım bunuda biliyorum .sitenie girdim okudum duvaları inanın içim açıldı ALLAH RAZI OLSUNKİ SİZDEN DERİM BEN

Ekleyen:inci göker | 24:03:11

1 ay önce okumuştum gerçekten işe yarıyomuş

Ekleyen:deniz sarı mehmet | 17:03:11

1 [2] [3] [4] [5] [6] [7] [8] [9] [10] [11] [12] [13] [14] [15] [16] [17] [18] [19] [20] [21] [22] [23] [24] [25] [26] [27] [28] [29] [30] [31]

   

Yorum Ekle
















 
     
   
YORUMLARINIZ YÖNETİCİMİZ TARAFINDAN ONAYLANDIKTAN SONRA  YAYINLANACAKTIR...

Etiketler:şifalı dualar, şifa duaları, şifa duası, sifali dualar, güzel dualar, etkili dualar, tesirli dualar
 

Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | İletişim | Ana Sayfa

                                                                                                                                                                                     Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com
                                                                                                                                                                                                                                      0224 224 55 92 (pbx)