Tüm Kategoriler
BİTKİSEL ÜRÜNLER BİTKİSEL ÜRÜNLER
 

Depresyon Hakkında

Depresyonun tanımı, sebepleri, belirtileri, teşhis ve geleneksel yöntemlerle tedavisi.

Depresyonun Bitkilerle Tedavisi

Depresyonu önleme ya da gidermeye yardımcı  bitkiler,
özellikleri, faydaları ve kullanım şekilleri.

Depresyonu yenmek için Doğal Taktikler

Depresyonla evde hazırlayabileceğiniz basit karışımlarla nasıl baş edebilirsiniz.

 Bir Bakışta Depresyon ve Tedavisi (Özet)

Depresyon ve tedavisine yönelik derlemiş olduğumuz bilgilerin özet sunumu.

   

Depresyon - TANIM

Depresyon ve diğer duygudurum bozukluktan ruhsal durumdaki rahatsızlıktan yansıtır. Bu bağlamda kullanıldığında, ruhsal durum, kişinin bakış açısına hükmeden, sürmekte olan duygusal durum anlamına gelmektedir. Tipik olarak geçici nitelikte olan normal ruh halleri (üzüntü, keder, sevinç) günlük hayatın bir parçasıdır ve bu da normal ve anormali birbirinden ayırt etmemizi zorlaştırır. Depresyon en sık rastlanan ruhsal durum bozukluğudur.

Hafif depresyon hislerinden, ciddi intihar düşüncelerine kadar uzanan bir klinik depresyon aralığı vardır. Hafif depresyon distimi olarak da bilinmektedir. "Distimi" terimi 1980'li yıllarda kullanılmaya başlanmıştır; 1950'lerde kullanılan bir terim olan depresif nevrozun ve 1970'lerde kullanılan depresif kişilik teriminin de yerini almıştır.

Klinik depresyon gibi distimi de DSM-IV kriterlerine göre teşhis edilmektedir. Resmi olarak distimi teşhisi konulabilmesi için hasta en az iki yıl boyunca (çocuklar ve ergenler için bir yıldır) zamanının çoğunu depresyonda geçirmelidir ve aşağıdaki belirtilerden en az üçünü göstermelidir:

  • Düşük özsaygı ya da kendine güven eksikliği.

  • Kötümserlik, ümitsizlik ya da keder.

  • Olağan zevk ve aktivitelere karşı ilginin kaybolması.

  • Sosyal aktivitelerden çekilme.

  • Yorgunluk ya da uyuşukluk.

  • Geçmiş hakkında suçluluk ya da derin derin düşünme.

  • İrritabilite (alınganlık,sinirlilik) ya da taşkın öfke.

  • Azalmış üretkenlik.

  • Konsantre olmada ya da karar vermede zorlanma.

Depresyon, Tüm Dünya üzerinde çok önemli bir sorundur. Her yıl, milyonlarca insan klinik depresyon geçirmektedir ve yine milyonlarca insan da antidepresan haplar ya da anksiyete ilaçları almaktadır. Bu durumda soru şu olmalıdır: "Neden bu kadar çok insan depresyona girmektedir?" Beş tane depresyon teorisi modeli bu soruyu cevaplamaya çalışmaktadır:

 

1.  Esaslı bir kanıt olmasa da birçok klinik hastada açıkça görülen "İçe dönen öfke" kurgusu.

2.  Depresyonun bir kişinin, bir şeyin, statünün, öz saygının hatta bir alışkanlık örüntüsünün kaybedilmesi sonucu ortaya çıktığını varsayan "kayıp modeli".

3. Davranışla ilgili kavranılan (örn. depresyonda olan kişiler depresyonlannı, doktorlarda dahil olmak üzere diğer insanlan kontrol etmek için kullanırlar) kullanan "kişiler arası ilişki" yaklaşımı. Depresyon, surat asma, sessizlik, ya da birini veya bir şeyi görmezden gelmek gibi basit davranışların uzantıları ya da büyümeleri olabilir. Bu davranışlar gereksinime yanıt vermezler ve sorun daha da kötü bir hal alır.

4.  Depresyonun, kötümserlik ve ümitsizlik gibi hislerin alışkanlık haline gelmesi sonucunda ortaya çıktığını varsayan "öğrenilmiş çaresizlik" modeli.

5. Serotonin, adrenalin ve noradrenalin gibi monoaminlerin dengesizliğiyle özdeşleştirilen biyokimyasal düzensizliği vurgulayan "monoamin hipotezi".

 

Monoamin (biojenik amin de denmektedir) modeli en baskın tıbbi depresyon modeli olsa da net olan vakaların psikolojik etiolojisi ni (kökenini) incelemek çok daha yararlıdır.Çeşitli depresyon teorilerinin içinden en beğendiğimiz model Martin Seligman, Ph.D., tarafından geliştirilen "öğrenilmiş çaresizlik" modelidir. 1960'larda Dr. Seligman hayvanlara çaresizliğin öğretilebildiğini bulmuştur. Hayvan modeli, insanlarda görülen depresyon için önemli ipuçları vermenin yanı sıra antidepresanları test etmek için de çok iyi bir model sağlamıştır.

 

Öğrenilmiş Çaresizlik Modeli

Seligman'ın ilk deneyleri üç grup köpek üzerinde yapılmıştır. İlk gruba, kaçabilecekleri derecede elektrik şoku verilmiştir. Köpekler, burunlanyla bir panele basarak şoku kolayca kapatabilmektedir, yani bu grup köpeklerin kontrol olanağı vardır. İkinci grup, ilk gruba bağlı hale getirilmiştir. İlk grupla aynı şoku alırlar fakat gelen şoku kapatamazlar. Şok ancak ilk gruptaki köpek burnuyla panele bastığında kesilecektir, yani ikinci gruptaki köpekler aldık­ları şoku hiçbir şekilde kontrol edememektedirler. Üçüncü gruptaki köpeklere hiç şok uygulanmamaktadır.

Köpekler bu ilk deneyi tamamladıktan sonra, üzerinden atlayabilecekleri bir bariyerle ortadan ayrılmış olan "servis kutusu" adı verilen kutunun içine yerleştirilirler. Köpeklere elektrik şoku verilecektir ancak sadece bariyerin üstünden atlayarak bu şoktan kaçabileceklerdir. Seligman, birinci ve üçüncü gruptaki köpeklerin bu durumu hemen kavrayacağını ancak ikinci gruptaki köpeklerin çaresizliği öğrendiğini ve yapacakları hiç bir şeyin işe yaramayacağını düşündüklerini iddia ediyordu; ikinci gruptaki köpeklerin öylece yatacağım ve şoka katlanacağını düşünüyordu.

Tahmin ettiği gibi, birinci ve üçüncü gruptaki köpekler bariyerden atlayarak şoktan kaçabileceklerini birkaç saniye içinde öğrendi, ancak ikini gruptaki köpekler oldukları yerde öylece yattılar ve servis kutusunun diğer tarafındaki şoksuz alanı görebilmelerine rağmen atlamak için hiçbir çabada bulunmadılar. Seligman ve meslektaşları çoğu insanın da benzer tepkiler verdiğini kanıtlamak için çalışmaya devam etti.

Antidepresan ilaçlan test etmek için çok etkili bir yol olduğundan, Seligman'ın modelinin benimsenmesi devrim niteliğindedir. Temel olarak, çaresizliği öğrenmiş hayvanlara anidep- resan ilaçlar verildiğinde, çaresizliklerini unutup çevreleri üzerinde kontrol sağlamaya çalışırlar. Araştırmacılar, çaresiz olmayı öğrenen hayvanların beyin kimyalarında değişiklikler olduğunu tespit etmiştir. İlaçlar, hayvanların kimyasal dengelerini geri kazanmalarını sağlar ve hayvanların davranışlarını değiştirir. Dahası, araştırmacılar, çaresizliği öğrenmiş hayvanlara çevreleri üzerinde kontrol sağlamaları öğretildiğinde, beyin kimyalarının yine normale döndüğünü bulmuştur. Çaresizliği öğrenmiş hayvanların beyin kimyalarında görülen değişiklikler (genellikle serotonin düzeylerinde düşüş), insan depresyonu ile özdeşleştirilen değişmiş monoamin içeriğini yansıtır.

Birçok hekim, beyin kimyasını değiştirmek için hemen ilaçlara başvururken, hastalara hayatlan üzerinde daha fazla kontrol sağlamayı öğretmek, daha fazla biyokimyasal değişiklik olmasını sağlar. Depresyondaki kişilerin beyinlerinde gerekli kimyasal değişiklikleri yapabilmek için en güçlü yöntemlerden biri daha iyimser olmalarını öğretmektir.

Laboratuvar ortamı dışında, Seligman, kontrol edilemeyen bir olay karşısında insanların nasıl tepki verdiğini iyi ya da kötü belirleyen asıl etkenin, açıklama tarzları yani olayları açıklama yöntemleri olduğunu ortaya çıkarmıştır.İyimser insanlann çaresizliğe ve depresyona karşı bağışıklığı vardır. Ancak, kötümser insanların hayatında bir şeyler ters gittiğinde depresyona girme eğilimleri çok yüksektir.

Seligman ve diğer araştırmacılar, bireylerin iyimserlik düzeyleri ile hem klinik depresyon hem de diğer hastalıklann ortaya çıkma riski arasında bir bağlantı olduğunu bulmuşlardır. Daha uzun süren çalışmalardan birinde hastalar otuzbeş yıl boyunca izlenmiştir. İyimser insanlar nadiren depresyona girerken, kötümser insanlar depresyona girmeye ve diğer psikolojik hastalıklara oldukça eğilimlidir.

Düşük Serotonin Düzeyleri Sonucunda Ortaya Çıkan Depresyon

Serotonin önemli bir nörotransmitterdir -nörotransmitter bir sinir hücresinden diğerine bilgi iletmekle sorumlu bir kimyasal taşıyıcıdır.Serotonin, ruhsal durumu iyileştirici ve sakinleştirici özelliğiyle beynin kendi ilacı olarak nitelendirilmektedir. Bu tanımı destekleyen bir çok kanıt vardır. Beyindeki serotonin üretimi beyne ne kadar triptofan iletildiğiyle bağlantılı olduğu için, deneysel çalışmalarda, araştırmacılar deneklere triptofan yönünden eksik olan bir beslenme uygulayarak bunun sonuçlarına bakarlar. Bu tür çalışmaların sonuçlarının serotonin düzeylerinin pozitif bir insan yaşamı için ne kadar önemli olduğunu anlamamıza büyük katkısı olmuştur. Tablo İde optimum ve düşük serotonin düzeyleri karşılaştırılmıştır.

Serotonin düzeyleri ne kadar düşük olursa sonuçları da o kadar ciddi olmaktadır. Örneğin, düşük serotonin düzeyleri depresyonla bağlantılıdır; serotoninin en düşük düzeylerde olduğu insanlar ya intihar etmiş ya da intihar teşebbüsünde bulunmuştur.

 

 

TEDAVİ

Modern psikiyatri, nörotransmitterlerde dengesizlik yaratan serotonin, dopamin ve gama amino butrik asit (GABA) gibi psikolojik etkenleri teşhis edip ortadan kaldırmak yerine nörotransmitter düzeylerini yönetmeye odaklanmaktadır. 

Yaygın olarak kullanılan antidepresanlar öncelikle serotoninin etkilerini arttırmakla işe başlar. Beyinde serotonin üretildikten sonra, salıverilmek için beklemeye geçtiği sinir hücrelerinde depolanır. Salıverildikten sonra, serotonin, komşu sinir hücrelerindeki alıcı bölgelere bağlanarak kimyasal bir mesaj taşır.Neredeyse serotonin salıverildikten hemen sonra enzimler ya serotonini yıkmak ya da beyin hücrelerine geri dönmesine yardımcı olmak için çalışmaya başlar. İki olay da serotoninin etkilerine son verir. Bu noktada ilaçlar devreye girerek ya serotoninin geri götürülmesini önler ya da yıkılmasını engeller. Sonuç olarak, etrafta, alıcı bölgelere bağlanabilecek ve serotonin etkisini iletebilecek daha fazla serotonin olur. 

Antidepresan ilaçlara birçok alternatif sunmak mümkündür. Örneğin, serotonin düzeylerinin düşmesine sebep olan birçok yaşam tarzı ve beslenme etkeni vardır. Bunların arasında en önemli olanlan: sigara içmek, alkol kullanımı, yüksek miktarda şeker alımı, aşın protein tüketimi, kan şekeri bozukluklan (hipoglisemi ve diyabet) ve çeşitli besin eksiklikleridir. Tüm bu etkenlerin ortak bir noktası vardır: triptofanın serotonine dönüştürülmesi sürecine zarar vererek serotonin düzeylerini düşürürler. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme optimum serotonin düzeylerine ulaşmak ve depresyonun üstesinden gelmek için uzun bir yol kat etmemizi sağlar. Bu arada, 5-HTP ve san kantaron,serotonin düzeylerinin yükselmesini sağlayarak yaşam ve beslenme tarzında önemli deği şiklikler yapmak için destek sağlar.

 

Altta Yatan Sebepleri Ortadan Kaldırın

Depresyonun sebebi, genellikle altta yatan organik (kimyasal) ya da fizyolojik bir etken olabilir. Altta yatan nedenleri teşhis etmek ve ortadan kaldırmak başvurulması gereken ilk tedavi yöntemi olmalıdır. Altta yatan bir nedeni etkileyememek, antidepresan ilaçlannın daha az başanlı olmasına sebep olur. Depresyona sebep olduğu bilinen basit organik etkenleri ortadan kaldırmak önemlidir. Bu organik etkenler arasında besin eksikliği ya da fazlalığı, ilaçlar (reçeteli, yasal olmayan, alkol, kafein,nikotin, vb.), hipoglisemi, tüketim, hormonal düzensizlik, allerji, çevresel etkenler ve mikrobik etkenler bulunmaktadır. Bunların her biri bu bölümde ele alınacaktır. Altta yatan bir organik neden olup olmadığına bakmaksızın, depresyondaki kişilerin danışmanlık hizmeti alması her zaman tavsiye edilir.

DEPRESYONUN ORGANİK VE
FİZYOLOJİK SEBEPLERİ

Besin allerjileri
Ağır metaller
Hipoglisemi
Hipotiroidizm
Besin Eksiklikleri
Önceden varolan fiziksel durum
Kanser
Âdet Öncesi Sendromu

Kronik iltihap

Kronik ağrı

Diyabet

Kalp hastalığı

Karaciğer hastalığı

Akciğer hastalığı

Multipl skleroz

       Romatoid artrit

Reçeteli İlaçlar

Anti histaminler

Anti hipertansifler

İltihap önleyici etkenler

Doğum kontrol hapları

Kortikosteroidler

Yatıştırıcı ve sakinleştiriciler
       Uyku bozuklukları
       Stres/düşük adrenal işlevi


Danışma

Oldukça yararlı olabilecek çok çeşitli danışma yöntemleri vardır. Kognitif, yani bilişsel teda-
vi, tıp literatüründe en çok ilgi gören ve desteklenen yöntemdir. Aslında, orta dereceli depresyon tedavisinde kognitif tedavinin antidepresan ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlanmıştır. Ancak, ilaçlar kullanıldığında depresyonun nüksetme oranı oldukça yüksekken, kognitif tedavinin nüksetme oranı çok daha düşüktür. Depresyon tedavisi için ilaç kullanan hastalarda ömür boyunca bunları kullanma eğilimi ortaya çıkar. Kognitif tedavide böy­le bir durum söz konusu değildir, çünkü hastalara depresyonla başa çıkabilecekleri yeni beceriler öğretilir.

Kognitif tedavi alanında eğitim almış olan psikologlar ve diğer zihinsel sağlık uzmanları depresyondaki hastaların başarısızlık, yenilgi, kayıp ve çaresizlik gibi konulara bakış açılarını değiştirmek için çalışmaktadır. Kognitif terapistler beş ana taktiği kullanır.

Öncelikle, hastaların, en kötü hissettikleri dönemde bilinçlerini kaplayan olumsuz otomatik düşüncelerin farkına varmalarına yardımcı olurlar. İkinci olarak, bunlara zıt olan kanıtlara odaklanarak olumsuz düşüncelerle mücadele ederler. Üçüncü olarak, hastalara, bu olumsuz otomatik düşüncelerle mücadele edebilecekleri farklı açıklamaları öğretirler. Dördüncü olarak, hastaların düşüncelerini kontrol etmesine yardımcı olarak, derin düşüncelere dalmaktan (aynı düşünceye takılıp kalmak) nasıl kurtulabileceklerini öğretirler. Son olarak ise, depresyona sebep olan olumsuz düşünce ve inançları sorgulayarak yerlerini olumlu düşünce ve inançların almasını sağlarlar.

Kognitif tedavi, aşın uzun süren psikanaliz sürecini içermez. Bu, hastaların yaşam kalitelerini yükseltecek becerileri öğrenmelerine yardımcı olmak için tasarlanmış çözüm odaklı bir psikoterapidir.

Hormonal Etkenler

Birçok hormonun ruhsal durumu etkilediği bilinmektedir. Ancak, hepsini bu bölümde incelemek imkansızdır. Bunun yerine, bu bölümde tiroit ve adrenal hormonların etkileri üzerine odaklanılacaktır.

 

Tiroit İşlevi

Depresyon, genellikle tiroit hastalıklarının erken bir belirtisidir; hatta tiroit hormonlarındaki hafif düşüşün belirtilere yol açtığından şüphelenilmektedir. Düşük tiroit işlevi ve depresyon arasındaki bağlantı tıbbi çevreler tarafından çok iyi bilinmektedir; düşük tiroit işlevinin mi depresyona yoksa depresyonun mu düşük tiroit işlevine sebep olduğu bilinmemektedir. Muhtemelen ikisinin kombinasyonu söz konusudur.

 

Stres ve Adrenal Fonksiyon

Tiroit bezinde olduğu gibi adrenal bezlerinin işlevindeki değişiklikler de depresyonla yakından ilişkilidir. Bu, genellikle depresyonun ana sebeplerinden biri olduğu düşünülen stresin bir sonucudur. Adrenal Stres İndeksi, beslenmeye odaklanmış birçok hekimin stres düzeylerini ve strese karşı tepkilerini ölçmek için kullanılan bir laboratuvar tekniğidir. Bu test, tükürükteki kortizol ve dihidroepiandesteron (DHEA) adrenal hormonlarının düzeyini ölçer.Depresyon durumlanndaki tipik sonuçlar sabahları yükselmiş kortizol ve düşük DHEA düzeyi şeklindedir.

Kortizol seviyelerindeki bu yükseliş, beynin ortasında bulunan hipotalamus ve hipofiz bezindeki adrenal işlevi kontrol mekanizmalarında bir bozukluk olduğuna işaret etmektedir.Duygudurum (ruhsal durum) bozukluklarında görülen adrenal düzenleme kusurlan arasında şunlar vardır: stres tepkilerinden bağımsız olarak aşın kortizol salgılanması, geceleri anormal olarak kortizolun salıverilmesi, deksametazon supresyon testi esnasında deksametazon ilacının yetersiz supresyonu (baskılaması). Adrenal hormonu ve tiroit işlevi kontrol mekanizmalarındaki bozukluklar depresyonun en belirgin özellikleridir.

Adrenal bezleri yüksek miktarlarda doğal kortizol salgıladığında, beyin üzerindeki etki-
si prednizon gibi sentetik kortizolların etkilerine işaret eder: depresyon, mani,
irritabilité ve yüksek düzeylerde şizofreni. Kortizolun ruhsal durum üzerindeki etkileri triptofan oksijenaz ile aktivasyonuna bağlıdır.Bu aktivasyon serotonin ve melatonin sen­tezi yerine triptofanın kinurenin yoluna yönelmesiyle sonuçlanır. Bu yönelimin önemi daha sonra Triptofan Felaketi adlı bölümde tanımlanmaktadır.

Çevresel Toksinler

Ağır metaller (kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik, nikel ve alüminyum), çözücüler (temizlik maddeleri, formaldehidler, tolven, benzin,vb.), bitki ve böcek ilaçları sinir dokularıyla yakından ilgilidir. Sonuç olarak, çeşitli psikolojik ve nörolojik belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtiler arasında depresyon, baş ağnlan, zihinsel karmaşa, zihinsel hastalıklar, kol ve bacaklarda karıncalanma, anormal sinir refleksleri ve diğer bozuk sinir sistemi işlevleri bulunmaktadır.

Yapılmış olan maruz kalma ve saç minerali analizleri çevresel zehirler için iyi bir tarama mekanizmasıdır. Eğer saç minerali analizinden hiçbir sonuç elde edilememişse, sekiz saatlik kurşun mobilizasyon testi, daha hassas bir göstergedir. Bu test, kurşuna bağlanan ve idrarda salgılanmasını sağlayan şelat EDTA (etilendi amintetra asetik asidi) kullanır. Sekiz saatlik mobilizasyon testi, EDTA enjeksiyonundan sonraki sekiz saatlik süre içerisinde salgılanan kurşun düzeyini ölçer.

Yaşam Tarzı Etkenleri

Sağlıklı bir yaşam tarzı ve sağlıklı bir beslenme depresyonun tedavisinde çok önemlidir. Sigaranın, aşın alkol tüketiminin ve kafein alımının bırakılması özellikle önemlidir. Yaşam tarzında
yapılan bu değişiklikler, düzenli egzersiz ve sağlıklı bir beslenme ile birleştiğinde antidepresan ilaçlara göre çok daha iyi klinik sonuçlar verir, üstelik bunların hiç bir yan etkisi de yoktur.

Sigara İçmek

Sigara içmek, ABD'de prematüre ölümlere neden olan en önemli etkenlerden biridir. Sigara içmek depresyonda da çok önemli bir etkendir. Nikotinin etkisi, kortizolun da içinde bulunduğu adrenal hormonların salgılanması şeklinde ortaya çıkar. Yükselmiş kortizol seviyeleri, depresyonun çok bilinen bir özelliğidir.Kortizolun (ve stresin) ruhsal durum üzerindeki en önemli etkisi, beyne daha az triptofan iletilmesiyle sonuçlanan triptofan oksijenaz aktivasyonudur. Beyindeki serotonin düzeyi, beyne iletilen triptofan miktarına bağlı olduğu için kortizol, serotonin ve melatonin düzeylerinin büyük oranda düşmesine sebep olur. Ek olarak, kortizol, beyinde bulunan serotonin alıcılarını mevcut serotonine karşı daha az hassas hale getirerek azaltır.

Sigara içmek, göreceli C vitamini eksikliğine de yol açar; çünkü C vitamini sigara dumanının detoksifikasyonunda kullanılmaktadır. Beyindeki C vitamini düzeylerindeki düşüş depresyon ya da histeri ile sonuçlanabilmektedir.

Alkol

Beyin faaliyetlerini azaltan bir etken olan alkol, adrenal çıkışını artırır, birçok beyin hücresi sürecine mani olur ve normal uyku döngüsünü bozar. Alkol alımı ayrıca hipoglisemiye de sebep olur ve kan şekerindeki bu düşüş,şekere karşı aşın istek duyulmasına sebep olur. Ancak, şeker alımının arttırılması da hipoglisemiyi şiddetlendirir. Hipoglisemi de alkoliklerin zihinsel ve duygusal problemlerini şiddetlendirir.

 

Kafein

Kafein çok iyi bir uyarıcı olarak bilinmektedir ancak kafeine verilen tepki büyük farklılıklar gösterir; depresif ya da tedirgin hissetmeye eğilimli insanlar kafeinden özellikle çok daha fazla etkilenirler. Kafetnizm; depresyon, irritabilite, çarpıntı, kaygı artışı ve tekrarlayan baş ağrısı gibi belirtileri olan genel anksiyete ve panik hastalıklara benzeyen bir klinik sendromdur.

Birçok çalışma, kafein alımı ve depresyon konularını araştırmıştır. Örneğin, bir çalışma,
Amerika'da sağlıklı kolej öğrencileri arasında, orta ve çok miktarlarda kahve içenlerin, depresyon ölçümünde az miktarlarda kahve içen öğrencilere göre daha yüksek puan aldıklarını göstermektedir. İlginç bir şekilde, orta ve çok miktarlarda kahve içenlerin akademik performansları oldukça düşüktür. Diğer birçok araştırma da depresyondaki insanların çok büyük miktarlarda kafein tüketme eğilimde olduklarını göstermektedir (günde 700 mg'den daha fazla). Ek olarak, kafein alımı, psikiyatri hastalarının zihinsel hastalıklarının derecesiyle de bağlantılıdır; kafein alımı arttıkça depresyonun şiddeti de artmaktadır.

Kafein ve rafine şekerin birlikte alınması, her birinin tek tek alınmasından daha zararlıdır. Birçok araştırma, bu kombinasyon ve depresyon arasında bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmıştır. İlginç çalışmalardan birinde yirmibir kadın ve yirmi iki erkek gönüllü arayan bir ilana cevap vermiştir. Bu ilanda "depresyonda olduğunuzu hissediyor ama neden olduğunu bilmiyorsanız, çok uyuyup hala yorgunum diyorsanız, ruhsal durumunuz çabuk değişiyorsa, çoğu zaman kötü hissediyorsanız" gibi bir tanım kullanılmıştır. Baz olarak afanam psikoloji testinden sonra deneklere bir hafta boyunca kafein ve sakkaroz içermeyen beslenme uygulanmıştır. Büyük oranda bir iyileşmeme olduğunu bildiren deneklere (yüzde altmış oranında) çift kör yöntemle müdahale edilmiştir. Deneklere ya kafein içeren bir kapsül ve şeker ile tatlandırılmış Kool-Aid içeceği ya da selüloz içeren bir kapsül ve NutraSweet ile tatlandırılmış Kool-Aid içeceği verilmiştir. Her müdahale altı gün sürmüştür. Yaklaşık olan deneklerin yüzde ellisi sakaroz ve kafein kullanılarak yapılan bu test sürecinde depresyona   girmiştir.

Kool-Aid çalışmasına benzeyen diğer araştırma, depresyondaki on altı hastadan yenisinin kafein ve sakaroz müdahalesiyle depresyona girdiğini; ancak gösterdikleri belirtilerin kafein ve sakaroz içermeyen bir beslenme ve selüloz ile NutraSweet test sürecinde kaybolduğunu ortaya koymuştur.

Ortalama bir Amerikalı günde 150 ila 225 mg arasında ya da yaklaşık olarak bir ile iki bardak kahvede bulunan miktar kadar kafein tüketmektedir. Birçok insan bu miktarı tolere edebilse de bazı insanlar kafeinin etkilerine diğerlerine göre daha duyarlıdır. Kafeinsiz kahvede bulunan az miktardaki kafein bile bazı insanları ters bir şekilde etkileyebilmektedir.Depresyonda olan ya da herhangi bir psikolojik rahatsızlığı olan hastalar kafeinden tamamen uzak durmalıdır.

Egzersiz

Düzenli egzersiz, kullanılabilecek en güçlü doğal antidepresandır. Aslında, kalp hastalıklarının önlenmesinde belirtilen egzersizlerin yararlı etkileri, kalp ve damar işlevlerini iyileştirmeyle bağlantılı olduğu kadar ruhsal durumu iyileştirmeyle de ilişkilidir. Çeşitli toplum ve klinik çalışmaları, egzersizin depresyonu önleyici çok önemli etkileri olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, yoğun bir şekilde egzersiz ve spor yapmanın ve fiziksel faaliyette bulunmanın anksiyete, depresyon ve kırıklık gibi hastalıkların belirtilerinin azalmasıyla yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Dahası, egzersiz yapmayanlarla karşılaştırıldığında, düzenli egzersiz yapan insanların öz saygısı daha fazla olur, kendilerini daha iyi ve daha mutlu hissederler.

Egzersizin ruhsal durumu iyileştirici etkisi,ruhsal durumla doğrudan bağlantılı olan endorfin düzeylerini arttırmasıyla bağdaştırmaktadır.En ilginç araştırmalardan biri, on koşucu ile aynı yaştaki on tane koşmayan erkeğin beta endorfin seviyeleri ve depresyon profilleriyle egzersiz ve endorfinin depresyon üzerindeki etkisini karşılaştırmıştır. Testten geçen on koşmayan erkeğin daha depresif olduğu, daha fazla stres altında kaldığı, düşük kortizol sevi­yelerine ve düşük beta-endorfin düzeylerine sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmacıların belirttiği gibi, bu çalışma "depresyonun egzersizle bağlantılı olduğunu ve egzersizin fiziksel aktivite ile depresyon arasındaki biyokimyasal bağlan sağlamlaştırdığı" tekrar doğrulamıştır.En az 100 çalışma egzersiz programlarının depresyon tedavisindeki etkinliğini değerlendirmiştir. 1980 den önce yapılan 64 çalışmanın analizi, fiziksel form tutmanın depresyonun belirtilerini iyileştirdiğini ve hem öz saygıyı hem de çalışma tutumunu geliştirdiğini göstermiştir.

Ne yazık ki, çoğu çalışmanın kalitesi idealden düşüktür. Ancak, bu çalışmaların analizlerinden çıkan iyi sonuçlar nedeniyle egzersizin,bir tedavi yöntemi olarak ne kadar etkili olduğunu tespit etmek amacıyla 1980'lerde iyi tasarlanmış çalışmalar yapmak için bir heyecan ortamı oluşmuştur. Bu çalışmalar, öncekilere göre daha sıkı bilimsel kriterler kullanmıştır ancak çıkan sonuçlar yine de benzer olmuştur.Egzersizin de ilaçlar ve psikoterapi ya da antidepresanlar kadar etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Son zamanlarda, daha da titiz bir şekilde yapılan çalışmalar düzenli egzersizin güçlü bir antidepresan olduğunu göstermiştir.

Vücut çalışması (ağırlık kaldırmak) ya da tempolu yürüyüş, jogging, bisiklete binmek,açık havada kayak, yüzme, aerobik dans ya da raket sporlan gibi aerobik aktiviteler en iyi egzersizdir.


Beslenme İpuçları

Beynin düzgün çalışmak için sürekli bir kan şekeri kaynağına ihtiyacı olduğu için, hipoglisemiden kaçınılmalıdır. Hipogliseminin belirtileri hafiften çok şiddetliye kadar derecelenebilmektedir ve bunların arasında depresyon, anksiyete, irritabilité ve diğer psikolojik rahatsızlıkların yanı sıra, yorgunluk, baş ağrısı, bulanık görme, aşın terleme, zihinsel karmaşa, tutarsız konuşma, garip davranışlar, çırpınma nöbetle ri bulunmaktadır. Birçok araştırma, hipogliseminin depresyondaki hastalar arasında çok yaygın olduğunu göstermiştir. Reaktif hipogliseminin sebep olduğu depresyon durumlarında beslenmeden sadece rafine karbonhidratları çıkarmak çoğu zaman etkili bir tedavi için yeterli olabilmektedir.    

Depresyon için verilecek olan yol gösterici talimatlar optimum sağlık için verilenlerle aynıdır. Bazı beslenme tarzlarının birçok hastalığa sebep olduğu, bazılarının ise bu hastalıkları önlediği artık çok iyi yerleşmiş bir gerçektir. Sağlıklı bir beslenme bilinen tüm besin türleri- ni optimum seviyede, şeker, doymuş yağlar, kolestrol, tuz ve gıda katkı maddeleri gibi sağlığa zararlı besin bileşenlerini ise en düşük düzeylerde almamızı sağlar. Sağlıklı bir beslenme tam, "doğal" işlenmemiş besinlerden oluşur.Özellikle meyve, sebze, tahıl, fasulye, çekirdek ve sert kabuklu besinler gibi bitkisel besinler yönünden zengindir; çünkü bu besinler sadece önemli birer besin kaynağı olmakla kalmaz aynı zamanda sağlığı önemli derecede iyileştirecek ilave bileşikler de içerirler.

Besin Yetersizliği

Herhangi bir besinin yetersiz olması, beyin işlevini değiştirerek depresyona, anksiyeteye diğer zihinsel bozukluklara yol açabilmektedir. Ancak, Besinlerin beyin ve ruhsal durum üzerindeki etkileri göz önüne alındığında, besin yetersizliği buzdağının sadece görünen kısmını oluşturmaktadır. Dr. Melvin Werbach'a göre:

 "Beslenmenin, kavrayışı, duygulan ve davranıştan büyük bir oranda etkilediği çok açıktır. Klasik besin yetersizliği hastalıklarının zihinsel fonksiyon üzerindeki etkisinin, beslenme ve zihin arasındaki sürekli genişlemekte olan arayüzlerin sadece çok küçük bir parçasını oluşturduğu da oldukça açık tır... Besin yetersizliklerinin doğruluğunu kanıtlayacak laboratuvar göstergeleri olmasa da, titiz bilimsel tasarımları kullanan birçok araştırma besin takviye­ sinin etkileyici bir şekilde yararlı olduğunu göstermektedir.

Yüksek etkili multivitamin ve mineraller, üzerinden inşaya devam edilebilecek iyi bir beslenme temeli oluşturur. Bir multivitamin ve mineral formülü seçerken İLAVE DESTEKLER bölümünde belirtildiği şekilde tüm vitamin ve mineralleri en etkili düzeylerde almamızı sağlamasına dikkat edilmelidir. Bazı besin eksikliklerine, depresyon hastalarında çok yaygın olarak rastlanır. En yaygın eksiklikler, folik asit,B12 ve B6 Vitaminidir. Bu besin eksikliklerinin önemine bu bölümün aşağıdaki kısımlarında değinilmiştir.

Folik Asit ve B12 Vitamini

Folik asit ve B12 vitamini, birçok biyokimyasal süreçte birlikte çalışmaktadır. Folik asit eksik-
liği dünya üzerinde en sık görülen besin eksikliğidir. Depresyon hastalan üzerinde yapılan çalışmalarda, yüzde otuz bir ile yüzde otuzbeş oranında folik asit eksikliği tespit edilmiştir. Yaşlı hastalarda bu oran daha da yüksek çıkabilmektedir. Psikiyatri servisine alınan yaşlı hastalar arasında folik asit eksikliği tespit edilen hasta sayısının yüzde 35 ile 92,6 arasında değişiklik göstermektedir. Folik asit eksikliğinin en yaygın belirtisi depresyondur. B12 vitamini eksikliğine, folik asit eksikliğinden daha az rastlanmaktadır, ancak B12 vitamini eksiliği de özellikle hastalarda depresyona sebep olabilmektedir.Folik asit ve/veya B12 vitamini eksikliğinin giderilmesi, ruhsal
durumun büyük oranda iyileşmesiyle sonuçlanmaktadır.

Folik asit, B12 vitamini ve SAM (S-adenozilmetionin) diye bilinen bir tür amino asit. “metil iletici'' işlevi görürler. Bunlar, nörotransmitter de dahil olmak üzere önemli beyin bileşenlerine metil molekülleri taşır ve iletirler. Metil grubu iletilmezse nörotransmitterler levlerini yapamaz. SAM, vücuttaki temel metil ileticisidir. Folik asidin antidepresan etkisi beyindeki SAM içeriğinin artması sonucunda ortaya çıkar.

Metilleşmeye bağlı olan beyin bileşenlerinden biri de tetrahidrobiopterindir (BH4). Bu bileşik, serotonin ve dopamin gibi sinir ileticilerinin uygun amino asitlerden üretilmesinde önemli etkenlerden biri olarak işlev görür.Tekrarlayan depresyonu olan, hastaların BH4 sentezleme düzeyi düşüktür, bu da muhtemelen düşük SAM düzeylerinin sonucu olarak ortaya çıkar. Bu hastalara uygulanan BH4 takviyesi oldukça iyi sonuçlar vermiştir. Ne yazık ki BH4 şu anda satılmamaktadır. Ancak, BH4 sentezi folik asit, B12 ve C vitamini tarafından tetiklendiği için bu hormonların beyindeki düzeylerini arttırmak BH4 oluşumunu ve serotonin sentezini harekete geçirir.

Beslenme tarzına, folik asit, C ve B12 vita­mini takviyesi yapmanın, BH4 düzeylerini arttırdığına dair kanıtlar bulunmaktadır. Ek olarak, folik asit takviyesi ve metilasyon reaksiyonlarının artmasının, serotonin düzeylerini yükselttiği ortaya çıkmıştır. Folik asit ve B12 vitaminin antidepresan etkisi hiç şüphesiz yükselmiş serotonin düzeylerine bağlıdır. Tipik olarak, antidepresan klinik tedavilerinde folikasit dozlan oldukça yüksektir: 15 mg -150 mg Yüksek dozda folik asit tedavisinin güvenli (epilepsi hastalan hariç) ve antidepresan ilaçlar kadar etkili olduğu ortaya çıkmıştır.

800 mcg folik asit ve 800 mcg B12 vitamini, çoğu durumda eksiklikleri gidermek için yeterli olmaktadır. Folik asidin, B12 vitamini eksikliğini maskelemesini engellemek için, folik asit takviyesi her zaman B12 vitamini ile birlikte uygulanmalıdır.

B6 Vitamini

B6 vitamini (piridoksin) düzeyleri özellikle doğum kontrol hapı ya da farklı şekillerde östrojen alan kadınlarda ve depresyon hastalarında genellikle oldukça düşüktür. Serotonin üretimi için B6 vitaminine ihtiyaç duyulduğunu ve beyinde çok çeşitli işlevinin olduğunu göz önüne alırsak, antidepresan kullanan milyonlarca insanın düşük B6 vitamini düzeylerinden dolayı depresyonda olmaları çok muhtemeldir.B6 düzeyleri düşük olan hastalar bu takviyeye çok iyi yanıtlar vermektedir. Genellikle etkili olan doz 50 mg ile 100 mg arasında değişmektedir.

 

Omega-3 Yağ Asitleri

Beslenme tarzındaki omega-3 yetersizliği depresyonla bağdaştırılmaktadır.Bu da sinir hücresi zarlarının oluşumda besinsel yağ asitlerinin etkisiyle bağlantılı olabilir. Hücrenin farklı yağ asitleri ile seçici bir şekilde birleşmek için programlandığı düşünülse de optimum işlevini sürdürmek zorundadır. Esansiyel yağ asidi (özellikle omega-3) eksikliği ya da doymuş yağların ve hayvan yağı asitlerinin aşın miktarlarda bulunması, normalden daha akışkan hücre zarlarının oluşmasına sebep olmaktadır.

Hücre zarlanndaki esansiyel yağ asitlerinin eksikliği hücre zan işlevine büyük oranda zarar verir. Hücre zannın temel işlevlerinden biri de moleküllerin içeri ve dışan geçişini düzenleyen seçici bariyer görevi görmek olduğu için, yapının ya da işlevin zarar görmesi hücrenin kendi iç ortamını kontrol etme yeteneğini kaybetmesine sebep olur. Zar akışkanlığındaki değişimler davranışlan, ruhsal durumu ve zihinsel işlevi etkilemektedir, çünkü beyin, insan vücudundaki en zengin yağ asidi kaynağı dır ve sinir hücrelerinin düzgün işlemesi büyük ölçüde uygun zar akışkanlığına bağlıdır.

Çalışmalar, beyin hücresi zarının, akışkanlık gibi fiziksel özelliklerinin direk olarak sinir ileticilerinin sentezini; sinyal iletimini; serotonin ve diğer sinir ileticilerinin alımını; ve monoamin oksidazını etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Monoamin oksidaz ise serotonin ile adrenalin, dopamin ve noradrenalin gibi diğer monoamin sinir ileticilerini yıkan bir enzimdir.Tüm bu faktörler, depresyon ve diğer psikolojik hastalıklarda etkindir.Araştırmacılar, omega-3 yağ asidinin, kalp ve damar hastalıklarının gelişimini azalttığı gibi, depresyon gelişimini azaltmada da işe yarayabileceği sonucuna varmıştır. Bu sonuç bir kaç etkene dayanmaktadır:

1. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, beslenme ya da ilaç aracılığıyla plazma kolesterolünün düşürülmesinin intihar, cinayet ve depresyon oranlarını artırabileceğini düşündürmektedir.

2. Tüketilen besinsel yağların miktarı ve türü, serum lipit düzeylerini etkiler ve hücre zarlarının biyofiziksel ve biyokimyasal özelliklerini değiştirir.

3. Kolesterol düzeylerini düşürmek için verilen beslenme tavsiyeleri omega-6'nın, omega-3 e oranını arttırmayı ve esansiyel omega-3 yağ asidi ile docosahexanoic asidini azaltmayı amaçlar.

4. Birçok ülkede ve Birleşik Devletler'de yapılan toplum tabanlı çalışmalar, omega-3 yağ asidi tüketiminin azaltılmasının depresyon oranlarında yükselmeye neden olduğuna işaret etmektedir.

5. Depresyon ile kalp ve damar hastalıkları arasında istikrarlı bir bağlantı bulunmaktadır.

Besin Allerjileri

Depresyon ve yorgunluk altmış beş ytfdan daha uzun bir süredir besin allerjileri ile özdeşleş tirilmektedir. 1930da, bu yüzyılın önde gelen allerji uzmanlarından biri olan Dr. Albert Rowe depresyon, yorgunluk, kas ve eklem ağrıları. sersemlik, konsantrasyon bozukluğu ve sinirli-
lik gibi belirtileri olan sendromu tanımlamak için
"allerjik toksemi" terimini kullanmıştır."Allerjik toksemi" terimi artık kullanılmasa da, besin allerjileri depresyon hastalarında hala çok önemli bir rol oynamaktadır.

Monoamin Metabolizması ve Öncü Tedavi

Serotonin, adrenalin, dopamin ve gama-amino-butrik asit (GABA) gibi monoamin nörotransmitterler amino asit öncüleri tarafından üretilmektedir. Özellikle triptofan, 5-hidroksitriptofan (5-HTP) ve tirozin gibi monoamin (MA) öncüleri, sentetik antidepresanlara göre monoamin metabolizmasını etkilemek için daha doğal bir yol sunarlar.

Depresyon Tedavisinde Triptofan

Depresyon ve uykusuzluk tedavisinde kullanılan triptofan takviyesinin altında yatan teori, beyindeki serotonin ve melatonin düzeylerini yükselteceğidir. Bu teori, depresyon hastalarının triptofan ve serotonin düzeylerinin düşük olması gibi sağlam bir kanıtla desteklenmektedir. Ne yazık ki, depresyondaki hastalara yapılan triptofan takviyesi yayınlanmış klinik deneylerde kanşık sonuçlar doğurmuştur. Triptofan ve plasebonun karşılaştırıldığı sekiz araştırmadan sadece ikisinde triptofanın plasebodan daha etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak, ilginç bir şekilde, triptofan ve geleneksel anti-
depresan ilaçlan karşılaştıran on bir çalışmadan dokuzu etki açısından aralannda hiçbir
fark olmadığını göstermiştir.

Bu çalışmalan incelerken, çalışmanın boyutu, depresyonun şiddeti, süresi ve miktan gibi birçok etkeni göz önünde bulundurmamız gerekir. Ek olarak, hormonlar ve triptofanın kendisi gibi bazı etkenler de triptofan oksijenazı aktivitesini tetiklemektedir; bu da triptofanın kinurenine dönüşmesi ve beyne daha az triptofan iletilmesiyle sonuçlanmaktadır.

Özet olarak, triptofan tek başına kullanıldığında depresyon tedavisinde belli bir düzeyde işe yaramaktadır. Triptofandan tam olarak yarar sağlayabilmek için kinurenin yolunu bloke ederek daha iyi sonuçlar alabilmek amacıyla B6 vitamini ve B3 vitaminin niyazinamid formuyla birlikte kullanılmalıdır. Triptofan yeniden piyasada yerini almaya başlamıştır ancak 5-HTP kullanımı hala daha iyidir.

5-Hidroksitritofan (5-HTP)

Serotonin üretimine bir adım daha yakın olan triptofan 5-HTP’dir.Bu bileşik, triptofana göre çok daha iyi sonuçlar vermektedir.Öncelikle bir bakteri yardımıyla sentezlenmesi yerine bir Afrika bitkisinin (Griffonia simplicifolia) çekirdeğinden elde edildiği için doğal olarak daha güvenlidir.Triptofandan farklı olarak da 5-HTP kinurenine dönüştürülemez ve kan beyin engelini kolaylıkla geçer.Sonuç olarak ağızdan alınan bir doz triptofanın sadece %3 ü serotonine dönüştürülürken, bir doz ağızdan alınan 5-HTP’nin %70 ten fazlası dönüştürülmektedir.

Fenilalanin ve Tirozin

Depresyon için fenilalanin ya da tirozin kullanan klinik çalışmaların sayısı, triptofan ve 5-HTP kullananların sayısına yaklaşamasa da, bumonoamin öncülerinin bazı insanlarda etkili olabileceğine dair kanıtlar mevcuttur.

Fenilalanin, hem tirozine hem de feniletilamine (FEA) dönüştürülebilmektedir.82 Bu biyojen aminin, insanlarda iç uyarıcı ve antidepresan madde görevi gördüğü belirtilmiştir. Çikolatada yüksek oranlarda bulunmaktadır, bu da çikolata bağımlılığını açıklayabilir. Depresyon hastalarında idrar FEA düzeyleri düşükken, şizofren hastalarında bu düzey yüksektir. Fenilalaninin hem D- hem de L formları, idrar FE-A çıkışını ve beyin FEA konsantrasyonunu arttırmaktadır.

S-Adenozil-Metionin (SAM)

B12 vitaminin ve folik asidin anlatıldığı bölümde SAM'ye de kısaca değinilmişti. SAM; mono
arninlerin, nörotransmitterlerin ve fosfatidilkolin ile fosfatidilserin gibi fosfolipidlerin metilasyonuna katılır. Normalde beyin ihtiyacı olan tüm SAM'yi amino asit metioninden karşılar.
Ancak, SAM sentezi, depresyon hastalarında zayıflamıştır. Depresyon hastalarının beslenmesine SAM takviyesi yapıldığında
Serotonin ve dopamin düzeyleri yükselir, ayrıca nörotransmitterler alıcı bölgelere daha iyi bağlanır.Bu da Serotonin ve dopamin faaliyetinin artmasını, beyin hücre zan akışkanlığının daha uygun hale gelmesini ve böylece de büyük oranda klinik iyileşmelerin ortaya çıkmasını sağlar.Birçok klinik çalışmanın sonucu, SAM'nin en etkili antidepresanlardan biri olduğunu ortaya çıkarmıştır.

 


ETİKETLER: depresyon belirtileri, depresyonun teşhisi, depresyondan kurtulma yolları, depresyondan kurtaran bitkiler, depresyonun bitkilerle tedavisi, depresyon tedavisi

 

Müşteri Hizmetleri | Garanti ve İade Şartları | Teslimat Şartları | Gizlilik Taahhüdü ve Güvenlik Politikası | İletişim | Ana Sayfa

                                                                                                                                                                                     Copyright © 2009 Şifa Market | www.sifamarket.com
                                                                                                                                                                                                                                      0224 224 55 92 (pbx)